Tasarım ve İnsan

Tasarımın üzerimizdeki etkileri

| Şubat 2017


          Tasarım kelimesi üzerinde düşünüldüğünde akla genellikle bir binanın, maketin veya figürün oluşturulması, planlanması geliyor. Oysaki tasarımın hayatımızdaki yeri sadece maddi değil, manevi birçok anlamda da varlığını sürdürmekte. Öyle ki gerçekleştirdiğimiz eylemler,  kurduğumuz cümlelerin herbiri bir düşünce tasarımının sonucu olarak ortaya çıkıyor. İnsan olmamızın en belirgin özelliklerinden biri kendi özgün duygu ve düşüncelerimize sahip olmamız. Kafamızda tasarladığımız soyut duygu ve düşünce bütünü, cümleler ve eylemler yoluyla somut hale bürünüyor. Bu cümleler gerek konuşma, gerekse yazı ve sanat yoluyla aktarılsın, diğer bir deyişle somutlaştırılsın, herşeyin temelinde tasarımın yattığı gerçeği ortaya çıkıyor. İnsan ilişkilerinin oluşumunda duygu ve düşüncelerin başrolde olduğunu varsayarsak, tasarım kavramının insan karakterinin ve ilişkilerinin temel taşı olduğunu söyleyebiliriz.

            Çoğumuz önemli bir toplantıdan, sınavdan, sohbetten önce kafamızda düşüncelerimizi şekillendirmeye, duygu ve mantık dengemizi kurmaya çalışırız, yani kendimizi uygun şekilde tasarlarız. İnsanların en büyük sıkıntısı da bu tasarımı istedikleri şekilde oluşturup oluşturamamaları olur genellikle. Daha sonradan geçmişe bakıp tasarımda yapmış olduğumuz eksiklikleri görür, bu şekilde o eksiklikleri doldurarak kendimizi geliştirmeye ve iyileştirmeye çalışırız. Tecrübe dediğimiz gerçeklik de tam olarak bu oluyor. Tasarım ve tecrübe arasındaki bağlantı aslında görebildiğimizden çok daha güçlü. Geçmişte yaptığımız yanlışlar ve bunların getirdiği sonuçlar vasıtasıyla geçmişten ders çıkarıyor, yaptığımız yanlışları tekrarlamamak amacı ile tasarımımızı geliştirebiliyoruz. Örneğin kariyerimizi ve geleceğimizi bir tasarı üzerinden kurguluyoruz. Geleceğimizle ilgili yaptığımız tasarılar, geçmişte yaptığımız tasarıların sonuçları ve gelecekte varmak istediğimiz nokta ile harmanlanarak hedeflerimizi oluşturuyor. Duygu ve düşüncelerimizin tasarımı geliştikçe hareketlerimiz, davranışlarımız ve olaylara bakış açımız da değişiyor. Tasarım şeklimiz geliştikçe biz de karakter olarak değişim gösteriyoruz. Öyleyse tasarımda yapılan eksikliklerin bizi ileriye götürmede, gelecekte daha iyi tasarımlar oluşturmakta yardımcı olduğunu belirtmek de yanlış olmaz.

            Kendi tecrübelerimiz ile edindiğimiz tasarımlar dışında, insan ilişkilerinin de tasarım üzerine kurulu olduğunu düşünüyorum. Toplumsal belirli kalıplar olduğu konusunda herkes hemfikirdir. Bu kalıpları gerek edep, gerek görgü olarak adlandırın; gerekse bunlara uyulmadığında kabalık olarak görün, hem ikili hem de çoğul toplumsal ilişkilerin hepsi bir tasarı üzerine kurulu. Geleneksel bir aile ilişkisini ele alalım. Çocukların anne ve babaya saygı duymaları beklenirken, anne ve babanın çocuklara sevgi göstermeleri, onları korumaları beklenir. Bu bir tasarı şeklindedir, insanların bu şekilde hareket etmeleri ve bu tasarıya uymaları toplumsal ilişkilerin devamlılığını sağlar. İkili ilişkileri ele aldığımızda, yine buna benzer bir beklenti tasarısı görülür. İki taraf da birbirinden saygı, sevgi ve sadakat istemekle birlikte bu kavramları birbirlerine verdiklerinde ilişkinin iki birey tarafından sürerliliğinin korunması çok daha kolay olur. Sosyal düzene baktığımızda, aslında her ilişkinin bir tasarı üzerinden kurulu olduğu kanısına varabiliriz. Bu düzen sosyal değerlerimiz haline gelmiş, toplum tarafından benimsenmiş tasarılar bütünüdür.

            İşin ilginç yanı ise tasarımların bizi bir yandan özgün ve birbirinden farklı bireyler haline getirirken, aynı zamanda bir toplum çerçevesinde buluşmamızı mümkün kılmaları. Bu iki sonuç birbiriyle birçok anlamda çelişmekte. Geleceğimizi oluştururken ve istediğimiz insan olma yolunda adımlarımızı atarken, bahsettiğimiz tasarılar bize farklılık sunmakta, bir birey olarak tek başımıza ayakta durmamızı, toplumun devamından ayrışmamızı ve öznel bir kimlik kazanmamızı sağlamakta. Bununla birlikte yine aynı tasarılar toplumsal değerleri ve limitleri belirlemekte, bizi bazı konularda sınırlayarak özgünlüğümüzün tam tersi işlevinde hareket etmekte. Eğer özgünlük farklı tasarılara sahip olmak anlamına geliyorsa, bu tasarıların sınırlandırılması özgünlüğün yitirilmesi demektir. Oysaki bizler toplumsal yaşam bağlamında özgünlüğümüzün bir anlamda sınırlandırılmasına izin veriyor, hatta bunu insan ilişkilerimizde gösterdiği olumlu etkiler nedeniyle istiyoruz. Toplumsal tasarım, bireysel tasarım özgünlüğünün bir miktar kaybolması anlamına da gelse sosyal ilişkilerimizin devamlılığı için büyük bir önem taşımakta. En nihayetinde bireyselliği sağlayan toplumdur ve toplumu mümkün kılan bireydir.

            İnsan olmanın en güzel yanlarından biri tasarımlar yaratmamız. Tasarımların en güzel yanı; kendimizi istediğimiz şekilde yönetme, hayatımızı kontrol etme gücüne sahip olmamız. Toplumsal tasarımı kabul edip etmemek de bu güce dahil. Tıpkı bir sanat tasarımı yaparkenki gibi kendi hayatımızın tasarımını da yapabilmemiz, geleceğimizi adım adım planlayabilmemiz, önümüzdeki sonsuz olasılıklar yelpazesini istediğimiz şekilde kullanabilmemiz… Kısacası tasarım insanın olduğu her yerde var ve insan tasarladıkça birey olma özelliğini sürdürebilmekte.

https://www.losev.org.tr/v2/tr/content.asp?ctID=844

http://www.derszamani.net/toplum-icinde-yasamanin-kurallari-nelerdir.html

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?