Sniper Tower ve Graffiti Sanatı

Sokak sanatının altında yatan yasalara aykırı ruh

| Temmuz 2018


Sizi doğuran bir anneniz, sahip çıkan bir baba, koruyan kollayan büyükanneler, büyükbabalar, kavgalarda arkanızda duran, kalabalık dağılır dağılmaz ensenize şaplağı kendisi indiren abiler, yol göstermekten asla bıkmayan ablalar, insanlarla tanıştıran amcalar, halalar, yazlığına davet eden dayılar teyzeler… Bu liste istediğimiz kadar uzayabilir, ancak başka insanların istekleri doğrusunda iki parmağın şıkıyla, yok olabilir, yerle bir olabilir, dünya yüzeyinden silinebilir. Savaş.

 

Yıkım, ailenin yok olması, arkadaşların gitmesi, belki fiziksel olarak savaş alanlarında yok olması, belki mental olarak aramızdan ayrılmaları. Toz, duman, toprak, kurşunlar. Mahallenizden dışarı çıkamadığınızı düşünün. Kim dost, kim düşman? En çok güvendiğiniz sistem, artık size karşı.

Bu tip katastrofilerde, kim olduğunuz, sadece size kalmıştır. Şansınız yaver giderse, insanların kalbine dokunmayı başarabilirsiniz ve güç gösterisi her zaman güç gösterisidir ancak sokaklarda var olmak, sizi en büyük kimlik sorgulamasına iter.

 

 

Yakınlarda Bosna Hersek’te bulunan bir şehir olan Mostar’a gittim. Arkadaşımla nereye gitsek diye düşünürken, internette karşımıza bir ‘müze’ çıktı. 1990’lardaki iç savaştan beri yıkık dökük olan bir bina, ‘Sniper Tower’…. Sosyalist Yugoslavya Devleti dağılmadan önceki kargaşada, keskin nişancıları bulunduğu bir bina. Buraya gitmek için içime çok büyük bir heyecan doğdu. Sanatın güncel hayattaki gidişatını sorguladığımda, karşıma en doğal ve en yoğun akım olarak ‘sokak sanatı’ geliyor. En gerçek duygular, en ciddi benlik arayışı, dış etkenler olmadan ‘insan kimdir’in cevabı olan izler bu graffitiler, sokakta şarkı söyleyen insanlar, müziğiyle ve dansıyla anlık olarak kendi dünyalarını unutan, sokakta geçmekte olan insanlara da kendi dünyalarını unutturan hissiyat paylaşımı. Dışavurumculuk yapıp kendini ifade etmek dışında bir şeyi olmayan insanları düşünün. Bundan daha transparan bir sanat ne olabilir? İnsan kendini ifade edince, özünü mü ifade etmiş olur yoksa kendine yeni bir öz mü yaratır? İşte sokaklarda bunun özgürlüğü yatıyor. İstediğiniz cevap dışarıda, yaşamın ta kendisinde.

Fazla özgürlük de zarar, evet. Aileden, arkadaşlardan özgürlük, sosyal bir kimlikten uzaklaşma, bildiği hayat dışına hiç çıkmamış bir insana çok gelebilir. ‘Comfort zone’dan fazla uzaklaşıldığında, bir süre sonra ‘panic zone’ başlıyor. Yepyeni streslerle, sokak mücadeleleriyle nasıl baş edecek insan? Vahşi bir doğa gibi. Bir yere veya bir gruba ait olmadan, kendini var etme sürecinde, sadece kendine dayanmalı insan ve sürekli bir göçebe gibi yaşadığında, ‘ev’ kavramını sorgular bu yorgun düşmüş, varoluş çabasındaki birey. Evsizleri düşünün. Sokakta bedenini satmak zorunda kalan kadınları, hırsızlık, gasp yapmak zorunda kalan erkekleri, ruh sağlıklarını yitirmiş olan insanları düşünün. ‘Legalize Medicinal Meth’ (Tıbbi methi yasallaştırın) yazan bir graffiti de beni çok güldüren, trajikomik (!) bir örnekti. Sniper Tower, karanlık ve kasvetli ortamı ancak bir tık da bana yaşattığı adrenalin dolayısıyla beni bunları düşünmeye itti. Her yer kırık dökük, kapısı olmayan tuvaletler bile bir takım bombalardan, kurşunlardan etkilenmiş. Cama dair hiçbir şey yok ortalıkta, bütün açıklıklar alabildiğince açık, bütün aralıklar insanın anlık dikkatsizliğine izin verebilecek şekilde can alıcı. Burayı nasıl böyle insandan temiz tutabildiklerine şaşıyorum doğrusu. Bir yerden bir evsiz çıkacak diye bekliyoruz, içeride turistler ve fotoğrafçılar dışında kimse yok, zaten giriş de paslanmış etriye demirlerinin altından eğilerek girdiğimiz bir giriş. Amerikalı turistler bizi ‘bastığınız yere dikkat edin’ diyerek uyarıyor, öhöm öhöm, teşekkürler şantiye stajı, zaten ölsem adımımı yere bakmadan atamam… Uzun ve isyankar, anarşist yazıların yanında, sadece birkaç kelime karalanmış yazılar da var; mesela birisinde yazan ‘In another life, i will become a lawyer’ (Başka bir hayatta bir avukat olacağım) ve ‘I wish to find my parents someday’ (Bir gün ebeveynlerimi bulmayı diliyorum) alıntıları bana derinden dokundu… Bu insanlar sokakta neler yapıyorlar?

Bana müze anlayışını sorgulatan bu binanın girişinde binayı kollayan kimse de yok, acaba insanlar bu binanın ününü iliklerine kadar biliyorlar mı? Keskin nişancıların çatıda nöbet tuttuğu dönemler anılara kazınmış olsa gerek.

 

 

Sokak sanatı ve graffitiye gelecek olursam, 1960-70’lerde başlayan graffiti akımı, New York Times’ın Yunan ‘TAKI 183’ ismiyle bilinen ‘writer’ yani duvarlara yazı yazan isim hakkında yazmasıyla patlamıştır. Manhattan çevresinde başladığı öne sürülen bu akımda, isimlerinin sonunda yaşadıkları sokak numaralarını ekleyen yazarların zamanla imzaları, renk şölenleri ve 3 boyut efektleriyle güçlenerek, bugün bildiğimiz graffiti eserlerine yakın çalışmalara dönmüştür. Peki nedir bu sanatçıları gaza getiren his? Bir kimlik yaratma arzusu, hem de bunu yaparken yasadışı yerleri boyamak, yani ‘adrenalin’ hissiyle dolup taşan, belki de polisin, hatta tren istasyonu gibi ölüm tehlikesi olan yerlerde sprey boyayla sanat yapmak… The Guardian gazetesinin 25 Haziran 2018 tarihli haberi, graffiti yaparken hayatını kaybeden 3 gençten bahsediyor. Haberin devamında ise ‘baskı altındaki zerafet’ yani stresli ortamlarda iş yapan sokak gençlerinin aldığı hazdan bahsediliyor. Adı üstünde, sokak sanatı. Google’ın ise graffiti ve sokak sanatını yakından incelediği sitesi; https://artsandculture.google.com/project/street-art

 

Graffiti denince akla ilk gelen sanatçılardan olan Banksy İngiliz’dir ve gerçek kimliği halen bilinmemektedir. En ünlü eserlerinden bir kaçı;

Sistem eleştirisi ve isyan üzerine kurulu bir sanat… Eserlerin sergilenmesi için galerilerden izin almaya gerek yok. Daha çok erkek işi olarak görülen graffiti, tehlikeli aktiviteler yapmak, risk alan davranışlarda bulunmak ve gece geç saatlerde dışarıda olmak gibi eylemlerle özdeşleştiriliyor. Ancak yeni yeni gün yüzüne çıkan bir kadın graffiti sanatçısı; Christina Angelina.

 

Obey‘ akımını bir çoğunuz hatırlarsınız, sweatshirtlerden şapkalara kadar kıyafetlerin bir çoğunda görülebilen bu ‘alıntı’ graffiti sanatının nasıl endüstriyel tasarıma dönüştüğünün bir göstergesidir, belki de graffitinin en çok karşı durduğu kapitalist akıma dönüp dolaşıp nasıl katkıda bulunduğunun…

 

 

REFERANSLAR

https://www.theguardian.com/artanddesign/2018/jun/25/train-came-insanely-close-why-graffiti-artists-risk-lives-loughborough-junction

https://listelist.com/banksy-zehra-dogan/

https://artsandculture.google.com/project/street-art

http://globalstreetart.com/

https://www.atlasobscura.com/places/mostar-sniper-tower

 

 

 

 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?