Odeon’un Yankıları

The Sound of Odeon

| Şubat 2019


Piyanonun sakin girişi ile başlayan ve kemanların hafif hafif olaya dâhil olmasıyla seslerin yükseldiği bir orkestranın konserini düşünün. Kemanlara eşlik eden çellolar ve üflemeliler duyulan sesin inanılmaz bütünlüğünü ve gücünü arttırırken yansımalar da buna eşlik eder. Son olarak vurmalıların tok sesi mekânda yankılanmaya durmaksızın devam ederken akıllarda tek bir soru oluşur: Biz az önce ne dinledik?

Think of a concert of an orchestra where the pianist makes the soft introduction and then the sound rises through the gentle contribution of the violins. The integrity and power of sound increase through the cello and wind instruments which accompany the violins beside reverberations. At last, while the deep sound of percussion keeps on echoing on and on, there stays one question on minds: What have we just listened?

 

Seslerin karıştığı, yansımaların çınlamalara dönüştüğü ve yankıların bize birden fazla kez aynı melodiyi dinlettiği bir mekânın içinde verilen konserlerin kalitesi, kulaklarımızın refahı nelere bağlı? Teknikerin hoparlörü yanlış konumlandırmasına mı? Ses yükselticilerin yeterli olmamasına mı? Bu gibi sebeplerden dolayı eko problemi oluşabilir fakat bu problem mimarın mekânı doğru hesaplayamamasından kaynaklanan bir hata olduğundan ses sistemlerine bel bağlanarak bu sorunun ortadan kalkması beklenemez.

What do the welfare of our ears and the quality of the concerts given in a space where the sounds are mixed, the reflections turn into resonances and the echoes play the same melody more than once depend on?  Do they depend on the technician who may have positioned the speaker incorrectly? The megaphone not being sufficient? They can be the reasons of having an echo problem; however, since this problem occurs due to the architect’s miscalculation of the space, elimination of this problem by relying on the audio systems cannot be expected.

 

Gelin görün ki Mimar Erkut Şahinbaş ve Mimar Alpay Güleyen de sayısız kez akustik sonuçları ile gündeme gelen “mimari ödüllü” bir mekânın tasarımını üstlenmiş ve sanırım bir kere bile bir konser dinleme ihtiyacı duymamışlar. Bizzat gidip görselerdi belki bu sorunu daha önceden fark edip buna bir çözüm bulabileceklerdi. Ama tasarımı kullanıcı odaklı yapmadıkları, estetik odaklı yaptıkları için mimari ödül aldılar ama başarılı bir mekân oluşturamadılar çünkü kullanıcıyı hiç düşünemediler. Belki de dinleyip ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını düşünmüşlerdir. Neden olmasın? Ama biz biliyoruz ki tasarım hiçbir zaman bitmez. Öte yandan konserler, operalar, dans gösterileri, tiyatrolar, stand-up ve konuşmalar, mezuniyet törenleri gibi hem eğitim hem de sanat alanındaki bu etkinliklerin gösteriminin veya sunumunun yapıldığı bu yapının akustiğini düzenlemek düşünüldüğü kadar kolay olmasa gerek. Bunun sebebi ise teknik olarak her mekânın farklı akustik değerlere sahip olmasıdır. Doğal olarak konserlerde, tiyatrolarda, dans gösterilerinde veya konuşmalarda sesin yansıtıcılığı farklı değerlere denk geldiği için mimarlar aynı mekân içerisinde farklı değerleri çözümleyememiş olabilirler. Belki de bu mimari açıdan değil de kullanım açısından oluşan bir sıkıntıdır. Müşteri, mekânı sipariş ederken bütün etkinlikleri aynı alan içinde yapabilmek istediğini belirttiyse eğer, mimar belli bir kullanıma kadar mekânı çözümleyebilmiş fakat imkânsızı başaramamış olabilir. Ne de olsa farklı değerleri aynı mekânda çözümlemek kolay değil.

Architect Erkut Şahinbaş and Architect Alpay Güleyen have undertaken the design of an “architectural award winning” space which has come up several times to the agenda with its acoustic results and they surely did not even need to listen to a concert once. Perhaps they would have noticed this problem before and find a solution if only they would have visited the building in person. However, they did not make the design user-oriented, rather they did it aesthetics oriented and therefore received an architectural award but they could not create a successful place because they could not think about the user. Maybe they have listened and thought they did their best. Why not? Still, we know that design never ends. On the other hand, it should not be as easy to organize the acoustics of this structure where the presentations occur for both activities in the field of education and art such as concerts, operas, dance performances, theaters, stand-up and speeches, graduation ceremonies as thought of. The reason for this is that each space has different acoustic values. Naturally architects may have not been able to analyze different values within the same space since the reflectivity of the sound in concerts, theaters, dance performances or speeches coincide with different values. Perhaps this is a problem in terms of usage, not architectural. Perhaps, the customer has stated that they wanted to be able to do all the activities in the same area when ordering the place and the architect may have solved the place until a certain use but could not achieved the impossible. After all, it is not easy to analyze different values in the same space.

 

4000 kişilik kapasitesi olan Bilkent Amfi Tiyatrosu (ODEON) ilk zamanlarında üstü açık bir konser salonuyken Ankara’nın kötü hava koşulları nedeniyle yapının üstü konkav kubbe şeklindeki membran örtü ile kaplanmış. Düz bir yüzey ile kaplanan bir çatı olsaydı yansıma inanılmaz derecede yoğun olurdu ama kubbe şeklinde bir form akustik açıdan tercih edilmiş. Bunun yerine malzeme olarak mekânın üst katmanının cam ile kaplanması tercih edilip seyircilerin doğa ile olan iletişimlerinin güçlendirilmesi sağlanabilirdi fakat membran bir örtü kullanılarak ses dalgalarının inanılmaz şekilde yansıması engellenmiş. Duvarlar ve çatı arasında kalan boşluk, dağılan ses dalgalarının yansıma yapmadan uzaklaşmasını sağladığı için eko problemi biraz da olsa düzelmiş. Öbür türlü davulların yankısı kulak zarında istenilen etkiyi yaratmayabilirdi. Peki ya diğerlerine göre daha düşük bir ses seviyesine sahip olan ve mikrofon yardımıyla daha net duyulan müzik aletleri? Kemanın ince tellerinden çıkan notaları net bir şekilde duymak isteriz değil mi o konserde? Lakin ince tellerden çıkan sesin hoparlör yardımıyla dinleyiciye ulaşacağı düşünüldüğünde Odeon’da sesi pürüzsüz bir şekilde duyabilmek o kadar da kolay değildir. Bu durumun suçluları ise sahne yerine tavana yerleştirilen hoparlörler aslında. Sesin iki farklı açıdan yükselerek dinleyiciye ulaştığını düşünün, sahnedeki müzisyen keman çalmayı bırakıyor ama dinleyici sesi daha yeni duyuyor. Asıl ses kaynağı önde, hoparlör arkada olunca ses iki kere duyulur çünkü. Orta şerit ve yanlarda oturan kullanıcılar için bu durum başka bir eko problemi daha yaratır.

The Bilkent Amphitheater (ODEON), which has a capacity of 4000 people, used to be an open-air concert hall, but because of the bad weather conditions of Ankara, the arena was roofed with a tensile concave dome-shaped membrane. If there was a roof covered with a flat surface, the reflection would be incredibly intense but a dome-shaped form was acoustically preferred. Instead, glass as material to cover up the upper surface could have been preferred in order to strengthen the dialogue of audience with the nature; but using a membrane cover prevented the incredible reflection of sound waves. The echo problem has improved a bit when the space is formed between the walls and the roof as the sound waves receded without being reflected. Otherwise, the echo of the drums would not create the desired effect on the eardrum. What about musical instruments that have a lower sound level than others and are clearer with the help of a microphone? We would like to hear the notes coming out of the thin strings of the violin, right? However, it is not easy to hear the sound in Odeon smoothly when it is thought that the sound coming from the thin string will reach the audience with the help of the loudspeaker. The speakers placed on the ceiling instead of the stage are guilty for it. Imagine that the sound has reached to the listener by rising from two different angles, the musician on the stage stops playing the violin, but the listener is hearing it just now. Because the sound is heard twice when the actual sound source is in the front and speaker is behind. This creates another eco-problem for the users sitting in the middle band and on the sides.

Antik Roma amfi tiyatrolarından esinlenerek inşa edilen Odeon, mimari estetiğiyle muhteşem bir haz yaşatır kişiye. Odeon, uzaklardan dahi fark edilecek bir büyüklüğe sahip olmasına rağmen bu büyüklüğün yeterli olmadığını düşündüğüm zamanlar da olmadı değil. Mezuniyet törenlerinde öğrencilerin ancak bölümlerine göre ayrılarak katılabilmesi başta olmak üzere çoğu etkinlikte yaşanan yer sıkıntısı yapının kullanışsızlığını gün yüzüne çıkartıyor. Ayrıca son yıllarda özellikle ayazı ile gündeme gelen Ankara’nın yükseltisi fazla olan bir arazisine yarı açık bir mekân tasarlanması da kullanımını en aza düşürdüğü için ne kadar mantıklı olduğu tartışılır, sonuçta bir yılda en fazla 15-20 etkinlik ya yapılabiliyor ya yapılamıyor. Akustik ise mimarlığın özellikle ülkemizde ciddi anlamda çözümlenmesi gereken bir alanı olduğundan eğer bir mimar kendi başına akustik düzenlemeyi yapmak için yeterli değilse yardım alabileceği ofisleri veya mühendisleri göz ardı etmemeli. Akustik sorunu çözümlemenin 4 parametresi var: doğru malzemelerle kaplama yaparak sesin “emilimini” kolaylaştırmak; duvar, taban ve tavan ile sesin geçişini doğru yerlerde durdurmak; ses maskeleme sistemi ile sesi örtmek ve sesin birçok yöne yayılmasını sağlayabilmek. Sonuç olarak mimari düzenlemelerde akustiğe dikkat edilmeli, bir Sydney Opera House tasarlamak kim ister ki? İşlevinden yoksun bir cisim… Unutulmamalıdır ki işlevselliğin formun önüne geçtiği zaman, mekânın karakter kazandığı zamandır.

Inspired by Ancient Roman Amphitheater, Odeon brings great pleasure to people with its architectural aesthetics. Although Odeon has a size that is even noticeable from a distance, there are times when I thought that the size is not enough. The lack of space in most of the activities unravels the uselessness of the structure, particularly in the graduation ceremonies where the participation of the students is necessary to be arranged in according to their departments. In addition, how logical can it be to design a semi-open space to a land with high altitude in Ankara that is on the agenda with its frost in recent years is debatable. Ultimately no more than 15-20 events per year can be made or done. Acoustics is an area of architecture that needs to be further analyzed especially in our country. If an architect is not qualified enough to do acoustic editing on his own, he should not ignore the offices or engineers he can get help from. There are 4 parameters to analyze the acoustic problem: facilitate “absorption” of sound by coating with the proper materials; blocking the passage of sound with walls, floors and ceilings in the right places; covering up the sound via sound-masking and diffusing sound energy to spread by radiating in many directions. As a result, acoustics should be considered in architecture. Who would want to design a Sydney Opera House? Form without function… Remember that the superior the function from form, the better characteristics the building would have.

 

KAYNAKÇA/REFERENCES

Egan, M.David. Architectural Acoustics. New York: McGraw-Hill, 1988.

Özbay, Aslı. Erkut Şahinbaş 1968-1998 Mimarlık Çalışmalarım. Ankara: Meteksan Yayınları,1998.

Sü, Zühre. Acoustical Performance Analysis of Bilkent University Amphitheater “Odeon.” Bilkent University, 2004.

 

Editör /Editor: Görkay Düzgün

Grafiker/ Graphic Designer: Ceren Biltekin

Çevirmen/ Translator: Asena Erbaşı

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?