Rem Losing My Religion İncelemesi

Caravaggio, Dostoyevski ve Eski Çağ Roması

| Aralık 2017


Yağmurlu bir pazar sabahı babamla arabada şehirlerarası yolda giderken radyoda, duymaya çok aşina olduğum bir şarkı çalmaya başladı. Oldukça eski bir şarkı olduğunu bilmeme rağmen son zamanlarda nereye gitsem bu şarkıyı duymaya başlamıştım, şarkı sözlerinin derinliği ve klibinin tuhaflığı beni etkisi altına almayı çoktan başarmıştı, hal böyle olunca ben de şarkıyı araştırmaktan kendimi alamadım. Birçok insanın bildiği ya da bir yerlerde otururken çalmaya başlayarak zihinlerinde yer etmiş ve yıllar geçse de eskimeyen bir şarkının bilinmeyenlerinden bahsedeceğim sizlere…

Besteyi ele aldığımızda, enstrümanların çalınması basit bir şekilde düzenlenmiştir, yine de notalar arasındaki armoninin net kullanımı, yeri geldiğinde armoni dahi kullanılmayan solistin yaptığı geri vokalistler ve böylece duyulan koro hissiyatı, metodik olarak şarkıyı Alternative Rock bestelerinin fazlasıyla üstünde tutmuş. Sözlerine bakacak olursak ‘That was just a dream’ (sadece bir rüyaydı), ‘I thought that’ (düşünmüştüm ki). Bu iki durum yakarışı ve suçluluk hissini dışarı vururken, ayrıca ne yapacağını bilmemezlik de sözlerde kendini gösteriyor. Sanki sözlerde çok aşık olduğunu, bu durumun bitmesi için karşısındaki kişinin imgesinin bir hayal olduğunu, düşündüklerinin doğru olmadığını kabullenmeye çalışıyor.

Klibin başlangıcında etraftaki karakterlerin hareketleri  ve ortamın sallanması bir şeylerin yıkılmaya başladığını gösteriyor. Sanki bir şeyler değişiyor ve bir daha asla eskisi gibi olmayacakmışcasına başka bir şeye dönüşüyor. Karakterler korkuyorlar ve bu yıkımdan kaçmaya çalışıyorlar. Sütün bulunduğu sürahinin düşmesi ve sütün dökülmesi, çocukluğun bitişini simgeliyor.

Oh life! It’s bigger, its bigger than you (oh hayat! Büyük, büyük senden.)

Sözlerin başlamasıyla, hüzünlü bir halde düşlere dalmış karakter pencereyi arkasına almış bir şekilde oturuyor ve ana karakterin omzu sıkılıyor. Ana karakterin omzunu sıkan kişi, kollarını kaldırarak büyük kavramını belirtiyor. Bizler burada hayata yeni atılan birini görüyoruz. Büyük imgesi hayatın zorluklarının  kişinin çok daha üzerinde ve kaldırması güç zorluklarla dolu olduğunu gösteriyor. İlk sahnede dökülen süt ile çocukluğun bitişine yapılan vurgu burada yeniden hatırlatılıyor. Bu metaforun dışında, karakter kendi içinde bir  yolculuktaymış gibi görünüyor. Karakterin tavırları ve havanın kasveti bu yolculuğun istenmediğini gösteriyor. Düşen sürahinin kırılması: Aslında yitip giden masumiyete elvada deyiş ve kaçınılmaz yolculuğa çıkılmaktan duyulan hüznü gösteriyor.

Oh no I said too much (oh hayır çok fazla konuştum)

I haven’t said enough (daha yeterince bahsetmedim)

Nakarat öncesi kısmın tekrarına benzeyen bu bölümde, ana karakterin içinde bulunduğu çelişki anlatılıyor. İnancını yitirmeye başladığını istemeyerek de olsa belirten karakter, çok konuştuğunu düşünerek üzülüyor. Ardından zihni, ışığın tarafına geçiyor ve az bile söyledim diyor. Dinini kaybetmek olarak adlandırılan bu değişim ana karakterin güçlükle ayakta durduğunu gösteriyor. Asıl dikkat edilmesi gerekense ‘The Religion’ın (inanç) değil de ‘My Religion’ (benim inancım) şeklinde kullanılmış olması. Bu da bize klip boyunca gösterilen bütün dinlerin aslında bir metafor olduğunu gösteriyor.

Every whisper of every waking hour (Uyanış vaktinin her fısıltısı)

Nakarat sonrasında yeni bir konsept dikkat çekiyor. Muhtemelen 15.yy-17.yy arasında yaşayan üç fakir köy insanı, günlük ahır işlerini yaparken görünüyorlar. Sağ üst köşeden giren ışık ortamın kasvetini ve kirliliğini belirtmesinin yanı sıra, o dönemde dinin insanların üzerindeki yerinin ulaşılamaz olduğunu gösteriyor. Ahırın arka kısmındaki geniş perdeler ise Rönesans başlangıcı sanat atölyelerine bir gönderme olabilir. Klipte melek köylülere umursamıyormuşcasına bakıyor, bu da din otoritelerinin o dönemin halkına olan tavrını gösteriyor.  Uyanış vaktinin her fısıltısı ise, Rönesans öncesi insanların Orta Çağ’ın karanlığından kurtulmaya başladığı dönemi temsil ediyor olabilir.

Oh no, I’ve said  too much. (oh hayır, çok fazla konuştum)

Melek yere düştüğünde bir toz çıkıyor. Burada Dostoevsky’nin Karamazov kardeşlerine bir göndermede bulunuluyor. Papaz, Karamazov Kardeşler romanında, kutsallığına güvenilen mucizeler beklenilen bir insan olarak betimlenmiştir. Böyle birinin, sıradan bir insan gibi çürüyüp gitmesinin, inancı nasıl sarstığını; beklenilen mucizeyi göstermediğinde yerin dibine nasıl kolayca geçilebileceğini göstermeye, içine düşülen o şüpheyi aktarmaya aracı olmuştur. Karamazov kardeşlerde olduğu gibi, klipte de meleğin düşmesiyle, bu duruma şaşıran insanlar ne yapacaklarını bilemez halde meleği incelemek için üzerine eğiliyorlar. Burada şüphe devreye giriyor ve insanlar sorgulamaya başlıyor.

Consider this. Consider this! (Düşün bunu. Düşün!)

The hint of the century. (Yüzyılın fikrini.)

Ana karakter elleriyle izleyiciyi işaret ediyor ve onların da düşünmesini istiyor. Kamera açısını değiştirdiğindeyse karakterin Orta Çağ insanları ile aynı ortamda olduğunu görüyoruz. Yaralanmadığına inanılan ve ulaşılamaz olduğu düşünülen melek figürünün, insanları şüpheye düşürmeye başladığını söyleyebiliriz. Bu bölümde diğerlerinden farklı olarak söylenilebilecek başka bir göndermeyse meleğin yarasına sokulan parmağın bulunduğu sahnenin 16. ve 17.yy’larda yaşamış İtalyan Barok Ressamı Cravaggio’nun eseri olan ‘The Incredulity of Saint Thomas’ (Aziz Thomas’ın Şüphesi) göndermesi.

(Bu görsellerin incelemesinin biraz daha iyi anlaşılabilmesi adına Caravaggio’nun fikirsel altyapısından bahsetme gerekliliği duyuyorum.) Roma Caravaggio döneminde insan yaşamının değerinin olmadığı bir yerdi. Sokaklar, ayyaşlar, dilenciler ve fahişelerle doluydu bu ortam sanatçıları suç işlemeye itiyordu, üstelik çağın sanatçılarının inandığı tek bir ilke vardı o da ‘NEC SPE MEC METU’ (ÜMİTSİZ VE KORKUSUZLAR).  Gerçekten de sanatçılar ümitsiz ve korkusuzlardı. Caravaggio’yu diğer ressamlardan ayıran yegane özelliği ise onun sanata bakış açısı  ve bu yolla gösterdikleriydi. İnsanları yeryüzünün karanlık dünyasına çekmeyi, sonunda kendilerini karanlığın sonsuz boşluğunda, gerçek olayların karşısında bulmalarını sağlamayı ve böylece inançlarını güçlendirmeyi hedeflerdi. Ne de olsa görmek inanmak demekti. Klipte ve resimde gösterilen dinin Hristiyanlık olduğu açık.

Dönemin koşullarında dini para kazanmak dışında bir değer olarak görmeyen Caravaggio’nun, eserde dinle alakalı asıl görüşlerini yansıtmak istediğini görebiliriz. Klibin gidişatına ilişkin olarak bu sahnede din ve dinin gösterdikleri küçümseniyor ve insanların kendi içinde yaşadığı çelişkilerin düşünülmesi bekleniyor.

That was just a dream. (Sadece bir rüyaydı.)

Şarkının ana fikriyle harika bir uyum yakalayan bu cümle ana karakter ayağa kalkarken, sinirli ve artık yeter dercesine bıkkın bir tavırla söyleniyor.

Sadece bir rüyaydı, bütün yaşanılanlar ve aslında bütün düşlenenler…

Referanslar: https://eksisozluk.com/zosima–667219

http://www.dailymotion.com/video/xvv96z.

https://hiyarsizcacik.wordpress.com/2015/03/10/analiz-losing-my-religion-i/.

https://hiyarsizcacik.wordpress.com/2015/04/03/analiz-losing-my-religion-ii/.

 

 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?