Şehrin Ruhu

Spirit of the City

| Mart 2020


         Richard Rogers’ın da dediği gibi: “Oda, bir şehrin başlangıcıdır.”

     As Richard Rogers said: “A room is the beginning of a city.”

Sonrası ise odanın kırılgan kabuğundan geçip şehrin içine işlemek. Her kırılgan başlangıçta artan keşfetme isteği şehri besliyor. Başlangıçta ne kadar zor olsa da dış dünyanın düşündüğümüz kadar tehlikeli olmadığını görüyoruz yolculuklarımızda. Öte yandan ev, ayrı bir ruh hali. Kendine ait bir alan. Besleyen, üretim yapmamızı sağlayan, hislerimizi açığa vurduğumuz, en bizim olan alan.Çevremizi saran duvarların kendi sınırlarımız olduğunu düşünüyoruz bu ruh halinde yaşarken. Halbuki dışarısı ne kadar keyifli ve görmeye değer.

   The rest is about getting through the fragile shell of the room and infiltrating into the city. The urge to explore, increasing with every new beginning, feeds the city. With our journeys, no matter how hard it is at first steps, we see that the outer world is not as dangerous as we think it would be. On the other hand, home is a whole different state of mind. It is a space of its own, a place that feeds and helps us create, where we express our feelings; a place that is the most “ours”. As we keep living in this state, we come to believe that the walls surrounding us are our own limits despite the joy out there that is worth seeing.

 

      Alan değiştirmekten korkmak yerine bize ait olan alanın aynısını başka bir şehirde neden kurmayalım ki?

      Instead of fearing a change of space, why should we not create our personal one in another town?

  Dış dünyayla ilk temas aslında geri dönemeyeciğimizi bildiğimiz o ilk alandan ayrılırken oluyor, cevap bu olsa gerek. Bir şehir kurmak, öncelikle bir alan yaratmaktan başlıyor: bir oda,  kendine ait bir yer. Mekan olgumuz farklılık gösterebiliyor. Bu olgu, mekanın temsil ediliş biçimine bağlı. Hangi biçimde olursa olsun amaç bir alan yaratmak. Fakat mekanın ruhunu veren farklı temsil biçimleri oluyor. Bir başka şehir, yine aynı ruh sebebiyle, bu temsili aynen yinelememize olanak sağlamayabiliyor. Alan değiştirmeye cesaret edip aynı ruhu bulamamaktan korkuyoruz böylece.

   First contact with the outer world is at the moment of realization we can never go back to that first place we are leaving, so this should be the answer. To create a city starts with the creation of a space: A room, a place of one’s own. Our concept of places, areas can differ. This concept depends on the representation of the places. No matter how it is done, the aim is to create a space; however, the varying representations portray the spirit of the places in varying ways. Due to the said spirit, a new city cannot always allow us to repeat the same representation. Thereby, we end up being afraid of not finding the same spirit after showing the courage to change places.

 

  Nereden geliyor bir şehrin ruhu?

Where does this spirit of the city come from?

    Evler, evlerin önündeki yollar, yollardaki insanlar bir şehre ruh veriyor. İçinde yaşadığımız bu ruh şehrin geçmişini de barındırıyor. ”Kimlik”, ”coğrafya”, ”zaman” ve ”mekan” gibi kavramların bu ruhla doğrudan bir ilişkisi var. Bu kavramlardan uzak düşen bir şehir, ruhunu kaybetmekle kalmayıp kendi geçmişiyle birlikte yok oluyor. Mekanın algısı şehrin ruhuyla iç içe ve bir bütün halinde kavranabilirse eğer, tüm bunlarla birlikte kendine yeni kavramlar da oluşturuyor: “alan”, “form”, “uyum.

   Houses, roads in front of them, people on those roads give its spirit to a city. This spirit we live in also contains the past of the city. Concepts such as “identity”, “geography”, “time”, and “place” have a direct relationship with this spirit. A city that falls far from these concepts does not only lose its spirit but also disappears, taking its past together with it. If the place can be perceived with the spirit of the city as if they were a whole, new concepts are born in addition to the latter: “space”, “form”, “harmony”.

 

   Bir şehir nasıl kurulur?

 How is a city built? 

     İdeal bir şehirden bahsedecek olursak, önce şehri planlamak, sonra bu planı uygulamak ve biraz detay eklemek. Elbette bu kadar basit bir süreç değil bir şehir kurmak. Küçük odalardan başlayıp o odaların işlevleri gibi en ufak parçaları dahi düşünmek gerekir. Hayal edelim, yaşamak istediğimiz yeri biz tasarlayacak olsak neler yapardık? Aslında büyük ölçekte bunu yapıyoruz, yaşadığımız evleri biz tasarlayıp onlara ruhlar veriyoruz. Peki ölçeği küçültüp bunu bir şehri tasarlamaya getirebilir miyiz? Gözümüzün aradığı estetiği bir şehirde görmek ne güzel olurdu. Ben bir şehir kuracak olsam; merkezi, aynı bir istiridyenin merkezindeki inci gibi görmek isterdim. Hikayesi olan tasarımlar hem riskli hem de romantik olur. Ya hikayeyi anlamazsak? Bu yüzden bir şehir kurarken hikayeyi abartarak romantik olmaya çalışmak tehlikelidir.

   To talk about an ideal city; planning the city first, then implementing this plan, and adding some details. Of course, it is not this easy to build a city. It is necessary to consider parts from small rooms to the tiniest details such as the function of those rooms. Imagine what we would have done if we were to design the house we were to live in? In fact, we do this on the large scale; we design our homes and give them spirits. So can we do the same on the micro scale and design a city? It would be very nice to see the aesthetics our eyes long for when we look at a city. If I were to build a city, I would want to see the center as if it was the pearl in the center of a clam. Designs with stories are both risky and romantic. What if we do not understand the story? For this reason, it is dangerous to exaggerate the story for the sake of romanticism.

 

      İnsan kendine ait bir alan arıyor. Kalabalıkların içinde, kalabalıktan uzak. Şehir, insanı kalabalığın ortasına bırakıveriyor. Onu öğrenmek ve hissetmek zaman alıyor.

 

  One longs for a place, a space for one’s own. Within the crowds, yet again, far from them. The city puts one right in the middle of the crowd. It takes time to come to know and feel it.

 

Yazar/ Author: Şebnem SEZGİN

Editör/ Editor: Şule KİPEL

Çevirmen/ Translator: Deniz KARAYTUĞ

Grafik Tasarımcı/ Graphic Designer: Görkay DÜZGÜN

 

  

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?