Sabit Fikirlilik Üzerine bir Eleştiri

Criticism on Monomania

| Mayıs 2019


Kimi zaman olur ki insan canını verir fikrini vermez. Bir kelime ona o kadar ağır gelir ki tüm yaşadığına inandığı şeyleri inkar etmek gibi olur onun için. İdam sehpasına çıkarsalar inandığını inkar et kurtul deseler. İstemez. Sen inanmaya devam et sadece göstermelik olarak inanmadığını bir seferlik söyle deseler yine de yapamaz. Çünkü yaparsa bilecektir ki  kurtulsa sadece o anlık kurtulacaktır. Geri kalan zamanlarda ise o an hep beynini kemirip duracaktır. Azap devam ederse gerçek azap olur ya hani. Gerçek bir azabı yanında taşıyacaktır işte. Böyle insanlara söyleyecek söz yoktur. Onlar davası hak da olsa batıl da olsa inanan kişilerdir.

There comes a time in one’s life when they would rather give their life up than give up on their ideas. A single word could be so hard for them to hear that they would feel as if they have to deny everything they believe they live for. Even if they were to walk up the gallows and given denial of their belief as to the only way out, they would not be up for it because if they were to say yes; the salvation would be momentary, for the said denial would always keep haunting them. As the saying goes, pain is only pain if it continues; this way, one would carry true pain by their side. There is nothing that could be said to such people. They are believers, no matter whether the said belief is righteous or superstitious.

Benim değinmek istediğim kısım ise ”sabit fikirlilik”. Genelde sabit fikirlilikle ilgili şöyle trajikomik bir olay vardır. Karşı tarafı sabit fikirlilikle itham eden insan sabit fikirlinin kendisi olabileceğini düşünmez. Karşı tarafı sözleriyle sıkıştırır ve fikrinin değişmediğini görünce sabit fikirlilikle itham eder. Fakat karşı tarafın o anda bir şey söylememesi ve fikrini değiştirmemesi her zaman sabit fikirlilik olmaz. O an yeri olmamış, kalbini kırmak istememiş de olabilir. Susmak yenilmek değildir aslında, yenilmek diye bir şey yoktur böyle konularda.

The subject I want to touch upon here is “monomania”. It is sadly funny how in most cases the one who blames the other party with monomania is, in fact, the monomaniac; the bigot, so to speak. They are the ones who stalemate their opponent with their ideas and puts the blame on the opponent being a bigot; however, just because the other person not saying anything and not changing their stance does not always make them one. It could be because they did not want to hurt the other’s feelings or simply thought it was not the right time and place. In fact, keeping quiet is not to be defeated; in such situations, there is no winning or losing.

Eski ulemanın zamanında şöyle güzel bir düstur varmış. Bir münazarada kendi sözünün haklı çıktığına sevinse ve karşı tarafı mağlup ettiğine memnun olsa insafsız kabul edilirmiş. Çünkü çıktığı münazaradan bir şey öğrenemeden ayrılırmış. Eğer karşı taraf haklı çıksa bilmediği bir şey öğrendiğinden mutlu olur asıl karlı çıkanın o olduğunu bilir ve sevinirmiş. Kısaca kaybeden kazanırmış o zamanlar. Gelin bu düstura bir de günümüz tartışmalarında bakalım . Haklı çıkmak için ağzına geleni söyleyen hatta başkasının hatalarını sırf o anda haklı çıkmak uğruna insanlara yayan insana insaflı denir mi sizden soruyorum. Gerçek hastalık kendi başarısını, yaptıklarını veya yapabileceklerini göstermek yerine başkalarının hatalarını göz önüne çıkarmakla ya da  kendisinin iyi olduğundan değil de karşı tarafın kendisinden daha kötü olduğunu göstermekle rant elde etmeye çalışmaktır. Bunları okurken aklımıza başkaları gelmesin bu hasletler  bizlerde de var. Bazen oluyor ki insanları düzeltmek adına yanlışlarını yüzlerine çarpıyoruz. Ona yardım edelim derken daha da yaralıyoruz. Yanlış anlaşılmasın demek istediğimiz arkadaşlarımızın yanlışlarını söylememeliyiz yoksa üzülebilirler falan değil asıl düşünmemiz gereken şey. Doğru yerde doğru şekilde doğru bir üslupla söylemek. Hz. Ali’nin de dediği gibi bir insana başkalarının yanında verilen öğüt öğüt değil hakarettir.

The wise people of the old had a nice principle: After a debate, if the winner was happy to be right and glad that their opponent lost, they would be called relentless as they learned nothing from the debate. In other words, if the other person had won; they would have been happy since they learnt new things and felt like the lucky one. In short, back in the old times, the one who lost was the actual winner. Let us look at the way things are now: How could someone who could say anything to be “right” and even taunts the others with their pasts mistakes could be conscientious? The real problem for one is to reveal others’ mistakes instead of working to prove the things they are capable of or to claim others are worse than oneself rather than claiming being better in order to gain success which, as it is seen, would be unearned. You do not need to think of others when reading these words because we all have these traits. A time comes such that we taunt people their mistakes while trying to help them, fix them, only to cause more damage. The matter here is not about restraining from telling our friends their faults so that we are not misunderstood, it is about saying the right thing at the right place and with the right tone. As the Caliph Ali said; an advice, when given in front of others, is not an advice but an insult.

İnsanın yanlışını söylerken sinirli bir şekilde değilde ona şefkat ederek bu yanlışından dolayı onun adına üzülerek söylemekten bahsediyorum. Yoksa size karşı yapılmış bariz bir yanlışı duygularınızı katarak sinirli bir şekilde söylemek orada ne size ne de arkadaşınıza bir şey katıyor. Sadece o an galip olduğunu sanıyorsun ama kalbini kırdığından onu kazanamıyorsun, onun da senin kusurunu bulup sana söylemesine sebep oluyorsun. Genellikle öyle değil midir zaten? ‘Tamam ama sen de şöyle yapmıştın’ diye devam etmiyor mu tartışmalar? Kime ne katıyor? Sadece aradaki bağlar inceliyor bazen de kopuyor. Aristo’ya atfedilen şöyle bir söz vardır: “Sevdiklerinizle siyaset yapmayınız.”. Zira siyaset dostlukları zedeler. Siyasetçiler yollarına devam ederken; siz dostlarınızı  yitirdiğinizle kalırsınız. Bu sadece siyasette değil her şeyde vardır aslında karşı tarafın kalbini kırdığınız her şeyde.

I am talking about telling someone their mistake in a compassionate manner rather than in an angry way. Otherwise neither you nor the other person would get anything out of the situation. You only think as if you won at that moment but in reality, you did not because you broke their heart; additionally, you probably cause them to get back at you by telling you your past mistakes. Is that not how most fights go? One says “You’ve done that” and the other replies “Yes but you’ve done this”. What does this gain anyone? Let alone gaining anything, it mostly causes the bonds to weaken. There is a saying imputed to Aristo, “Do not discuss politics with your friends”, for the politicians will move on when you are left with the hearts of your friends that you broke.

 

 

Editör/ Editor: Serra Koz

Editör Yardımcısı/ Assistant Editor: Beyza Koz

Grafiker/ Graphic Designer: Saray Edanur Erdoğan

Çeviri/ Translator: Deniz Karaytuğ

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?