Özgür ve Tahmin Edilemez!: Karim Rashid’in Post-Analog Dünyası

Onu sevmeyebilirsiniz ama rutinlere veda edeceğiniz kesin!

| Haziran 2018


İç mekan, moda, ışıklandırma, mobilya ve sanat… Karim Rashid’i kalıplara sokmak oldukça zor! Time dergisinin “Tüm Amerika’daki en ünlü endüstri tasarımcısı” olarak tanımladığı o kişiyle tanışmaya hazır olun!

İngiliz ve Mısır karışımı bir aileden gelen Rashid, bugünlerde New York’ta eserlerini tasarlamayı sürdürüyor. Onu sevmeyen de çok seven de; ortak bir fikir var ki, içinde bulunduğumuz kolektif topluma rağmen o gerçekten de özgün. “Objelerin nefes almaya hakkı var!” diyor Rashid ve onun çalışmalarında bunu tam anlamıyla hissediyorsunuz; bazen şehrin kıpırtısını, bazen bir kokuyu hatırlatıyor, sanki tasarımın ruhuna konuşuyorsunuz ya da o size bir şeyler anlatıyor. Hani insanın gerçekten o an o mekanda olduğunu bütün damarlarında hissettiği, hatta bu duygunun yoğunluğundan sadece oturup işlevsizce etrafı izlediği olur ya, işte sanat camiasında “Plastik Prens” diye anılan Karim Rashid tam olarak bunu yaşatıyor sizlere!

Peki neden mi Plastik Prens? Kendisi; geri dönüştürülebilen, hatta petrol yerine mısır ve şeker gibi diğer kaynaklardan elde edilebilen plastikler üzerinde çalışıyor. Bu bünyede deneyler yapıldığını da ekleyerek diyor ki:  “Plastiklerin dünyasındayız!”. Tarihten kesinlikle ilham almıyor ve en çok istediği şey dünyayı değiştirmek! Birçok tasarımcının aksine o, hayatı yavaşlatan ve hatta yaşanmaz hale getiren geleneklerden uzak duruyor. Sanırım onun amacını şöyle anlatabiliriz: “Çok daha pratik, neşeli ve renkli tasarımlarını bir araç olarak kullanıp dijital çağı sorgulamak”. Eserleri gerçekten “komik” olarak nitelendirilebiliyor bazen, bir çocuğun oyuncak evinde görebileceğiniz ya da paralel bir evrenden fırladığını hissettiğiniz fütüristik tasarımlar ondan soruluyor! Karim Rashid adeta bulaşıcı bir hastalık gibi; bir kere hayatınıza girdi mi, ondan asla kopamıyorsunuz, belki de hep bir sonraki adımını merak ettiğinizden!

“İnsanoğlu günde ortalama 600 nesneye dokunur. Yani, içinde yaşadığımız dünyaya bakarsak, bu cansız şeylerle bir ilişki kurmaya zorunluluğumuz vardır: favori sandalyemiz, favori takılarımız… Aslında bu durum, insanların bir şekilde ilişkisinin olduğu veya bağlantısının bulunduğu şeyleri tasarlamak, tasarımcı için güzel bir şeydir. Aynı zamanda; insanların hayatına dokunan, onlara deneyim ve zevklerinde gelişmişlik hissi veren bir şey yaratmak, tasarımın en büyük zorluğudur.” – Karim Rashid

Garip, abartı, farklı olmak için ekstra çaba sarfeden, gösterişçi, doğa ve tarih karşıtı… Belli bir kesimin onu bu şekilde tarif ettiği doğru! Rashid’i eleştiren çok evet, ama tasarladığı iç mekanlardan birinin içinde bulunsalar bir daha çıkmak istemeyecekler!

“Artık buzdolaplarımız varken domuz yememek niye?” sorusu Karim Rashid’i tanımlıyor. Onun da deyişiyle son elli yılın uyanışçı barok modasının bizim yaşadığımız zamanla hiç bir alakası yok çünkü biz yeni yollarda ilerliyoruz. Her an her şeyi yapabileceğini ve tasarlayabileceğini de ekliyor kendisi! Aslında tarzı ve artık imzası olmuş gözlükleriyle bile başlı başına bir sanat eseri de, onu özgün yapan bir başka konu da iç mekanda kullandığı renkler. Tasarımlarında bir çok rengi görüyoruz elbette ama ön planda olanlar pembe, beyaz, mor gibi renkler. Bütün tasarımcılar siyah giyindiği için beyaz ve daha çok pembe kullandığını söylüyor Rashid, bence yeterli bir neden! Aynı zamanda yeşil, mavi, sarı gibi renklerle de tasarımlarını destekliyor. Dikkatli baktığınızda tasarladığı otelin lobisinde birbirinden alakasız bir çok renk göreceksiniz ama dengeyi öyle başarılı bir şekilde sağlıyor ki ilk bakışta bunu hissetmeniz neredeyse imkansız!

“Bir kanyon görüyorum, çok etkileniyorum ama ancak 10 dakika bakabiliyorum. 10 dakika sonra etkisi geçiyor. İnsanlar beni doğadan daha çok etkiliyor. İnsanların yaptığı şeyler, camiler, kiliseler, binalar bana daha çok ilham veriyor. Doğa olduğu yerde kalsın istiyorum. Çiçeklerin ve hayvanların evde beslenmesine karşıyım. En sevdiğim çiçek kaktüs. Çünkü büyümek için suya dolayısıyla kimseye ihtiyacı yok. Doğanın dengesi bir gün değişecek. Bugün istesek pembe ağaç, mor çimen yapabiliriz. Yapacağız da inanın bana. Doğa o zaman daha ilginç olacak.” -Karim Rashid 

Günümüzde Karim Rashid gibi tasarımcılar tarzı ve sanatıyla tasarım algısına ilham veriyor, bazense bu fütüristik bakış açısı ve dijital çağın getirdikleri birleşince ortaya çıkan toplumu korkutuyor. İnkar edilmemesi gereken bir şey varsa o da şu ki; Rashid gerçekten de bağımlılık yapıyor! İlk bakışta görmekten sıkılacağınız pembe ve tonları, emin olun ki bir süre sonra gittiğiniz mekanlarda size kendilerini aratacak!

Son olarak, biliyoruz ve hatırlamalıyız :

“Neden yeryüzünde, buradayız? Yaratmak. Doğamızda var.” 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?