Oyunlarda Mekan Kurgusu Serisi

The Witcher III: Wild Hunt

| Mayıs 2018


Witcher serisi oyun dünyasının gelmiş geçmiş en iyi rol yapma oyunları arasındadır. Game of Thrones, Lord of the Rings gibi kült yapımların bir alternatifi olarak düşünebileceğiniz Witcher serisi, Polonya’nın Tolkien’i; J.R.R Martin’i olarak adledilen “Andrzej Sapkowski” tarafından yazılmıştır. Bu serilerden farklı olarak kitaplardan sonra beyaz perdeye aktarılmadan önce video oyunu çıkmıştır ancak serinin üçüncü oyunu olan The Wild Hunt ile hayran kitlesini öyle bir boyuta taşıdı ki Netflix dizisi için senaryo yazımı ve cast seçimlerine başlandı bile. Peki Witcher’in konusu nedir?

Witcher 13. yüzyıl Polonya’sından esinlenerek yaratılmış bir evrende geçmektedir. İnsanların büyüyü yanlış kullanmasının bir sonucu olarak farklı türlerde canavarlar ortaya çıkmış ve halka korku salmaya başlamıştır. Bu canavarlarla mücadele etmek için insanlar kendilerini geliştirmek için farklı mutasyonlar ve yıllar süren eğitimlere tabi tutuluş ve yeni bir tür ortaya çıkmıştır; Witcher’lar. Kısıtlı olarak büyü yapabilen; normal insana göre hız, güç, çeviklik; koku alma, görme, duyma gibi hisleri çok daha üstün olan bu “insan türü” para karşılığı canavarları avlar. Ancak bu gelişim sırasındaki mutasyonlar ile empati yetenekleri son derece körelmiştir. Bu sebeple canavar avlama dışındaki ırkçılık, çeteler, soyluların zorbalığı gibi bir sürü problemi çözebilecek iken bu konulara müdahale etmek tamamen o anki keyiflerine bağlıdır. Bu ve insanların büyücülere, elflere ve cücelere karşı duyduğu ırkçı düşüncelerden nasibini almalarıyla insanların ihtiyacı olan ancak haz duymadıkları kişilerdir. Witcher dünyasında krallıkların arasında geçen entrikalar; karakterler arasındaki ilişkiler gibi konular o kadar derinlemesine işlenmiştir ki neresinden başlarsam başlayayım asla sonunu getiremem; kitaplardan en az birini okumanız yada Wild Hunt’ı oynamanız gerekiyor. Oyunu oynamış okurlarım beni çok iyi anlayacaktır; bu sebeple oynamamış olanlara bu kısa ön hikaye için özür diliyor ve bu seriye bir şans tanımaları için bir bahane sunuyorum. Olur da beğenirseniz (ya da beğenmezseniz) bana yazmaktan çekinmeyin 🙂

Witcher dünyası ortaçağ mimarisini birçok farklı şekilde deneyimlemenizi sağlıyor. Örneğin Novigrad isimli ortaçağ kentine gittiğimiz zaman ortasından nehir geçen, surlar ve kuleler ile korumaya alınmış; surların dış kısımları ise hendekler ile olası bir tehdide karşı ana karadan ayrılmış bir şehir durumunda.   Denizin nehirle buluştuğu noktada kurulmuş olan liman ve tersane; bu noktadan şehrin en büyük meydanına doğrudan giden yol; yol boyunca ve meydanda kurulmuş pazarlar o çağlarda ticaretin günlük yaşamı nasıl etkilediğini gözlemlemek için iyi bir örnek. Ticaret, insanların yaşadıkları yerden dükkanlarını nereye konumlandıracaklarına; malların şehre nasıl gelip çıkacağından müşteriye nasıl ulaştırılacağına kadar birçok problemin çözümünde merkez konumdadır. Bugünlerde dükkanlar, büyük alışveriş merkezleri kapanıyor çünkü tüm bu sorular internetten alışveriş ile çözümlenmiş durumda. Ancak ortaçağda ve belki bugünden 100 yıl öncesine kadar yapılar nasıl konumlandırılıyordu diye sorarsak, cevabını bu tarz evrenlerde arayabiliriz. Oyunda tiyatro izlemekten bankada para bozdurmaya; kılıcınızı biletmekten cadı arkadaşınızı idamdan kurtarmak gibi birçok farklı eylem için bu meydanlara gidiyoruz. Ticaretin kalbi olan meydanlar, insanları mal ve hizmet ile kendine çektiği gibi; sosyal, dini ve politik öğeler de barındırır ve o şehrin halkını her alanda etkiler.

Sadece ticaret değil; politika, din ve aristokrasi de şehirlerimizi şekillendirir. Farklı toplumlarda bu konular değişkenlik gösterir; bu sebeple ‘oralar’ bir başkadır. Mesela Novigrad’ın halkı ‘Eternal Fire’ adlı bir dine inanmaktadır ve tasvir olarak ruhban sınıfının en tepede olduğu; halkı yozlaşma ve gerçek anlamda ‘Cadı Avı’na sürükleyen; gerçekte Avrupa’nın da aynı yüzyıllarda yaşadığı sıkıntılı dönemi anlatır. Halk kralların kendi çıkar savaşlarında bitkin düşmüş ve kıtlıkla mücadele etmekteyken ruhban sınıfı ve aristokrasi halen halkın suyunun son damlasını sıkmaya çalışmakla meşguldür. Bu şehirdeki yapılara da yansıtılmıştır: Din adamları ve krallar yüksek tavanlı, cam vitraylı kalelerde; şehrin tepelerine konumlanmış bir şekilde yaşarken şehrin güneyindeki bir balıkçının evine girdiğinizde bir yatak, bir masa ve basit bir ocaktan başka lüks denecek birşey bulmak oldukça zor. Oyunda iç mekanlardaki objeler de son derece üzerinde düşünülerek eklenmiş ve çeşitlendirilmiş; dolayısıyla iki farklı ev, içinde yaşayan insanların hikayesini anlatmaya yetiyor. Bu konuda video oyunlarında bağımsız bir yazım da önümüzdeki dönemde gelecek.

Öncesinde dediğim gibi farklı toplumlarda bu durumlar değişebilir. Oyunun ileriki bölümlerinde Skellige’ye yelken açıyoruz ve burada Viking evrenine adım atıyoruz. İrili ufaklı birçok adadan meydana gelen Skellige Adaları, Vikings dizisini izleyenler aşinadır, ‘Earl’ adı verilen reisler tarafından yönetilmektedir ancak bu siyasi güç Viking toplumunda ilahi hak değil doğrudan bilek gücüyle elde edilir. Nereden geldiğini iyi bilen Viking hükümdarları da halkıyla aynı köyde, benzer boyuttaki evlerde yaşarlar; tebası ile büyük bir masada oturur ve aynı şeyleri yerler. Yönetici ve halk arasında sınır yoktur ve aynı çatı altında birlikte yaşarlar. Bu birliktelik sadece insanlar arası değil, insan ve doğa arasında da geçerlidir. Viking kültüründe ve dininde doğaya ve sunduklarına olan saygı çok büyüktür. Bu sebeple bir köye gittiğinizde köyün bittiği yer ve ekinlerin/ormanın başladığı yer diye birşey söz konusu değildir. Yapılar ahşap ağırlıklı, doğanın sunduklarını en iyi şekilde kullanılmış, kimi zaman ağacın orijinal şekli korunmuş ve en önemlisi özünden koparılmamıştır. Novigrad’da ise kentin içinde doğa ve insan arasında kalın duvarlar örülmüş; tarım arazileri ve av hayvanlarının olduğu ormanlar gibi insanın temel ihtiyaçları insandan uzaklaştırılmıştır. Güvenlik için insan, asıl özü olan doğadan uzaklaşmaktadır. Belli ‘bir’ amaçla yapılan mimari yapıların aslında insanı ‘birçok’ boyutta etkilediğini görmek mümkün.

Bir video oyununda at üstünde gezinirken yada koşuştururken bunları oyuncuya hissettirmesi gerçekten hayret verici. Çünkü günlük hayatta her yapı tek tek ne için yapılmış; bunun sonucunda kim nasıl etkilenmiş genelde düşünmüyoruz. Ancak bir oyunu yorumlarken yapımcılar bu haritayı neden böyle yapmış diye sorgulayınca arkasında detaylıca düşünülmüş bir vizyon olduğunu görüyorsunuz. Bir mimarı ve eseri hakında düşünürken aklınızdan geçen sorular ile aynı soruları soruyorsunuz.

Witcher III fragmanı: https://www.youtube.com/watch?v=TZ_G6XiHoUA

 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?