Orta Dünyada Mimari

Tolkien'ın dünyasına tasarım açısından bir yaklaşım

| Mart 2018


“Toprakta bir kovukta bir hobbit yaşardı. Bu kovuk ne, solucan pislikleriyle dolu, yapışkan kokulu, ıslak, kirli ve iğrenç bir kovuk, ne de kum, çıplak, kumlu, içinde ne yiyecek ne de üzerine oturulabilecek bir şeyler bulunan bir kovuktu: Bu bir hobbit-kovuğuydu, ki bu da rahatlık demekti.” (Tolkien 1)

J.R.R Tolkien Orta Dünya’da geçen ilk kitabına bir mekan tasviriyle başlamış. Ve Tolkien bu tasvirle aynı zamanda çok önemli bir edebi türünde temellerini atmış: Epik fantezi (high fantasy).Bir temel taşı sayılabilecek bu kitaba böyle bir tasvirle başlanılması aslında bu edebi türün içinde mimarinin, mekanların, tasarımın ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi.

Tanım olarak Epik fantezi fantezinin diğer türleri gibi kendi dünyamızda geçmez. Dolayısıyla kendi dünyamızda imkansız ya da olmasının bir anlamı olmayacağı çeşitli tasarımların kullanılması oldukça doğaldır. Ama bu tasarımlar kendi dünyamızdan tam anlamıyla kopuk değildir. Yazarlar, illüstratörler kendi sıkıcı dünyamızdan esinlenerek yeni şeyler üretirler.

Peki Tolkien kitabına başladığı hobbit höyüğü fikrini nasıl bulmuş? Tolkien üniversitede yaptığı sınavın kağıtlarını okurken boş bir kağıda birden bire “In a hole in the ground lived a hobbit” (Toprakta bir kovukta bir hobbit yaşardı) yazmış ve bu cümle daha sonra Hobbit kitabının ilk cümlesine dönüşmüş. Tolkien hobbitlerin ne olduğunu düşünmeden önce nerelerde yaşadıklarını yazmış. Daha sonra hobbitlerin neden kovuklarda yaşadığını düşünmeye başlamış. Ve Tolkien hobbit kültürünü, mimarisini kırsal İngiltere’ye göre modellemiş. Yani kırsalda yaşayan bir İngiliz yerin dibinde yaşasaydı ne olurdu diye düşünüyor.

Her ne kadar bir kaynak olmasa da Tolkien hobbit evlerini tasarlarken Rudolf Steiner’den ve onun felsefesinden esinlenmiş olması oldukça olası. Hobbit evleri ilk Goethaunum’u oldukça andırmakta.

(ilk Goethaunum)

Tolkien Orta Dünya’yı oluştururken orta çağı baz almış. Dolayısıyla Orta Dünya’daki normal insanların oluşturduğu yapılardan gerçekten çok da kopuk değil. Örnek olarak Rohan’daki yapılar bir ortaçağ viking köyünden çok farklı değil. Aynı prensip üzerine kurulular: ucuz yapması kolay ahşap yapılar.

(Bir Viking köyü)

(Rohan’da orklardan kaçan insanlar)

Rohan’ın en görkemli yapılarından biri olan Meduseld ,Edoras’ın kral salonu, aynı prensip üzerine kurulu. Tolkien Rohan’ın kültürünü yaratırken Beowulf efsanesinden de oldukça fazla ilham almış ve bu ilhamı Meduseld’de görmek mümkün.

002

(Beowulf dan Heorot)

(Meduseld, film versiyonu)

Meduseld ismi anglo-saxon dilinde olan maeduselde sözcüğünden alınmış ve İngilizceye çevrildiğinde de mead-hall anlamına gelmekte. Mead-hall İskandinavya’da oldukça tipik tek odalı ve genellikle krallar için yapılan uzun ince kulübelerdir.

(Mead hall)

Tolkien farklı kültürdeki halkları yazarken mimariye oldukça önem vermiş ve halkların kullandıkları bu mimari metotları da kültürleriyle bağlamayı başarmış. Örneğin daha çok at üstünde göçebe yaşayan rohanlılar at gibi motiflere yer verip evlerini yukarıda görüldüğü ahşaptan yapmayı tercih ederken, düşman tehdidine daha çok açık daha fazla güvenliğe ihtiyaç duyan ve taş madenleri ve iyi ustalara erişimi olan gondorlular daha büyük ve taştan şehirler kurmuşlar.

(Minas Tirith, Güneş Kulesi)

Ve gel gelelim elflere. Elflerin mimarisini anlamak için önce elflere bakmak gerekir. Elfler hafif, güçlü ve çevik canlılardır. Orta Dünya’da ilk var olanlar onlardı ve Orta Dünya’ya en aşık olanlar da onlar. Neredeyse ölümsüzler. Sanat onlar için oldukça önemli ve kendilerini şiir, zanaat gibi konularda da geliştirmişler. Dolayısıyla insanlardan ya da diğer canlılardan daha kompleks yapılara sahipler. Mimarileri, içinde bulunmayı çok sevdikleri doğadan oldukça fazla etkilenmiş. Doğadaki kıvrımları yapılarına taşımışlar, aynı zamanda yaprak, çiçek gibi motiflere de yer vermişler

(Caras Galadhon)

Caras Galadhon elflerin en eski ve görkemli şehirlerinden biri. Bu şehir Galadriel isimli bir elf prensesinin güç yüzüğünden (Orta Dünya’da birden fazla güç yüzüğü yüzüğü vardı. Bunların üç tanesi elfler tarafından yapılmış ve bu gibi amaçlarda kullanılmıştır. Aslında bu da elfler için mimarinin önemini özetlemekte) aldığı güçle inşa edilmiş. Yani kısacası normal bir insanın inşa edemeyeceği bir yapı.

Elf mimarisi her ne kadar bizim dünyamızda olmasa da yine de benzer bir türe sahibiz: Art nouveau. Aslında art noveau ve elf mimarisi aynı prensiplere sahipler: oldukça fazla kullanılan eğriler, dinamik, organik ve zengin tasarımlar.

Orta Dünya’da genellikle ne elfler dwarfları ne de dwarflar elfleri sever. Bu çekişme dwarfların mimarisine ve yerleşim kurdukları bölgelerde de görülebilir. Elflerin aksine dışarıdaki doğadan çok uzak yerlere, yerin dibine, madenlere yerleşimlerini kurmuşlardır. Dwarflar taş ve metal işçiliğinde ustadırlar. Bu taş işçilikleri de mimarilerine yansımıştır. Elflerin aksine oldukça sert ve geometrik hatları kullanarak kendileri gibi güçlü yapılar inşa etmişlerdir. Organik hatlar yerine oldukça dik ve çizgisel hatlar kullanmışlardır.

(Erebor, film versiyonu)

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?