Oytun Berktan

Oytun Berktan'ın Gözünden Tasarım ve Çoklu Disipline Yaklaşım

| Mayıs 2017


Oytun Berktan ve Atilla Kuzu, Tasarım Bilkent 2017’nin üçüncü panelinde “Mobilya Tasarımı ve Çoklu Disiplin Yaklaşımları” hakkındaki fikirlerini beyan ettiler. Oytun Berktan kendisinin birden fazla disiplin alanıyla aynı anda ilgilenmesi konusunda “Çocukken oynadığım oyuncaklarımla şu an da oynamaktayım, bu nedenle birden fazla dalla ilgilenmek benim için oldukça zevkli.” ifadelerini kullandı. Ortaya çıkardığı etnik tasarımların kaynağının sadece verimli ve samimi bir ofis ortamından çıkabileceğini ifade eden Oytun Bey, bu faktörün tasarım ve düşünce süreci için de oldukça önemli bir etken olduğunu belirtti. Oytun Berktan’ın ifadesine göre onun takıntısı “konsept”. Konsept olmadan bir projeye başlamayacağını söylerken iç mimarın ve müşterinin ortak bir paydada buluşmasının da proje süreci için şart olduğunu dile getirdi. Tasarım dilini bulduktan sonra ise geriye samimi ve güzel anılar yaratabilecek mekanlar tasarlamak kaldığını ifade etti.

 

ÖĞRENCİ ETKİLEŞİMLERİ

Didem ÜYETÜRK:

“Oytun Bey çoklu disiplin yaklaşımı başlığı altında projelerinde uyguladığı tasarım süreci aşamalarından ve bu süreçte dikkate aldığı kriterlerden bahsederek dinleyicilerle keyifli bir söyleşi gerçekleştirdi. Tasarım ekibinin mottosu olan imza esanslarının, mekanda kullanılan koku gibi, projelerine kattığı özgünlüğü vurgulayarak mekan algısının, görselliğin yanısıra deneyimsel bir olgu olduğunu vurguladı. Tasarladığı restorasyon projelerinden yola çıkarak dinleyicilere öğüt olarak projenin yer aldığı lokasyonun bağlamını ve spesifik özelliklerini konsept aşamasında nitelendirmek gerektiğini dile getirdi.”

Oytun BERKTAN ve Didem ÜYETÜRK, Mimarlık, 3. Sınıf

OYTUN BERKTAN İLE RÖPORTAJ

Sanatın müzik, dekorasyon, resim ve koleksiyonculuk gibi bir sürü dalıyla uğraşıyorsunuz. Bu oldukça zevkli ama bir o kadar da yorucu olmalı sizin için. Bu maratonda size besleyen ve böyle çok yönlü bir insan olmaya iten ilham kaynaklarınız neler oldu?

Oytun Bey: Saydıklarınız benim ilgi alanlarım, yani oldukça sevdiğim ve çocukluğumdan beri yaptığım şeyler. Mesela resimle ilgiliydim, legolarla ev yapardım, sporla alakalıydım; hayatımda her zaman spor oldu. Spor eğitmenlikleri de yaptım aynı zamanda. Müziğin de her zaman içindeydim. Bunların hepsi çocukluktan beri benim oyuncaklarım. O yüzden birçok şeyle ilgilenmeme rağmen bunlar yorucu gelmiyor çünkü zevkli olan şey yorucu olmaz diye düşünüyorum.

Haklısınız, Sota Kapadokya Butik Hotel, Splendid Palas Hotel, Argos gibi mekânlar sizin imzanızı taşıyor. Genel olarak tasarım disiplinleriniz ve uygulama aşamalarınız nasıl gelişim gösterir?

Oytun Bey: Öncelikle karşımdaki talebi çok iyi anlamaya çalışıyorum; değer veriyorum, vakit harcıyorum ve onu dinliyorum. Dinlemek oldukça önemli bizim işimizde. Sonrasında bölgeyi ve o bölgenin kitlesini anlamaya çalışıyorum. Yani kimler bu mekâna gelmiş ve ben ekstra olarak bu mekâna kimleri çekebilirim, bu mekâna fazladan nasıl bir kimlik katabilirim, doğaya ve yapıya zarar vermeden onu nasıl tasarlayabilirim ve katkıda bulunabilirim, bunların hepsini inceliyor ve düşünüyorum. Bunları talepkâr, yani proje sahibi ile paylaşıp onunla fikir alışverişi yapıyorum. Elbette ki kendi tarzımı ortaya koyup kendi imzamı atabileceğim bir yol bulmaya çalışıyorum fakat karşıdakinin de fikrine çok saygı göstermeye çalışıyorum. Bu demek değildir ki onların önerdiği bir şeyi direk alıp projeye koyuyorum. (Gülüyor.) Ama öncelikli olarak bu sentezden sonra mekâna bir yorum getirmeye odaklanıyorum; özellikle panelimde bahsedeceğim şekilde konsept ve kavramlar yaratırken mekâna gelen insanlara neler hissettireceğimi, onların buradan nasıl duygularla ayrılacağını, hangi kokuları koklayacaklarını belirlemeye çalışıyorum. Bu benim için oldukça önemli çünkü bu tip anahtar şeyler insanları ya yaşadıkları iyi şeylere götürür ya da kötü olanlara. Bizim yapmak istediğimiz şey ise güzel ve keyifli mekânlar ve anılar yaratmak insanların zihinlerinde. Ve bu döngünün sonucunda da bir kavram ve yol haritam oluşuyor, bu şekilde ilerliyorum.

Anladım, daha çok şehir kültürünü ön plana çıkarmaya çalışıyorsunuz sanırım çalışmalarınızda. Bu konuda ne söyleyebilirsiniz?

Oytun Bey: Doğru, gerçek yaşamları ön plana çıkarmaya çalışıyorum. Şatafatlı, gösterişli olup duygudan uzak olan mekânlar yaratmak değil, duyguların, konforun ve samimiyetin ön planda olduğu mekânlar yaratmayı amaçlıyorum.

Müzikle ilgilendiğinizi ve şan dersleri aldığınızı duyduk. Tasarım ve müzik gibi iki farklı disiplin hakkında bağlantı kuruyor musunuz çalışmalarınızda? Ve sizce bu iki disiplin birbirini nasıl besleyebilir?

Oytun Bey: Mutlaka kuruyorum. Bu ikisinin iç içe geçmiş şeyler olduğunu düşünüyorum. Mesela bir tiyatro gösterisi veya opera izlediğiniz zaman içinde hem dramı, sahne dekorunu, mekân ve kostüm tasarımını, yani birçok şeyi iç içe geçmiş şekilde görüyoruz. Bizim mimari yapılarda da bir besteden etkilenilip bir mekân yaratıldığı olabiliyor. O parçanın köşeli veya akışkan bir yapısı olmasından esinlenip bir mekân yaratabilir ve bir tasarım dili edinebilirsiniz. Bu disiplinleri kesinlikle iç içe görüyorum kısacası. Mesela insanlar bana “İç mimarlık ve konservatuarda operayı nasıl aynı anda okuyabildin diye?” İçimde vardı ve okudum. (Gülüyor.) Ülkem de buna olanak sağladı ve bu iki farklı disiplini severek birleştirebildim.

Ne güzel. Peki, kendinizi üç kelimeyle tanımlayabilir misiniz acaba?

Oytun Bey: Bu zor oldu. (Gülüyor.) İş yaptığım herkesle samimi dostluklar kuruyorum, bu nedenle samimi, içten diyebilirim. Sonra, maymun iştahlı derdim çünkü birçok şeye atlıyorum ve denemeyi oldukça seviyorum, özgürlükçü de diyebiliriz. Tutunduğum dallar da oluyor ama. (Gülüyor.) Biraz da başıma buyruk olduğumu düşünüyorum çünkü etiketlerin dışında kalmayı tercih ediyorum.

Teşekkür ederim vaktinizi ayırdığınız için.

Oytun Bey: Ne demek, başarılar dilerim. İyi günler.

 

 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?