Segah Sak ile 3. İstanbul Tasarım Bienali Üzerine Röportaj

Segah Sak'ın 3. İstanbul Tasarım Bienali Hakkındaki Düşünceleri

| Şubat 2017


Segah Sak: Bilkent Üniversitesi, Güzel Sanatlar, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Öğretim Görevlisi

Röportajı Yapan: Duygu Çöplü

                             Nil Nalbantoğlu

Röportajı Derleyen: Elif Leblebici

Duygu Çöplü: Merhaba, öncelikle bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. İlk soru; Hem tasarımcı hem de tasarımdan faydalanan bir kişi olarak ‘Are we human’ teması ve tasarım kapsamında insanın yerini nasıl görüyorsunuz?

Segâh Sak: Aslında bu başlıkta çok felsefik bir yeri vardı bunun; zaten insan en başından beri tasarım yapan bir varlıktır. Bu gerçekten de doğru bir yaklaşım. Belki bizim şu an tasarım olarak adlandırdığımız şey olmayabilir ama o zaman da insanın yaşadığı yeri ya da yiyeceğinizi elde etme biçimini tasarlaması gibi bir suru tasarım söz konusuydu. Bu anlamda insan aslında her zaman tasarım yapan bir yaratıktır. Sizinle yaptığımız projelerde de olduğu gibi bunu sadece insan için tasarım olarak görmüyorum ben. Herkes için, bütün canlılar için tasarım yapıyoruz diye düşünüyorum. Kullanıcı olarak bakarsak, aslında tasarım dediğimiz şey de tamamen kullanıcı odaklı bir şey ve sadece yaratıcının kendi tarafından bakacağı bir şey de değil. Aslına bakarsanız, insan en önemli parçası tasarımın.

Duygu Çöplü: İstanbul tasarım bienali kapsamında öğrencilerin projelerini sergileyebilmek amacıyla nasıl bir iletişim surecinden geçtiniz?

Segâh Sak: Aslında Bilkent Üniversitesi uzun suredir bu bienale katılımda bulunuyordu, o yüzden sure gelen bir iletişim sureci vardı. Onlardan isterseniz akademik programa dahil olmanızı bekleriz diye bolüme başkanlarına bir yazı geliyor. Bölüm başkanları eğer ilgilenirse bu iş birisine devrediliyor. Bölüm başkanımız Meltem Hoca da benim bu işi keyifle yapacağımı bilerek, benden rica etti. Daha sonra bana top geldi ve orada akademik programla ilgilenen belli kişilerle sürekli iletişim halinde bulunduk.

Duygu Çöplü: Bienalde öğrencilerin projeleri ile daha profesyonel tasarımcıların projeleri karşılaştırıldığında ne gibi farklılıklar ve benzerlikler görüyorsunuz? Mesela, çıkış noktası ve hedef kitlesi düşünülürken farklı bakış açıları olabiliyor, bunu nasıl yorumlarsınız?

Segâh Sak: Bu bienal kapsamında söyleyeceğim. Bu arada ben bienalin tüm sergilerini gezemedim. Gezdiklerim üzerinden konuşacağım. Bu sefer bienaldeki, Rum Okulundaki işler mesela, çok iyi tasarlanmış bir müze gibi geldi bana. Yani tasarımın orada bir aşama geride kaldığını düşündüm gittiğimde. Halbuki öğrenci projeleri- yani akademi programındaki diğer projeleri de söyluyorum, sadece bizim okulumuzun katilimi için değil- diğer projelerde asil tasarım odaklıydı, yani çok farklı bağlamlarda tasarım yapılmıştı. Ama sonradan bienaldeki o şeylerin de aslında başka bir tür, yani bilimin de biraz işin içine girdiği tasarımlar olduğunu dolaylı yoldan duyup fark ettiğimi söyleyebilirim. Oradaki tasarımlar gerçekten sergi gibiydiler ama -biraz kişisel bir şey belki ama- bende biraz soru işareti uyandırdı gerçekten, tasarım bienali olduğu için. Yani belki İstanbul Bienali gibi geniş bir başlık olsaydı, tamam diyebilirdim. Bu çok iyi tasarlanmış ve çok iyi işlerin olduğu bir bienaldi ama tasarım olma özelliklerini biraz sorguladım ben mesela. Bir müzede olduğu gibi var olan şeylerin sergilenmesi ve bir takım bilgilerin iyi bir küratörlük yapılarak paylaşılması gibiydi daha ziyade- ki iyi bir şeydir-  ama tasarım bienali olmasından dolayı ben biraz sorguladım açıkçası.

Segâh Sak: Bienal kapsamında aslında bu tabi çok sorgulanmış oluyor. Yani biz biraz dışarıdan bakıyoruz, biraz daha sadeleştirilmiş bakıyoruz, öğrenci projeleri olmaları sebebiyle.  Kaldı ki bu seneki bienal çok kapsamlı ve oldukça felsefikti. O noktada biz de o önermeleri anlamak için bir zaman geçirdik. Belki hepsini onların ele aldığı şekilde anlamadık. O yüzden açıkçası bienalde bunun ne kadar başarılı olup olmadığını söyleyebilecek durumda değilim, haddim değil. Sonuçta ciddi bilimsel çalışmalara dayanan birtakım sergilerden bahsediyoruz burada. Onun dışında bizim bölümde yaptığımız şey benim için gayet amacına ulaştı mesela. Sadece insan için değil, diğer canlılar için de tasarım yapıldığını göstermeye ve tasarımdaki insan vurgusunu hafifletmeye çalışmıştım ben. Temelinde bu düşünce olduğu sürece hoş bir proje olduğunu düşünüyorum. Siz öğrenciler daha iyi söylersiniz ama bence keyifli bir proje oldu. Bir de orada projeler asılırken veya yanlarında beklerken gelip geçenlerin tepkileri de çok hoştu. Bizim bölümden bir sürü proje vardı ama herkes o kedi barınaklarına odaklandı ve “Ne tatlı”, “Çok güzel bir fikir” gibi yorumlar duydum. Bu anlamda benim için amacına ulaşmış oldu diye düşünüyorum.

Duygu Çöplü: Bizim için de farklı oldu. Daha önce hep insan odaklı şeyler yapınca ve bu sefer kedi ne ister acaba diye düşünmeye başlayınca değişik oldu.

Segâh Sak: Tabi bir mimar bienalde bir kediye ev tasarlamıyor. Ama kedinin de kullanıcı olduğu bir evi tasarlayabiliyor. Tamam, belki bir barınak tasarlamazsınız veya o sizin anlayışınız olmaz. Bu kedi, kopek veya herhangi bir canlı, bitki bile olabilir. Yani ‘ben tamamen bitkilerle çevrili bir ev istiyorum’ gibi bir arzusu da olabilir birinin. Orada da güneşi nereden alacak, nasıl bir sıcaklık gerekecek gibi aslında insan için yaptığınız tasarımlarda düşündüğünüz şeyleri onlar için de ele almanız gerekiyor.

​ Nil Nalbantoğlu: Biraz daha size yönelirsek, sizin için bütün bu bienal tecrübesi nasıldı? Neler hissettiniz?

Segâh Sak: Benim için çok keyifliydi. Yine aynı şeye döneceğim, ikinci sınıflarla yaptığımız yani bu tamamen bienalin odağı olduğu proje çok keyifliydi bence. Çok uzun bir süreç olmamasına rağmen bu arada çok ciddi bir hazırlık süreci de gerektirdi. Sizin elinize bir kâğıt geliyordu ama öncesinde baya bir araştırması ve programlaması vardı.  Çok keyifliydi ama zordu da tabi kişisel olarak bana sorarsanız. Benim için sergiyi kurması ve iletişimi yürütmesi aynı zamanda çok zordu ama keyifli bir şey için çalıştığımızı düşünüyorum.

Bienal gibi bir şeye okulun katılımını çok önemsiyorum. Öğrenciyi de motive eden bir şey olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda tasarımcıların eğitime dair fikirleri olması açısından da akademi programlarını önemsiyorum. Ama bu akademi programı sadece İTÜ’de sergilendi ve sonradan fark ettik ki bienal programına koymamışlar. Ben şahsen buna çok bozuldum çünkü burada çok ciddi bir emek var; yani tabi ki diğer insanlar tasarımcılar ama burada hepimiz için bir emek var. Yani bunun taşınması da var, lojistiği de var, öğrencilerin projeleri de var; çok kapsamlı bir şey ve çok ciddi miktarda insanın çok ciddi emeği var aslına bakarsanız. Biraz o noktada kalbim kırıldı bienal düzenleyicilerine karşı, bir yandan da bu onların kaybı aynı zamanda. En azından -ayrı bir yerde olması falan, tabi ki onlarda da bizde olduğu gibi orada da neler neler oluyor ama- programda yer alıp onu programın devamlığı içerisinde bir yerde sergilemiş olsalardı başka bir sergi görmeye giden biri bizimkileri de görür geçerdi.  O anlamda benim için bir kalp kırıcı yanı oldu. Yani hepimize haksızlık yapıldığını düşündüm açıkçası.

Nil Nalbantoğlu: Bienal kapsamında sizi etkileyen bir proje oldu mu? Hangi yönlerden etkiledi?

Segâh Sak: Yani her ne kadar eleştirel yaklaşmış olsam da bu Rum Okulundaki teknik projeden bahsedemeyeceğim. Yani bunu sonradan anlamamızı da talihsiz olarak karşılıyorum ama ben tesadüfen o sergiyi gezdim ve ‘Çok güzel tasarlanmış bir müze’ diye yorum yaptım. Sonradan mesela Serpil Hoca da sergiyi görememiş ama onların araştırmacılarının katıldığı bir konuşmaya katılmış başka bir yerde. Orada çok enteresan şeyler duymuş ama sergiyi gezememiş. Onunla konuşunca ikimizin kafasında da biraz daha netleşti. O anlamda aslında bu kadar araştırmaya dayalı ve tasarımı da tanıyan bir bilimsel yaklaşım olması bence çok hoş bir şey ama bu işledi mi orada bunu sorguluyorum ben- yine biraz haddim olmadan belki ama. Tesadüfen fark ediyor olmamız belki de bizden kaynaklıydı ama bence bunun çok daha rahat okunabilir olması lazımdı. Sergiyle konuşmanın aynı yerde olması bile… Yani Serpil Hoca o konuşmaya gittiğinde sergiyi de görebilmeliydi belki de. Şey olarak etkiledi ama… Bilimin tasarımı kabul etmesi, bu konuda biraz yaralı disiplinleriz tabi Türkiye’de. O anlamda bunu etkileyici buluyorum mesela.

Nil Nalbantoğlu: Tasarım kişiden kişiye değişebilen ama aynı zamanda da evrensel olabilen bir algı. Öğrencilere tasarımı öğretmeye çalışırken ne gibi bir yol izliyorsunuz?

Segâh Sak: Tasarımın kişiden kişiye değişmediğini öğretmeye çalışıyorum. Değişken bir şey olduğuna katılıyorum ama tasarımın başarısı kişiden kişiye değişmekten ziyade durumdan duruma, bağlamdan bağlama değişmesi.

Duygu Çöplü: Mesela jürilerde bir hoca bir yeri çok beğenirken bir hoca farklı disiplinler açısından hiç beğenmiyor.

Segâh Sak: İşte o, beğenmemek değil aslında. Kişiye göre değişen dediğimizde beğeniden bahsediyoruz. Beğeni değil oradaki. Yaklaşım farklılıkları oluyor ona kesinlikle katılıyorum. Tamamen atacağım, mesela benim için kavramsal kurgunuz daha önemliyken bir öğrenci projesinde, başka bir hocanız için yapısal çözümlemeniz çok daha önemlidir, başka biri için çizimleriniz çok daha önemlidir. Yani aslında o, yaklaşım farklılığından kaynaklanıyor genellikle. Genel olarak beğendim beğenmedim meselesi değil. Benim beğenmeyip çok iyi bulduğum bir sürü şey de oluyor. O yüzden kişiden kişiye göre değil de bağlama göre değişiyor senin tasarımının iyiliği. Bir de değerlendirirken de yine kişiye göre değil de yine bağlama göre değişiyor, herkesin nasıl yaklaştığına bağlı olarak değişiyor. Yani aslına baksanız tam olarak beğeniyle alakalı bir şey değil, kişiden kişiye değişiyor diye görmeyi yanlış buluyorum mesela. Tam da bunula ilişkili olarak, tasarım öğretirken benim temel hususum tutarlılık. Yani ortaya koyduğunuz fikrin, tasarımınızın ve onu sunuş biçiminizin tutarlı olması önemli. O tutarlılığı sağlarsa yani; fonksiyon-kullanıcı arasındaki tutarlılığı sağlarsa, başarılı bir tasarımdır. Ben beğenmeyebilirim ama başarılı bir tasarım olup olmadığına bakıyoruz. Mesela sen bir sandalye tasarlarsın, ben onu kesinlikle istemeyebilirim evimde fakat eğer o bağlamda tutarlıysa, bu onun iyi tasarım olduğu gerçeğini değiştirmez.

Nil Nalbantoğlu: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı, bienal hakkında veya genel olarak tasarım hakkında?

Segâh Sak: Yok, aslında her şeyden bahsettim. Sizlere de teşekkür ederim tabi, bunula ilgileniyor olmanız çok güzel. Umarım böyle devam edersiniz.

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?