Yeşil Binalar

Yeşil Binalar, Yeşil Dünya

| Mart 2017


   Öyle bir ofis hayal edin ki havalandırma sistemlerinden su arıtmasına kadar her türlü işlemde doğal kaynakları ve doğanın bizlere sunduğu imkanları kullansın, ya da gün ışığından en yüksek derecede verim alma prensibiyle tasarlanmış bir okul, bir hastane mesela.

İşte bütün bunlar yaşam standartlarımızı yükseltmek, enerjiyi ve doğal kaynakları etkin kullanmak adına edinilmiş yeşil bina prensipleri. Günümüzde sayıları az da olsa çevre dostu sistemlere olan ilgi gittikçe çoğalıyor demek mümkün.

   Yeşil bina anlayışının temelinde doğayla uyumlu ve eko sistemin bir parçası olabilmek yatıyor şüphesiz. Yapıların gelecek nesillere aktarılması için verimli, sürdürülebilir ve enerji etkin çözümler sunmaktan bahsediyoruz. Ne de olsa, bir mimar olarak geçmişin farkındalığında bugün için tasarlarsınız, ya da gerçekten bilinmez olan bir gelecek için.

   Artan nüfus beraberinde artan ihtiyaçları ve bir takım talepleri beraberinde getiriyorken, sınırlı ve oldukça değerli olan doğal kaynakların bu talepleri karşılayabilmesi için ekonomik ve akılcı yöntemlerle idare edilmesi gerekir. Kaldı ki yeşil binalar tasarım surecinden tutunda da işletim surecine kadar olabildiğince verimli ve çevreci çözümler sunuyor.Yeşil binaları tasarlarken yeşili korumak, karbon ayak izimizi küçültmek ve asil önemlisi bu yerkürede diğer canlılara karşı da sorumlu olduğumuzu unutmamak adına enerji ve su verimliliği basta olmak üzere bir çok metot kullanılıyor.Bunlardan bir diğeri de havalandırma sistemleri. Binalarda doğal havalandırmalardan en üst düzeyde faydalanılarak; hem enerji tasarrufu sağlanarak çevre koruması hem de bina içi yaşam konforunun arttırılması hedefleniyor. İç mekanlarda soluduğumuz havanın kalitesi kimi zaman ortamdaki zararlı tozları ve partikülleri tutan bir halı tarafından, kimi zaman da topraktan gelen temiz ve mevsim koşullarına uygun sıcaklıktaki havayı binaya dağıtan bir sistem tarafından iyileştirilebiliyor.

   Diğer bir yandan bu bahsettiğimiz sürdürülebilirlik düşüncesi sadece finansal bir kaygıdan ya teknolojik bir gelişmeden değil, ayni zamanda sosyal ve ekonomik dokulardan da kaynaklanıyor. Modern insanin doğaya ve çevresine yani diğer bir deyişle kendisine yabancılaşması, büyük ölçeklerde şehirleşme sorunlarını beraberinde getiriyor. Bu da insanin çevresiyle ve yasam alanıyla olan ilişkisini gözden geçirmesine fırsat veriyor.

   Peki elimizde bunca gelişmiş teknolojik birikim ve materyal varken yeşil prensipleri ve yeşil mimariyi hayatımıza hala tam anlamıyla dahil edememiş oluşumuz neden?

   Bana kalırsa insanin önündeki tek engel yine insanin kendisi. Bu konuda gerekli bilinç kazanılır ve ihtiyaç duyduğumuz yatırımcı ve üretici güç elde edilirse insan ve cevre etkileşiminde daha iyi yerlere ulaşılabilir.

Ne de olsa insanin en büyük destekçisidir doğa…

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?