Sinemada Mekân Kurgusu: STANLEY KUBRICK

Kubrick'in eşsiz dehasıyla kült filmlerde iç mimari

| Kasım 2017


Günümüzde mimarının sinema alanına yansımasının birçok örneğini görüyoruz. Stanley Kubrick filmlerinde özellikle mekân kurgusuna dikkat eden bir yönetmen, aslında onu “The Clockwork Orange”, “The Shining”,  “A Space Odyssey” gibi filmlerinden oldukça iyi tanıyoruz. Çoğu yapımında iç kurgular ve ince detayına kadar orantılara önem veren bir tekniği var kendisinin; bu da filmleri sadece bir “görsel şölen” yapmakla kalmıyor aslında. Mekân, kurgu ve mesaj arasındaki bağın anlamı artıyor; izlerken çoğu insan detaylara dikkat etmese de, biz tasarımcılar mimari öğelerle kuvvetlendiğini görebiliyoruz!

O zaman filminin de kitabı kadar güzel olan nadir yapımlardan birine göz atalım: The Clockwork Orange! Stanley Kubrick’in ikonik çalışmalarından biri olan bu film, 1971 yılına damgasını vurmakla birlikte mimarinin inkar edilemez etkilerini de bize gösteriyor! Yeniden tasarladığı “underground” mekanlarıyla, şehrin karanlık sokaklarından aydınlığa ve masumiyete akıcı geçişiyle, hem sinema hem de mimarı alanda dehasını kanıtlamıştır Kubrick! Mekan betimlemeleri bir zıtlık içerisindedir; kontrastı hissedebiliriz ama bu bizi rahatsız hissettirmez, çünkü uyumludur ve merak uyandırır.

Kubrick’in yarattığı distopyalarda modernizm ve fütürizm öğelerini fazlasıyla görebiliriz.

 

Filmin bu sahnesinde Pop Art akımından esinlenmiş olduğu bir gerçek!

 

Bir başka efsaneye göz atarsak eğer, sırada tabii ki “A Space Odyssey” var! Kubrick bu kez modernizmi bir rafa kaldırıp, mekân kurgusunda Barok mimarisini kullanmış.

 

Kurallara karşı durup simetri sevenlere müjde, Space Odyssey’de simetrik mekân tasarımları da çok fazla!

 

Ve elbette geçmiş zamanların en ürkütücü olan filmlerinden biri: “The Shining”! Birçoğumuz muhtemelen ilk izlediğimizde Jack Nicholson’ın kusursuz oyunculuğuna kendimizi o kadar kaptırdık ki, filmin neredeyse her anına özel kurgulanmış simetriyi fark edemedik. Ya da belki de yapımın bizi bu kadar rahatsız etmesinin sebebi buydu: biliyorsunuz ki tasarımcılar olarak, simetriyi pek sevmeyiz! Stanley Kubrick ise tam bir simetri hastası, hatta kendisi “The Shining”i çekebilmek adına filmdeki oteli baştan yaptırmış! Kubrick, mekânın bütün egzotikliğiyle adeta başrol oynadığı bu filmde; sonsuzluğu ve sürekliliği andıran koridorları, birbirinden ürpertici odaları ve dış kısımda bulunan labirentiyle mekân senaryosuna kadar ne kadar hâkim olduğunu bizlere göstermiş.

 

İşte Kubrick ve çok sevdiği simetrisinden bir kare! Ortada karısını öldürmek üzere koşuşturan Nicholson’ı da göz ardı etmemek gerek!

 

Tony’nin ürkütücü bir müzik eşliğinde bisikletini üstünde sürdüğü halıya dikkat etmemiştiniz değil mi?

 

Rivayetlere göre bu ikizler de simetri yaratma amaçlı. Yok daha neler diyenlere, Kubrick’ten bahsediyorsak neden olmasın?

 

Mimarinin sinema alanına yansıdığı, bazen araç bazen ise amaç olarak kullanıldığı birçok film var; Stanley ise bunu en iyi gerçekleştiren yönetmenlerden biri! Bazı şeyler dikkat edildiğinde daha da anlam kazanır, şimdi bunları öğrendikten sonra; bu filmleri bir de bu gözle izleyin derim!

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?