Sanatın İçinde Gri Bir Şehir: Ankara

Ankara'yı sanatçıları etkilemiş taraflarıyla ele almak

| Aralık 2016


“Şair arkadaş,
Seslen bana: Ben senden nasıl uzak yaşarım;
Bahtım, senin bağrından ayrıldığım an kara,
Ben sendeki gözlerden feyz alarak yaşarım.”


Cemal Süreyya

“Ey insan arşı yayla! Ey bozkır! Ey Ankara!
Seslen bana: Ben senden nasıl uzak yaşarım;
Bahtım, senin bağrından ayrıldığım an kara,
Ben sendeki gözlerden feyz alarak yaşarım.”


Behçet Kemal Çağlar

Ayazıyla meşhur gri bir şehir olarak bilinir çoğu kimse tarafından Ankara. Sokaklarının denize çıkmaması Ankaralılar için bir hasret, diğerleri için de Ankaralı olmama sebebidir belki de. Karşısına geçip uzun uzun seyredilecek bir denizi olmayışından mıdır bilmem, bu şehrin insanları sıklıkla ve uzun uzun seyre dalar birbirini. Mesela, bir dolmuş kuyruğunda ya da bir simitçinin el arabasında bulabilirsiniz havanın soğukluğunu unutturacak sıcak gülümsemeyi. Ya da kalabalık bir caddede omuz omuza yürürken beklenmedik bir içtenlikle tanış oluverirsiniz. Yoksa siz Kızılay’ın tam ortasında durup geçenleri izlemediniz mi hiç? Saat beş buçuk oldu mu kravatlı, ellerinde evrak çantalarıyla koşuşturan beyaz yakalı memurların eve gitme telaşını hiç seyretmediniz mi mesela?

Anlayacağınız her zaman gri değildir Ankara… Şehrin bir parçası olabilmek gerekir Ankara’yı duyabilmek, koklayabilmek ve anlayabilmek için. Ortak bir payda olduğu kadar kişisel bir deneyimdir de Ankara. Yaygınlaşmış AVM kültüründen vazgeçip, şehrin toz kokulu, yıkık dökük ve bol dönemeçli sokaklarında dolaşmaktır. “Sokaklarımız denize çıkmasa da olur, Anıtkabir’e çıktıkça!” diyebilmektir Ankara. Ya da kimileri için Kızılay Dost Kitabevi önünde buluşup, Kızılay’ı sokak sokak arşınlamaktır. Ulus’un özlemli dokusunu hissedip, bir de Ankara Kale’sinden bakmaktır bu şehre, esnafla sohbet etmektir. Belki de, bir zamanların en yüksek seyir noktası olan Atakule’ye çıkıp, Roma, Bizans ve Osmanlı’ya ev sahipliği yapmış bu şehre kuş bakışı bakmaktır. “Dört bir yanı bozkır “ diyenlere inat, Atatürk Orman Çiftliği’ne gidip yeşili doyasıya koklamaktır ve efsaneleşmiş çiftlik dondurmasının taze süt kokusunu duymaktır. En azından, Kuğulu Park’ta oturup en çıtırından bir Ankara simidi yerken yoldan geçenleri izlemek, Seymenler ’de çimlere yayılıp güneşin tadını çıkarmaktır Ankara.

Garip şehirdir Ankara. Kimi zaman hüznün kentindir, tüm çekilmezliğiyle. Gri sıfatını beton yığınlarından değil, hüznün kokusundan alır. Yine de bir kere alıştın mı bu hüzün kokusuna ve grinin mayhoşluğuna, Ankara’dan uzaklaşsan bile bu duygular bırakmaz peşini.

Hem yalnızlığınızı paylaşabileceğiniz, hem de kalabalıklarla neşeye boğulabileceğiniz bir şehir; Ankara. İşte bu nedenle, birçok sanat dalına konu olmuş, sanatçılara ilham vermiş bir şehirdir. İşte onlardan sadece birkaçı…

Heykel

Ankara’nın meydanlarını güzelleştiren ve semtleriyle özdeşleşen heykeller ve anıtlar… Kimi zaman buluşma noktası olmuşlar âşıklar için, kimi zaman kaybolanlara yön gösteren bir işaret. Kimileri var ki bir zamanlar Ankara’nın sembolü olabilmiş; Hitit Güneş Heykeli.

Hitit uygarlığının ve sanatın simgesiymiş Güneş Kursu. Bu nedenle de başkentimize ayrı bir yakıştığını düşünmüşümdür, Hitit Güneş Kursu’nun. Sıhhiye Meydanı’na gidip de bu heykeli görecek olursanız eğer, siz de fark edeceksiniz eski uygarlıklara ait bu kültürel simgenin şehrin kalabalığına nasıl uyum sağladığını.

Ankara’nın kuruluş yıllarından itibaren günümüze kadar, tarihi şehir merkezi Ulus’un simgesi olmayı korumuş Ulus Atatürk Heykeli’nden bahsetmemek, Ankara’yı eksik anlatmak olurdu. Son yıllarda Ulus semtinin cazibe merkezi olmaktan uzaklaştığı düşünülse de, bir zamanların gözde buluşma noktasıymış heykel. Çünkü “Heykel ’de buluşmak”, Anafartalar’da alışveriş yapmak, hale uğramakmış Ankara.

Sinema

​Aşk Tesadüfleri Sever

“Aynı anda başka insanlara,/Seni seviyorum demişizdir…/Mutlak güven duygusuyla,/Başımızı başka omuzlara dayamışızdır/Olamaz mı?/Olabilir.”
Bülent Ortaçgil’in bu şarkısını her dinlediğimde aklıma gelir, aşkın ve tesadüflerin yaşamı nasıl şekillendirdiğini anlatan bu film. Çocukluktan beri bir şekilde kesişen hayatlar içinde masumca filizlenen bir aşkın hikayesini anlatıyor izleyicilere. Başrol oyuncularının Ankara’da geçen çocuklukları ise filme nostaljik bir hava katmış doğrusu. Sadece iki aşığın kavuşamamasını değil, 80’lerin özlenen popüler kültürünü de yansıtıyor perdeye. Ankara’nın eski dönemi ve eski Ankaralılar…

Behzat Ç. Ankara Yanıyor

Başrollerini Erdal Beşikçioğlu ve Nejat İşler ’in paylaştığı aksiyon-politik sinema filmi.
2010-2013 yılları arasında 96 bölüm yayınlanan Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi televizyon dizisi de kısa zamanda geniş bir izleyici kitlesini ekrana kilitlemeyi başarmıştı.
Gülümseten bir ayrıntı olarak, filmin müziklerinin Ankara kökenli bir alternatif rock grubu olan Pilli Bebek tarafından yapıldığını hatırlatmadan geçemeyeceğim.
“Aşk sadece İstanbul’un boğazında değil, Ankara’nın ayazında da yaşanır.” klişesini destekleyen film, Ankaralılar tarafından oldukça ilgi görmüş ve en sevdikleri filmler listesinde ilk sıralarda yerini almayı başarmıştır.

Müzik

Ankara ve müzik dendiği zaman aklınıza neler gelir bilmem ama sanılanın aksine, Ankaralılar müzikle pek ilgilidir. Ankara’ya özgü gençlik rock gruplarından tutun da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasınca yapılan klasik müziğe kadar geniş bir yelpaze var. Kıyısından köşesinden de olsa Ankara’ya değinen şarkılarımız var ya da.

“Bir sinemanın önündeyim/Siyah beyaz bir film varmış /Annem babam beni çok severmiş /Ankara’dan abim gelmiş /Evde bir bayram havası /Annem babam beni çok severmiş”
Grup Gündoğarken-Ankara’dan Abim Geldi

“Bu bir Ankara usuludur/Ankara’dan çıkar/yeni olsa ne, eski olsa ne çıkar/delikanlılar/Ben, biz, onlar/Ha… Bak daha ne var/En hızlı zamanında Ankara’nın/sevdik birbirimizi/Sen, ve ben/belki çok erken/Ama… Çok yakın olduk birbirimize/Bir kız ve bir erkek/Çığ gibi yağdık Ankara’nın üzerine” Erkin Koray-Ankara Sokakları

“Ah yağmur dönerken kara /Şarkılar var falımda /Hepsi sana bu gece Ankara” “…Sokaklar dolusu şekerli kar kokusu /Tunalı’da gezinirken bizde bir kahvaltının tutkusu” Vega-Ankara

“Sözlerin bugün garip ve ince bir hüzün /Ankara’da sensiz olmak zor iki gözüm /Sözlerin bugün kırık, umarsız, kördüğüm /Ankara’da sensiz olmak zor iki gözüm /Ankara’da yalnız olmak zor iki gözüm /Ankara’da âşık olmak zor iki gözüm.” Zuhal Olcay-Ankara’da Âşık Olmak

“Yoksun sen aslında /Yalnızım bu kumsalda /Neler neler yapıyorsun /Bensizken Ankara’da” Haluk Levent-Ankara

Uzun lafın kısası;
Bir davadır, bir kavgadır, bir sevdadır ANKARA! Atatürk’ten emanettir, kıymetlidir ANKARA! Başlangıçların şehridir, sevgilidir ANKARA!

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?