Şehirler ve Anlamları

Cities and Their Meanings

| Nisan 2020


İstanbul’dayım. İstanbul hakkında çok hikâye duyuyorum. İstanbul’a aşık olanlardan ruhunu burada kaybetmiş insanlara kadar bir sürü hikaye… Yazmaya ve edebiyata dair tutku duyan ya da insanları gözlemleme hastalığına kendini kaptırmış birçok insanın yolunun bir şekilde buraya düşeceğini biliyorum. Bir gün yolumun düşeceğini bildiğim ama pek de ısınamadığım bir şehir burası. 

I’m in Istanbul. I hear a lot of stories about Istanbul. A lot of stories from those who fell in love with Istanbul to people who lost their soul here… I know that a lot of people who are passionate about writing and literature, or are caught in the sickness of observing people will somehow come here. It is a city that I know I’ll be end up in someday, but I can’t get too warm to it.

Nerede olursan ol, olduğun yer sevdiğin insanlarla anlam kazanıyor, biliyorum. Hayatımın beklenmedik bir noktasında karşıma çıkan ve tanıştığımız günden beri ruhumun naif bir yerinde misafirlik eden arkadaşım Sude’yle buluşmak için sözleşiyoruz. İstanbul’da neyle karşılaşacağımın çok da bilincinde değilim sadece Sude’yi görecek olmanın tatlı heyecanını yaşıyorum içimde. Havabus’tan indiğimde karşılaştığım manzara içimdeki tatlı heyecanı maskeliyor. İstanbul’da o kadar fazla insan var ki iş birliği yapmaktan yoksun bir karınca sürüsünü anımsatıyorlar bana. İşin garibi, kimse bu birbirinin farkında olmama halinden rahatsız gibi görünmüyor. Herkes aynı resmin bir parçasıyken bir bütünlüğün değil de ayrışan parçaların içine dahil olmaya çalışan bir fırça darbesi gibiyim. Kendimi bildim bileli içimde var olan yapboza uymayan parça olma hissi kamçılanıyor derinlerde bir yerlerde. Sesler ve yüzler birbirine karışırken bu kalabalık beni hasta ediyor.  

I know wherever you are, the place you are at only makes sense if you are with the people you love. We are contracting to meet my friend, Sude, who appeared at an unexpected point in my life and has been welcoming in a naive part of my soul since the day we met. I’m not very aware of what I’m going to encounter in Istanbul. I’m just having the sweet excitement of seeing Sude. The sight I encountered when I came down from Havabus masks the sweet excitement inside me. There are so many people in Istanbul that they remind me of a flock of ants devoid of cooperation. Oddly enough, no one seems to be bothered by the unawareness of each other. When everyone is part of the same picture, I’m like a brush stroke trying to get involved in disintegrating parts, not a whole. The feeling of being part of me that doesn’t fit the puzzle that’s been there for as long as I can remember is whipping deep down. This crowd makes me sick as voices and faces mix. 

Sude’yle taksim sokaklarını arşınlarken insanların suratlarına bakıp güzelliklerini, heyecanlarını, kederlerini ya da acılarını izleyecek bir dakika bile yok. Hangi noktaya odaklanmaya çalışsam birkaç dakika sonra o noktanın akıp gittiğini görüyorum. Gördüğüm sokak çocuklarından, hayat kadınlarından, kızıl derili kostümü giymiş sokak müzisyenlerinden ne hikayeler çıkar kim bilir fakat ben onlara odaklanamadan yitip gidiyorlar. Zaten hali hazırda içimde sürekli hayatı kaçırmaya dair bir endişe varken bu hıza yetişemiyorum. Renkli maskeler takmış insanların yanından geçiyoruz hızla. Sude’nin elini çekiştirerek onları göstermeye çalışıyorum, hiç de oralı olmuyor. Sanki Sude’yle uzatmalı bir evliliğin içindeymişiz de paylaştığım şeylere karşı ilgisini, heyecanını kaybetmiş gibi hissediyorum. Bu şehrin bir özelliğini daha fark ediyorum bu şekilde, bu cümbüş içinde insanlar sanki heyecanlarını kaybetmişler. Bu rengârenkliğin içinde, renk körü gibi davranıyor bu şehrin insanları. Bu pervasızlığa şaşırıyor muyum yoksa sadece rahatsız mı oluyorum, anlamıyorum. 

There’s not a minute to look at people’s faces and watch their beauty, excitement, sorrow or pain as they walk through the streets of Taksim with Sude. Whichever point I try to focus, a few minutes later, I see that spot flowing away. Who knows the sories whoose I’ve seen from street kids, prostitutes, street musicians in Indian costumes, but before I can focus on them. They’re lost. I can’t keep up with this speed when I’m constantly worried about missing life. We’re passing by people wearing colored masks. I’m trying to show them by pulling Sude’s hand but she doesn’t care. I feel like I’m in a protracted marriage with Sude and she has lost interest, excitement about what I share. I’m realizing another aspect of this city that, in this racket, people seem to have lost their excitement. In this motley, the people of this city act like colorblind. I don’t know if I’m surprised at this recklessness or is it just bothering me. 

Yemek yiyecek bir yer arıyoruz. Ben zaman akışının içinde yuvarlanıp gitmemek için Sude’nin elini tutuyorum. O da korkumu anlıyor, sıkı sıkı tutuyor elimi. Ev yemeği yapan ve beni rahatlatacak sıradanlıkta atmosfere sahip bir kafeye girdiğimizde bir nebze de olsa rahatlıyorum. Günlük şeylerden bahsediyoruz, iyi dost olanların anlayabileceği sadece bize ait olan bir dünyanın gerçekliğinde tamamlıyoruz yemek yeme ritüelimizi. Sude’nin İstanbul’un çok da merkezinde sayılmayacak evine dönme vaktimiz geliyor. Eve vardığımızda, kapalı kapıların ardında karmakarışık ve asla dahil olamayacağım bir dünyayı geride bıraktığımızın farkındayım. İçime bir Ankara özlemi geliyor içten içe. 

We’re looking for a place to eat. I’m holding Sude’s hand so I don’t roll around in the timeline. She understands my fear and holds my hand tight. When we enter a coffee shop that makes home-cooked meals and has a mediocre atmosphere to comfort me, I feel a little relieved. We’re talking about everyday things. We complete our eating ritual in the reality of a world that only best friends can understand. It’s time for us to return home of Sude, which will not be considered in the very center of Istanbul. I know that when we got home, behind closed doors, we left behind a world that’s chaotic and I’ll never be involved in. I feel a yearning for Ankara. 

İstanbul’un bana fark ettirdiği belki de en önemli şey neden Ankara’yı bu kadar sevdiğim. Ankara’ya taşınmadan birkaç gün önce Gaye Su Akyol’dan Abbas’ı dinlediğimi hatırlıyorum: “Abbas yolcudur anam.” Gerçekten Ankara’da olmak tecrübelerle dolu bir yolculuk gibi. İstanbul sahte bir cıvıl cıvıllıktayken Ankara gerçek ve rahatlatıcı bir grilikte. Ankara’da her şey o kadar gri ve sıradan ki içinde ufak bir renk olan bir insanı, bir olayı, bir güzelliği fark etmek çok kolaylaşıyor. İstanbul’daki gibi kafamı her sağa sola çevirdiğimde değişen bir atmosfer görmüyorum. Sallana sallana yürüdüğüm soğuk renklerdeki sokaklardan geçerken bir sanat galerisi, bir kitapçı, farklı bir insan görünce bana göz kırpıyorlarmış gibi hissediyorum adeta. Acele etmeme gerek yok, öylece durup içinde bulunduğum anı doya doya hissedebiliyorum. Yorulmadan güzelliklerin farkına varabiliyorum hem de sanki şehir kucaklıyor beni. Bundan bile güzel olan şey ise Ankara’nın sadeliğinin bana ilham veriyor olması. Yağmurlu bir günde bir üst geçide bakıp üst geçidin altından kayıp giden arabaları izlerken içimde yazmak istediğim cümle kalabalıkları dönüp duruyor. İçimde olan düşünce kalabalıklarını anlıyor sanki Ankara. İstanbul gibi bana daha kalabalık bir dış dünya sunarak içimdeki kalabalığı bunaltıcı bir şekilde arttırmıyor. İlk defa ait hissetmenin ne demek olduğunu anlayabiliyorum. Renkli hırkalarımla aydınlatıyorum hüzünlü Ankara sokaklarını. 

Perhaps the most important thing that Istanbul makes me realize is why I love Ankara so much. A few days before I moved to Ankara, I remember listening to Abbas from Gaye Su Akyol : “Abbas is a passenger, my mother.” Being in Ankara is really like a journey full of experience. Istanbul is in a fake chirp, while Ankara is in a real and relaxing grayness. In Ankara, everything is so gray and ordinary that it becomes very easy to notice a person, an event, a beauty with a little bit of color in it. I don’t see an atmosphere that changes every time I turn my head around like in Istanbul. When I walk through the streets of cold colors where I rocked, I saw an art gallery, a bookstore, a different person, I feel like they are winking at me. I don’t have to rush, I can just stand there and feel the moment to its fullest. I can recognize beauty without getting tired, like the city embraces me. Even more beautiful than that, the simplicity of Ankara inspires me. On a rainy day, I look at an overpass and watch cars pass under the overpass, and there is a crowd of phrases inside me that I want to write. Ankara seems to understand the crowds of thought inside me. It does not overwhelm the crowd in me by offering me a more crowded outside world like Istanbul. I can see what it’s like to feel the sense of belonging for the first time. I illuminate the sad streets of Ankara with my colorful cardigans. 

İçimdeki bu Ankara sevgisinde sevdiğim insanların burada olmasının ve biriktirdiğim birçok anıya bu şehrin ev sahipliği yapmasının da etkisi olabilir. Bu açıdan İstanbul’a haksızlık ediyor olabileceğimin farkında olsam da hangi anı ya da hangi insan İstanbul’daki akılsız kalabalığın ve hızın bende yarattığı hisleri alıp götürebilir ki?  

My love for Ankara may be flourished because the people I love are here and Ankara is the host many of my memories. Although I am aware that I may be unfair to Istanbul from this point of view, what moment or what person can take away the feeling of the mindless crowd and speed in Istanbul.  

Hayatım hep bir şehirden başka bir şehre dolanıp durmalarla geçecek, biliyorum çünkü çapa atmak bana güç geliyor. İstanbul’a ve Ankara’ya yüklediğim anlamlar olduğum insanın bir yansıması gibi mi bilmiyorum. Tek bildiğim şey başka şehirler ve başka anlamlar keşfetmek için büyük bir heyecan duyuyor olduğum. Bir sonraki durağım neresi olacak bilmiyorum, Ankara’nın huzurlu kolları arasında yanaşacağım yeni limanı bekliyorum. 

What I know my life is going to go from one city to another, because throwing anchors is hard for me. I don’t know if my meanings to Istanbul and Ankara are like a reflection of the person I am. All I know is that I am thrilled to discover other cities and other meanings. I don’t know where my next stop will be, I’m waiting for the new port to dock among the peaceful branches of Ankara. 

Editör/Editor: Serra Koz

Grafiker/Graphic Designer: Deniz Vadi Töngür

Çevirmen/Translator: Furkan Sülümen

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?