Sahte Olamayacak Kadar Orijinal Misin?

Are You Too Original To Be Fake?

| Ağustos 2019


Sanat, dünyanın neresinden olursak olalım hayatımızın olmazsa olmazlarındandır, yeri değiştirilemez ya da tamamen söküp atılamaz. Sanatın evrensel olması ve bu evrensellikten doğan öznellik ise ”Sanat nedir?” sorusu kulağımıza çalındığı zaman çoğunluk tarafından kabul görmüş ortak bir cevap bulmamızı zorlar nitelikte. Dolayısıyla bu durum sanat olarak ortaya konulan her eserin orijinal olup olmadığının sorgulanmasını engelleyen bir zorluk yaratıyor. Bütün bu döngü yakın bir zamanda tekrardan izleme şansı bulduğum Manifesto adlı filmde bir karakterin ”Günümüzde sanatın her türü sahtedir” demesi sonucunda aklıma takıldı.

 

Art is one of the sine qua non of our lives, no matter where we are from, and its place cannot be relocated or removed. The fact that art is universal and subjectivity arising from this universality makes it difficult to find a common answer which is accepted by the majority when the question ‘What is art? is played in our ears. Therefore, this creates a challenge that prevents the questioning of whether each artwork is original or not. This whole cycle was caught in my mind as a result of a character in the film Manifesto, which I recently had the chance to watch again, when a character said, “All current art is fake”.

Yaratıcılığın, özgün düşüncelerin ve orijinalliğin eskisi kadar aranmadığı ve zor zamanlar geçirdiği bir dönem içinde bulunduğumuz bir gerçek fakat ortaya böyle iddialı bir görüş atıldığında durumun ne ölçüde doğru olduğunu sorgulamadan edemiyor insan. Sanatı bu derece zor duruma getiren nedenlerden biri olarak bulunduğumuz çağın teknolojinin engellenemez egemenliğinden bir türlü arınamamasını sayabiliriz. Teknoloji sağladığı sonsuz kaynaklar ile bize ne kadar yardım sağlasa da aynı zamanda bizi özgün düşünmekten alıkoyup diğer insanların işlerinden etkilenip bir şekilde fikir hırsızlığına yönelttiği durumlar da mevcut.

It is a fact that we are in a period where creativity, original thoughts and originality are not as sought after and have a hard time, but one cannot question the extent to which the situation is correct when such an ambitious view is made. One of the reasons that lead art in a difficult situation is the inability to be purified from the unavoidable dominance of technology in the present era. No matter how much technology can help us with –its-  endless resources, there are also situations which prevent us from thinking original and leading  us to steal ideas by getting influenced by other people’s work.

 

Çoğu tablonun, heykelin, fotoğrafın kısacası sanatla alakalı birçok ürünün sadece bir tık uzağımızda olması insanları yeni bir fikir üretmek ve farklı bir bakış açısı kazanmak için gerekli olan istek, tutku ve azimden uzaklaştırıp sıradanlığa ve tekdüzeliğe yöneltiyor. Yaşadıklarımız, hislerimiz, düşüncelerimiz, özellikle de bunları dışa vurum şeklimiz ortaya konan eserin orijinalliğinin belirlenmesinde önemli bir rol oynadığı aşikâr. Kimisi mutluluğu hiç duyulmamış melodilerin arasına gizlemeyi tercih ederken kimisi de fırça darbeleri ile yayıyor bütün hislerini tuvaline. Sanatın hangi alanını seçersek seçelim önemli olanın kendimizi temsil etmeyen bir içeriği barındırmamak olduğunu ise unutmamamız gerekiyor.

 

The fact that most paintings, sculptures and photographs, in short, many art-related products are just a click away, drives people away from the desire, passion and perseverance needed to produce a new idea and to gain a different perspective, leading them to mediocrity and uniformity. It is clear that our experiences, feelings, thoughts, and especially the way we express them, play an important role in determining the authenticity of the work. Some prefer to hide happiness among melodies never heard, while others spread all their feelings to the canvas with brush strokes. Regardless of which field of art we choose, we should not forget that the important thing is not to contain content that does not represent ourselves. 

Duygu ve düşünceleri ifade etme gibi bir görevi benimseyen sanat, internette hâlihazırda bulunan ürünlerin taklit edilmesi ile amacından sapıyor, ne yazık ki. Bu durum filmde öğretmenin ilkokul çağındaki öğrencilerine “Size ilham veren, hayal gücünüzü besleyen her şeyden çalın!” demesi ile sanatın istenilen orijinalliğe ulaşamamasındaki asıl nedenin kendimizi özgün bir ürün ortaya çıkarmak için zorladığımız gerçeğine varmamı sağlıyor. Orijinal bir içerik üretmek konusu hakkında kendimize ve diğer sanatçılara o kadar yoğun bir baskı uyguluyoruz ki bu baskıdan bir karşılık alamayınca kendimizi diğerlerinin ortaya çıkardığı işlere göz gezdirirken buluyoruz. Örneğin Mona Lisa tablosu kendisini diğer tablolardan ayıran bir özgünlüğe ve orijinalliğe sahip fakat Leonardo Da Vinci tablonun yapım sürecinde kendisini orijinal bir eser üretmek için sürekli bir baskı altında tutsaydı belki de Mona Lisa tablosu barındırdığı özgünlüğe ulaşamayıp tarihte bırakmış olduğu izi gerçekleştiremeyecekti. Belki de yapmamız gereken içinde bulunduğumuz bu baskı dolu ortamdan kendimizi biraz soyutlayıp derin bir nefes alarak kendi Mona Lisa’mızı ortaya koymaya yoğunlaşmak olmalı. Manifesto filminin alt başlıklarından da biri olan bu kaygı sorunu, ortaya konulan işin içine ne kadar entegre olmuş ise o işin orijinalliğini aynı ölçüde bozacağı filmin çoğu sahnesinde vurgulanıyor. Böylece kişinin yapabileceğinin en iyisini ve/veya  en özgününü ortaya koymak için hiçbir konuda kaygı duymaması gerektiğinin de altı çiziliyor bir kez daha.

 

The art, which adopts a duty to express emotions and thoughts, deviates from its purpose with the imitation of the products already available on the internet. In the film, this situation portrayed in a scene where the teacher tells her primary school students:  

“Nothing is original. Steal from anywhere that resonates with inspiration or fuels your imagination!”  

The real reason for the originality of art cannot reach the desired originality of the product makes me come to the fact that we are forced. We put so much pressure on ourselves and other artists about producing original content, and when we can’t get a response from this print, we find ourselves looking at the work that others do. At its simplest, the Mona Lisa painting had an originality and individuality which distinguishes itself from the other paintings; however, if Leonardo Da Vinci kept himself under constant pressure to produce an original work during the production process of the painting, perhaps the Mona Lisa painting would not be able to achieve the traces it had left in the history of art. Perhaps what we need to do is concentrate on isolating ourselves from this oppressive environment and taking a deep breath to reveal our own Mona Lisa. This problem of pressure, which is one of the sub-topics of Manifesto, is emphasized in most scenes in the film, proving the more integrated it is in the work, the more it will distort the authenticity of the product. Thus, it is underlined that one should not have to worry about anything in order to reveal the best and/or the most original one can do.

 

manifesto movie ile ilgili görsel sonucu

 

Manifesto, sanatın ne olduğuna dair bir tanım veya yüzleştiği sorunlar hakkında bir çözüm aramıyor. Daha çok birbirinden farklı dönemlerde yazılmış olan manifestoların etkilerini ve orijinalliğin sanatta ne denli önemli bir yere sahip olduğunu göstermeyi başaran bir yapıt olarak hafızamda yerini alıyor.

Manifesto is not seeking a new definition of what art is or a solution to the problems it faces. Rather, it takes place in my memory as a work that succeeds in showing the effects of manifestos written in different periods and the importance of originality in art.

 

Editör /Editor: Görkay Düzgün

Grafiker/ Graphic Designer: Görkay Düzgün

Çevirmen/ Translator: Görkay Düzgün

 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?