Yavuz Baver Barut

Questions for Academics

| Şubat 2020


Yavuz Baver Barut, İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi’inde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. 2019-2020 eğitim öğretim yılı güz dönemi için ARCH317:Parametrik Tasarım, FA101:Temel Tasarım dersleri vermektedir.

Yavuz Baver Barut works at İhsan Doğramacı Bilkent University as a part-time instructor. He teaches ARCH317: Parametric Design andFA101: Basic Design for the 2019-2020 fall semester.

Soru 1: Öğrencilik hayatınızda sizi en çok mutsuz eden olay ne olmuştu?

Yavuz Baver Barut: Üniversite yıllarımın bitmesi üzücüydü diyebilirim onun dışında beni üzen bir şey hatırlamıyorum. Lisans hayatımı keyif alarak okuduğumu düşünüyorum ama retrospektif olarak baktığımda; mimarlıktan, derslerden ve işleyişten daha fazla keyif alabilirmişim. Keyif almadan yapılabilecek bir şey olmadığı için ne kadar keyif alınması gerekiyorsa ondan daha fazlasını hedeflemek gerekiyordu. Bu yüzden bittikten sonra bir şeylerin farkına varmak üzücü ama lisans hayatımda beni üzen hiçbir olay hatırlamıyorum.

Question 1: What was it that made you the saddest in your university life?

Yavuz Baver Barut: I do not recall going through a sad occasion. I can say that my university years being over was sad. To tell the truth, we did enjoy school but there was something missing. When I look from a retrospective perspective, I could have enjoyed architecture, the lessons, and the process more. Since it was not something one could do without enjoying, it was necessary to aim higher joy than necessary. Hence, it is sad to awaken after things are over but I do not remember any occasion that saddened me during my undergraduate life.

Soru 2: Bir akademisyen olarak uyumak için vaktiniz oluyor mu?

Yavuz Baver Barut: Uyumak için vaktim oluyor ama zaman göreceli bir kavram olduğu için, uyumaya ayırdığım zaman belki diğer insanlara yeterli gelmeyebilir. Ben daha az uykunun vücuda yeterli olduğunu düşünüyorum. Lisans sürecinde daha az uyumaya alıştığım için, bana günde 4-5 saatlik uykular yetiyor. Böyle bir uyku düzenine bünye alışmasa, yorgunluğu devam etse de mental olarak kendinizi hazır hissediyorsunuz. Yine de insan uyku arıyor. Her gün 3 saat uyuyarak günü daha verimli geçirdiğini söyleyen biri de yalan söylemiş olur.  

Question 2: Can you find the time to sleep as an academician?

Yavuz Baver Barut: Yes, I have time to sleep but time is a very relative concept, therefore,  the time that I allocate for sleeping may not be enough for others. I believe that sleeping less is enough for the body. Since I got used to sleep less in university, 4-5 hours of sleep is enough for me. Even though the body would not get used to it, you feel mentally ready.  Whoever says they are more productive with three hours of sleep a day is lying. One still yearns sleep.

Soru 3: Tasarım sizin için nedir?

Yavuz Baver Barut: Tasarım, bir problem çözme biçimi, birçok problem çözme biçiminden bir tanesidir. Daha çok ilgilendiği soruların ne ile alakalı olduğunu düşünmeliyiz.

Bir şey tasarlamadan önce, ölçeğinizin ne olduğunu anlamalı sonra bağlamın problemlerini belirlemelisiniz; çözüme dair stratejiler oluşturmalı ve bu stratejileri de temiz bir organizasyon kontrolünde uygulamalısınız ki sonuca varabilin. Hangi probleme hangi stratejiler ile yaklaşılması gerektiği, neyi tasarladığınıza göre değişecektir. Kentsel tasarım ölçeğini ele aldığımızda, kentin verilerini doğru okuyup, ihtiyaçlarını gündeme getirip buna bir çözüm stratejisi geliştirmek ve bütün bu süreci kontrol etmeyi kapsayan bir tasarım yapmaktır. Tuzluk tasarlarken de, tuzluğun nesini tasarlayacaksanız onu belirlemelisiniz. Granülleri ne olacak, içinde ne tarz tuz parçacıkları olacak, delikleri nasıl olmalı, ergonomik olacak mı, tuttuğumuzda ne olacak gibi detayları düşünüp ihtiyaca yönelik çözümler bulmanız gerekir.

Buna ek olarak “problem çözme” ve “sanat”ı kelimelerini ayrı ayrı düşünüp bir araya getirdiğimizde, ortaya çıkan açıklamanın ne olduğunu anlamamız gerekiyor. Eskilerin filozoflarına göre “Bütün, kendisini oluşturan parçaların toplamından daha büyüktür.” Bu şöyle bir temada düşünülebilir: Bir asker tek bir kişiden ibaretken, askerler bütünü ordudur. Ordu bir bütündür. 1000 tane askerden oluşan bir birlik aslında 1000 tane ayrı askerden daha yüce ve daha büyüktür şeklinde açıklanıyor. Oysa tasarım sürecinde, özellikle de Temel Tasarım’da, kareyle üçgeni yanyana getirirken, onun kare ve üçgenin toplamı olmadığını düşünmeniz gerekiyor. Kare ve üçgenin biraraya gelişinde, arka plandaki konseptiniz ne, onları biraraya getirdiğiniz stratejiniz ne bunlara dikkat edilmeli. Gestalt prensiplerine göre: “Bütün, kendisini oluşturan parçaların toplamından daha farklıdır”. Yani artık kareyle üçgen yanyana geldiğinde bunu kare ve üçgen diye okumamalıyız. Kare ve üçgenin toplamından daha büyük bir şey diye de okumamalıyız, tamamen başka bir şey olmalı diyor. O nedenle, problem çözme sanatı diye biraraya getirmeye çalıştığım kelimelerin aslında, “problem”in açıklaması “bu”, “çözme”nin açıklaması “bu”, “sanat”ın açıklaması “bu” diye ayrı ayrı bulup ne olduklarının açıklamasını orada aramamak lazım. Benim için, problem çözme sanatının ne demek olduğunu anlamak bile bir problem çözme sanatı icrasına neden oluyor. Bu açıklamayı da doldurmalıyım, daha fazla açıklamalıyım ve hep yeni bir şey bulmalıyım ki ne yaptığımı tam olarak oturtabileyim. Son zamanlarda, tasarımın etimolojik kökeniyle ilgileniyorum.

Sizler de, Temel Tasarım dersi alıyorsunuz. Dersin içindeki “temel” ne demek, “tasarım” ne demek diye sorgulamadan, ilk haftayı bitirMEmeniz gerekiyordu. Özellikle belli bir aşamadan sonra, -galiba- ingilizcesi Basic Design olduğu için, insanlar bunu Basit Tasarım gibi algılıyorlar ama alakası bile yok. Temel’in başka bir anlamı var. Size dağıttığımız ödev kağıtların yan tarafında öğrenmeniz gereken kelimeler var. Hiyerarşi (hierarchy) nedir düzen (order) nedir bütünlük (unity) nedir diye araştırmanız gerekiyordu. En basitinden, Temel Tasarım dersini kağıtların yanında yazan kelimelerin ne demek olduğunu gerçekten anlayarak öğrenirseniz bu dersi kolaylıkla geçebilirsiniz, gerisi teferruat. Öğrenciler bu kelimeleri anlamadığında, jürilerde altı doldurulmamış açıklamalar dinliyoruz.

Öğrenci: ”Bütünlüğe (unity) çalıştım diyor, bunu yaparken düzenim (order) böyle ritmim (rhytm) şöyle oldu” diyor ama yansımasını görmüyoruz.

Question 3: What is design to you?

Yavuz Baver Barut: Design is a way of solving problems, one of many.

Whatever you want to design; wherever your scale is, whatever the theme is; design is to find the problems of that theme (defining the problem in order to run the process required by the theme), developing strategies to solve the problem, and to implement these strategies with the

proper organization in order to reach the solution of the problem in the end. The problem will depend on what you are designing. To read the data of the city correctly, bring forward the needs of it, to develop a solution strategy for it on the scale of urban design, and to control this entire process is designing. If you are designing a saltcellar, you need to see what part of it you are to design; what its granules are going to be of, what type of salt particles it is going to contain, what its holes should be like, if it is going to be ergonomic, how it should be held in hand… The deal is to figure out solutions directed to the needs.

When we think of the words problem solving and art separately and then bring them together, we need to understand the new meaning it expresses; how it is now at a higher and more complex place.

Old philosophers says: “The whole is greater than the sum of its parts.” As an illustration, one could think about how a crowd of soldiers is an army when one soldier is only an individual. An army is a whole. It is explained through the idea that a troop of a thousand soldiers is larger and greater than a thousand soldiers separately. You need to keep this in mind during the designing process, especially in Basic Design; that is, when a square and a triangle are brought together, you need to not think of them as the sum of a square and a triangle. You should consider what your background concept is and what your strategy was when putting them together, etc. According to the Gestalt principles, “The whole is more different than the sum of its parts.”. That is, when a square and a triangle is brought together, we cannot read it as “a square and a triangle” anymore. It should be something totally different. Therefore, when we think about the art of problem solving, we should not think the definitions of “art”, “problem”, “solving” separately. For me, trying to understand the meaning of art of problem solving is also a way of art of problem solving. I need to validate every explanation of mine, I need to explain more and keep finding new things in order to have something solid. I’m interested in the etymological roots of design recently.

Students should not have finished the first week without questioning the basic and design concepts in this class. Especially after a point, -I guess- since the name is Basic Design, people perceive it as Simple Design but it is not even close. Basic has a whole other meaning. The papers we hand out to you have words you need to learn on one side. You should have searched what hierarchy, order, and unity were. If you at least learn the side-words on the papers you see in Basic Design by heart, you should pass very easily. Otherwise, we hear mere, hollow explanations in juries. A student may say that they studied for unity; while doing it, my order was this and my rhythm was that, etc. but we do not see the reflection of these in their work.

Soru 4: Eğer şansınız olsaydı, öğrencilik hayatınızda neyi değiştirirdiniz?

Yavuz Baver Barut: Şansım olsaydı, öğrencilik hayatımda daha fazla partilerdim herhalde, bilmiyorum, ama bunu benim öğrencilik hayatımı bilmeyen birine açıklamak biraz zor.

Bunları söylerken, öğrencilik yıllarımda, stüdyoda kalarak sürekli ders çalışmışım gibi algılanılmasını istemem. Örneğin 1. sınıfın ilk döneminde stüdyoda 28 gün sabahlamıştım fakat bütün olarak bakıldığında herhalde 3 günlük bir iş çıkarmışımdır. O günlerde genelde arkadaşlarımla zaman geçirirdim. Arkadaşlarım o zamanlar daha yeni yeni tanımaya başladığım insanlar olduğu için zamanımız; bir araya gelip ortaklıklar bularak, konuşarak, durumun ne olduğunu anlamak için tartışmalar yaparak, bize verilen ödevler üzerine düşünerek, sıkıldığımızda muhabbet ederek, fakülteyi ve kampüsü tanıyarak geçiyorduk. ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nin çatısına çıkıyorduk mesela. Dekanlık bunun haberini aldıktan sonra çatıya çıkan merdiveni kaldırttı, biz binanın yanındaki ağaca tırmanıp çatıya çıkmaya devam etmiştik. Bahar döneminde, saat 3-4 gibi, stüdyoda maket yaparken bir arkadaşımız “çekil çekil” diye heyecanla gelirdi, ardından tişörtüne doldurduğu erikleri masanın üstüne boşaltırdı. “Hadi yiyelim yerken çalışalım” derdi. Fakülte’nin yanındaki erik ağacının eriklerini topladığını anlardık. Özetle, stüdyodan çıkmayan derslerden kafasını kaldırmayan bir öğrenci kesinlikle değildim. O günlerde zaman geçirdiğim insanlarla hala bir arada olduğum için şanslıyım. Bu sene, mezuniyetimizin 10. yılı olsa da, o çekirdek kadro diyebileceğim, nereden baksanız 10-15 kişilik arkadaş grubumuz ile hala görüşüyoruz.

Bunlar güzel şeyler. Fakülte ve kampüs civarındaki keşfedilmemiş şeyleri keşfetmeyi isteyebilirdim. ODTÜ’de, Mimarlık Fakültesi’nin meşhur bir mimarlık amfisi var ve bir çok etkinlik (tiyatro etkinlikleri, söyleşiler, konserler vs.) orada düzenlenir. Fakülte’nin içinde yaşardık, arada sırada yemek yemek için çıkıp sonra geri dönüp çalışmaya devam ederdik o yüzden bu tarz etkinlikleri amfinin oradaki uzun kuyrukları gördüğümüzde öğrenirdik. En azından ben böyle öğrenirdim. Kampüsü, fakülte dışında pek deneyimleyemediğimi söyleyebilirim belki bunu değiştirmek için bir şeyler yapmak isterdim ama çok uzak bir “belki” bu çünkü fakülte içerisinde yeterince mutluydum.

Question 4: If you had the chance, what would you change in your student life?

Yavuz Baver Barut: I guess I would have partied more if I had the chance but it would be hard to explain this to someone who does not know how my life as a student went.

I do not want this to be perceived as though I was studying in the studio all of the time. For instance, in my first semester of the first year I worked till the morning for twenty eight days straight. Nevertheless, the work I have done was probably three days worth. I used to spend more time with my friends back then. Since they were people who I was just getting to know; I spent my time gathering with them and finding common grounds, having discussions, thinking on our assignments, chatting when we were bored, and getting more familiar with our campus. For instance, we used to climb onto the roof of METU Faculty of Architecture. We kept on by climbing the tree even after the dean’s office took away the ladder we used. During the spring semester, around three-four pm, a friend of ours used to come in while we were modeling; shouting “Move aside!” and then emptied the plums he stuffed in his shirt on the table. We used to understand that he picked up all the plums from the tree by the faculty on his way when he said “Let’s eat and study”. All in all, I was definitely not a student who did not raise his head from studying and never left the studio. I am lucky because I am still together with the people I spent my time with back then. This year, even though it is the tenth anniversary of our graduation, we still see each other with the ten-fifteen people whom I call the hard core. These are nice things.

I could have wanted to discover the hidden places around the faculty and the campus. METU’s Faculty of Architecture has an amazing architecture lecture hall and all the activities (plays, discussions, concerts, etc.) are held there. We used to live in the faculty; getting out to eat once in a while, then go back to study so we only heard of these events when we saw the long lines outside the amphitheatre, at least I did. I can say that I did not experience the campus a lot apart from the faculty and maybe I would wish I could do something about this but this is a very distant maybe because I was happy enough in the faculty.

 

Soru 5: Öğrencilerinize bir tavsiyeniz var mı? Öğrencilik hayatları ve profesyonel hayatları için. Keşke şunu da yapsaydım diyeceğiniz bir durum söz konusu mu?

Yavuz Baver Barut: Öğrencilere en büyük tavsiyem: Hiçbir zaman ellerindekinin herhangi bir şeye yeteceği konusunda emin olarak yollarına devam etmemeleridir. Ellerinden gelen yetiyor olsaydı yeterdi zaten. Ya da ellerinden gelen yetiyor olsaydı üzerine hiçbir şey koymalarına gerek kalmazdı. Yanılgıya düşülen bir diğer nokta da; hedefe daha fazlasını koymakla, hedefe ulaşmaya çalışmanın arasındaki farkı algılayamamak. İnsanlar hedeflerini çok yükseklerde tutabilirler ama ”ilerde olacağım inşallah”  diyerek bu hedeflere ulaşılmıyor. Bu branşta eğitim gören ve bir şeyler yapmak için çaba gösteren kişiler kendilerini hep sorgulamalı. Aksi takdirde öğrenciler, karşıdan gelen kritiğin daha ne olduğunu bile idrak etmeden, boştan yere şişirilmiş özgüvenleriyle hemen defansa geçiyorlar. Öğrencilerin; Bir kişinin bir yorumuyla yıkılabilecek bir özgüvene sahip olmasını degil, karşıdan gelen kritik sonucu, kendilerindeki eksikleri doğru bir şekilde anlayıp, eksikliklerinin üzerine giderek,  gerçek özgüvene kavuşmalarını dilerim.

 Bilkent’te Güzel Sanatlar ve Mimarlık Fakültesi’nin bir bölümünde okumak azımsanacak bir şey değil. Bu sürecin içinde bulunan kişilerin düşebileceği en büyük hatanın ”ben oldum” şeklinde bir yanılgıya kapılmalarıdır diye düşünüyorum. Ne olduğunuzu çok rahat bir şekilde söyleyebiliyorsanız, mesleğinizi çok iyi anlayamamışsınız demektir. Ben artık mezun oldum mimar oldum diye düşünüyor olabilirsiniz. Peki, Mimarlık sizin için ne demek? Söylediğiniz cümleleri ne kadar hayatınıza yansıtabiliyorsunuz, ne kadar altını doldurabiliyorsunuz? Yaptığınız işleri görelim. Yaptığınız işlerin iyi olduğu senaryo yeterli mi? Bunlar bana zor cevaplanacak, altı zor doldurulabilecek sorular gibi geliyor. Kendimi bu konuda çok açıklayabildiğimi düşünmüyorum çünkü bu konular hakkında uzun yıllardır cevap bulmaya çalışıyorum. En basitinden şunu önerebilirim: ”Ben çok güzel işler yapıyorum, çok güzel bir üniversite hayatı geçirdim, ortalamam 3’ün şu kadar üstünde bu yüzden çok iyi biriyim çok başarılı olacağım” gibi gereksiz şişmelerden kaçınmak. Özellikle 1. sınıflarda net bir şekilde okunuyor. Matematik, fizik, kimya gibi dersler çözerek geldiğiniz bir bölümdesiniz. Buradaki konuyla tamamen olmasa da birebir alakası olmayan birçok şeyi yaparak buraya gelmek durumunda kaldınız. O süreçteki başarınızın, hayattaki gerçek başarınız olduğunu düşünmeyin. Artık hayatınıza; mimar, içmimar, peyzaj mimarı, kentsel tasarımcı olarak devam ediyorsunuz yani artık tasarım süreciyle içli dışlı olan ve insanlar için tasarım yapacak olan bir iş koluna girmiş bulunmaktasınız. Burada düşünülmesi gereken çok fazla şey, edinilmesi gereken çok daha fazla tecrübe var ve bir yerden başladığınızda hiçbir şekilde ucu gözükmeyecek kocaman bir yığının varlığını keşfetmeye başlıyorsunuz. Bir senaryo geri adım atmak olabilir. Bir diğer senaryo gerçek cevapları bulmak adına, o yığına dalıp o düğümü çözmek olabilir. Ben tek bir şeye hazırlandığımı düşünmüyorum. Bir şey olma hayali, bir şey oldum diyebilme hayali değil; Hedef olarak koyduğum mimar olma hayali diyelim mesela. Mimar olmanın tanımını her daim yeniden yapıyorum ve yeniden geliştiriyorum daha doğrusu hep o tanıma bir şey daha eklemem gerekiyor çünkü mimarın ne olması gerektiğiyle ilgili bilgim her gün daha da artırıyor. Kendi adıma, o tanıma yaraştığımı söylemem, kendimi çok tamamlanmış hissetmem büyük bir narsiszm olurdu diye düşünüyorum çünkü tamamlandığımızı düşünürsek üstüne koyabileceğimiz bir şey daha kalmıyor. Sizin de, üniversite hayatınızda gördüğünüz bütün hikaye bu değil mi? Eğer bir gün daha olsaydı projeniz biraz daha iyi olurdu, iki gününüz daha olsaydı biraz daha iyi olurdu. O zaman tanım da böyle olmalı bence. Diplomayı aldığınızda değil, masterınızı bitirdiğinizde değil, akademisyen olduğunuzda değil, kendi ofisinizi açtığınızda değil, yarışmalara katılıp kazandığınızda değil. Değil, değil, değil diye devam ediyor. Hep daha fazlasını aramak çok daha eğlenceli oluyor. Belki de mesleğe saygımı bu şekilde sunuyorumdur. Sadece üniversite puanı yetiyor diye ailesinin yönlendirmesiyle mimarlığa dahil olmuş bir bireyin 4 yıl sonunda ”ben mimar oldum” diyerek çıkması, başka şanslar eseri de o egoyu karşılıksız bırakmayacak süreçlerin yaşanmasıyla ortaya konmuş ürünler şu anda Türkiye’nin mimarlığı belki de. Belki de herkes ”ben oldum ben en iyiyim” demeyi çok üstüne layık gördüğü için. Ben öyle bir ekibe girmek istemiyorum. Onlar mimar diyorlarsa kendilerine ben zaten demesem de olur.

Question 5: Do you have an advice for your students to help with their student and professional lives? Is there a situation on which you would say you wish you had done a different way?

Yavuz Baver Barut: My biggest advice to students could be on how they should never be sure that what they have in their hands would be enough for anything. If the most they could do was enough, it would be enough and would not require any new thing to be put on it. Another fallacy is that people cannot understand the difference between aiming more and trying to reach the goal. People might shoot for the stars but cannot achieve it with only saying “I will hopefully get it” when the time comes. People who are in this department and actually work to do something should always question themselves. Otherwise, students immediately get defensive without even knowing a thing due to being over-bloated until that day. Hence, I might wish better self-confidence for the students; not in a way that can be torn apart with the word of one person but in a way that they understand what they see in themselves, going through with it, and develop it in order to reach true freedom.

Studying in a department of Bilkent Faculty of Art, Design and Architecture is not an achievement to be underestimated. I think the biggest mistake someone who is going through this process in this specialty would be the possible thought, I am done. If you can say what you are easily, you do not get your specialty well enough. You think that when you graduate, you are an architect, okay but what is architecture to you? Are you able to reflect your words into your lives? Let us see your works. Is the scenerio that your works are good enough? These, to me, seem to be very hard questions to answer fully. I do not think I can explain myself a lot in this subject because I have been looking for the answers for years now. The least I can advice is this: Avoid bragging about how you do well, had a good university life, my average is this much over three, I am so good and going to be so successful, etc.. It is seen on the first year students very obviously. You came to this department with the mathematics and physics questions you solved. Do not think your success in that period of your life represents your success in life in general. You will then continue your life as an architect, an interior architect, a landscape architect, or an urban designer so you have now entered a line of work where you are to be closer with your profession and will design for people. There is so much to think about here, so many experiences needed. Once you start, you begin to discover a pile with no foreseeable ending. One option could be giving up, taking a step back. Another would be getting into that pile and disentangling the knots so as to find the true answers. I do not believe that I am set for only one thing. I suppose I dream not to be a thing but to be able to say that I have become a thing. For instance, my goal of becoming an architect: I keep renewing the definition of being an architect and developing it. To put it more clearly, I need to keep adding new things to that definition because my knowledge on what and how an architect should be keeps expanding every day. Speaking for myself, I cannot say I beseem the definition myself; it would be great narcissism for me to say that I feel whole because if we take that step, there would be nothing left for us to add on. Is this not the story you see in your university life, too? Always saying if you had one day more the project would be better; two days, even better… I think the definition should be made this way too. Not when you take your diploma, not when you are done with your master’s, not when you become an academician, not when you have your own office, not when you enter competitions… It keeps going with all the not’s. It is actually fun always searching for more. Perhaps this is my way of presenting my respect to the profession, who knows? All I know is that if someone can perform a profession with only the four years of school they have finished, there would be no meaning in it. It may be about being an architect in Turkey; when someone enters the faculty with the enforcement of their parents and claiming they are an architect in the end and hat they become with the help of their ego fed by dumb luck. Perhaps that is why we are here now, with everyone seeing the right in themselves to say “I am done, I am the best”. I do not want to be a part of this team. If they call themselves architects, I might as well not say it.

Çevirmen: Aybüke Simay Larçin – Deniz Karaytuğ

Grafik Tasarımcı: Görkay Düzgün

Editör: Görkay Düzgün 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?