Yaratmak için Kulaç At

İlham kaynaklarımız ve yaratıcılığımızın sınırları

| Nisan 2017


Yaratıcılık, sınırı olmayan bir denize benzer. Herkes onun içinde yüzemez ancak özgüvenle kulaç atanlara her zaman özenilir. Kimileri küçük kol darbeleriyle kendi çaplarında önemli değişikliklere adım atarken, ki,mi yüzücüler başkaları tarafından seçilir ve onların yüzüşleri özellikle incelenir. Ancak bu kolay değildir, kaldı ki biraz da şans işidir. Şansı bulduğunuzda ise size yol boyunca gereken ilhamın, yani oksijenin, cebinizde hazır şekilde var olması gerekir bence. Zira ilham almak demek sadece etrafa bakmayı bırakıp etrafı görmek ve etrafı “değiştirebilmek” anlamına geliyor, zihnimizin kuytularında dört bir yana çevirebilmek doğayı ve ondan beslenerek kendi yol haritamızı çizebilmek.

Herkesin ilham alamadığı zamanlar olur elbet. Bakıp da göremediği, görüp de ilişkilendiremediği bir sürü an. Ancak bunlar bir insanı yıldırmamalı, bu cümlenin devamına yüzlerce “Yılmayarak denedi ve başardı.” temalı bilim insanı, sanatçı veya sporcu ismi getirilebilir. Çünkü gerçekten de öyle. Tanrı veya Evren, bu kısmı sizin takdirinize bırakıyorum, bizi yaratırken yılmış mı? Kimbilir daha ortada biz bile yokken onlar nereden ilham almışlar.

Yaratıcılık denizinde birdenbire çarpıştığım ve sonrasında çılgınlar gibi takip etmeye başladığım bir isim Hussein Chalayan. Tabi ki onun ne kadar güzel yüzdüğünü bana daha önce söyleyenler olmuştu, ancak böylesi bir kulaç herkese ilham verebilir bence. Kendisinin 2000 yılı koleksiyonundan bir örnek vermek istiyorum. Koleksiyonun gösterisi, birkaç kadın mankenin sahnede, oturma alanı olarak tabir edilebilecek bir yerde ayakta durmalarıyla başlıyor. Ardından mankenler yavaşça ilerleyip müzek eşliğinde tek kişilik koltukların arkasına geçiyor ve koltukların kumaşını çıkartmaya başlıyorlar. Burada biraz değişik hissediyorsunuz açıkçası, çünkü iç mimarlar için yaratılmış bir geri dönüşüm platformunda değilsiniz. Tabi ben hem meraklı hem de iç mimar olduğum için konu beni iki kat daha fazla meraklandırıyor, o ayrı. Daha sonra mankenler, koltukların kumaşlarını ters çevirip kendi üstlerine giyiveriyorlar ve birden tüm alan hayretler içerisinde kalıyor. Biri koltuk için de uyarlanabilir bir kumaştan tasarım yapmış! Ardından manken kadınlarımız bununla kalmayıp koltukları katlamaya başlıyorlar. Tabi ki biz seyirciler olarak meraktan iki yana sallanıyoruz, çünkü daha önce böylesi bir yüzüş görmedik! Biz izlemeye devam ederken mankenler koltukları evrak çantası olacak şekilde katlayıp yanlarına koyuyorlar ve direk bize bakmaya başlıyorlar.

Hussein Chalayan, AW 2000 Koleksiyonu

Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Böylesi bir yaratıcılığı satın alabilme onuru bile bambaşka  bir şeyken, bunların tasarlanma sürecinde yaşananlar nelerdir? Sonra içeriden başka bir manken geliyor ve ortadaki yuvarlak masanın önünde duruyor. Biz seyirciler değişik bir tasarım çıkacağından eminiz, ama Hussein Chalayan nasıl bir kulaç atar bilemiyoruz. Mankenin masanın ortasındaki boşluğa girmesiyle sessizlik oluyor, ardından manken masayı orta kenarlarından tutup yukarı çekmeye başlıyor ve masa kat kat bir eteğe dönüşüyor. Masa-eteği bir kemerle sabitledikten sonra o da tepkiyi merak edercesine seyircilere bakmaya başlıyor.

Kelimelerimin kifayetsiz kaldığı yerdeyim çünkü hiç yuvarlak bir masanın etek olmasını hayal etmemiştim. Hayranlık derecesinde bir şok yaşıyorum ve mankenlerin yaptıklarını bile tam olarak anlatamıyorum sizlere çünkü daha önce hiç etek olarak giyilebilen bir masa anlatmamıştım. İşte hiç tahmin etmeyeceğimiz bir yerden, hiç tahmin edemeyeceğimiz şekilde değiştirilmiş bir bakış açısı. Ben o masaya baksam bunu hayal edemezdim, Chalayan bir koltuğa baktığında benim gibi onun koltuk kalması gerektiğini düşünecek olsaydı, dünya bu zekadan mahrum kalmış olacaktı. Demek istediğim o ki, bir insana sorduğunuzda o sizin baktığınız ağaç hakkında sınırlı şeyler söyleyecektir; yeşil, dallar, oksijen vs. Ama o ağaçtan bir ev yapmak; yazmak için kağıt yapmak ve yerde yürümemiz için ahşap parkeler tasarlamak ve bunları mümkün olan en çevreci yolla yapmak, işte bu ilhamın ve yaratcılığın ta kendisi bence. Bense şu an odamda hemen karşımda duran ve saatlerdir bağırarak ses çıkaran buzdolabım nasıl bir tasarıma dönüşürse bağırmayı keser diye düşünüyorum. Henüz bir ilerleme kaydedemedim.

Diyeceğim o ki, bunu okuyorsanız yüzmeyi zaten biliyorsunuz veya en azından ilginiz var. Dünyayı daha ilginç bir yere çevirebiliriz, siz ve ben. Hussein Chalayan gibi göçmenlerden esinlenerek göçmen kıyafetleri yaratmak ve o insanların bu tasarımlar sayesinde göç ettikleri yerlerde utanmamaları gibi bir aşama henüz olmayabilir evet, ama eminim ki o da bu noktadan başlamadı. Belki bizim çok daha gerimizden hedefledi buraları. Yapılamaz değil asla, kaldı ki doğa sınırsız bir ilham kaynağı ve bize her an kendisinden bir parça vermeye hazır. Öyle ilginç yerlerden ilham alınabiliyor ki, adeta bu okyanusun sınırları yok. Dünya bir okyanussa, sizse bir yüzücü, hadi bakalım nelere imza atacağız daha.

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?