Nasıl Mutlu Olunur

How To Be Happy

| Ekim 2019


Hepimizin kafasında belirli kalıplar çerçevesinde oluşmuş ve oluşmakta olan fikirler var. Bu fikirler alışkanlıklarımıza ve tecrübelerimize göre şekil alıyor. O zaman fikirlerimiz için ‘bizi en iyi yansıtan cümleler’ diyebilir miyiz? Böyle bir genellemede bulunacak olursak bu cümlelerin değişime ve gelişime açık olmasını ummak en doğrusu olur diye düşünüyorum. Bu düşünce doğrultusunda hareket edebilmek için cümlelerimizin sonuna nokta koymamalı, onları geliştirmek adına eklemeler yapmalıyız. Bu yaptığımız eklemeler; gezdikçe, okudukça ve paylaştıkça değişecek. Bu değişimler ile farkındalığımızı yükselterek fikirlerimizi; bizi ve gelişimimizi yansıtacak şekilde geliştireceğiz. Bu düşünceler doğrultusunda sizlere Finlandiya hakkında düşüncelerimi anlatmak istiyorum.

We all have ideas in our minds that were formed and are being formed within the frame of certain patterns. These ideas are shaped by our habits and experiences. Can we then say ‘sentences that reflect us best’ for our ideas? If we make such a generalization, I think it would be best to hope that these sentences are open to change and development. In order to act in line with this idea, we must not put an end to the end of our sentences, we must make additions to improve them. These additions will change as we travel, read and share. Through these changes, we will raise our awareness and develop our ideas to reflect us and our development. In accordance with these thoughts, I want to tell you my thoughts about Finland.

 

Finlandiya yolculuğum döngüsel iktisat konulu bir projeye başvurmamla başladı. Bu proje ile Finlilerin kendi ekonomilerine destek olabilecek birçok yöntem ve fikir ile karşılaştım. Döngüsel iktisat hedefleri ile çoğu şirketlerini bu alanda geliştirmeye teşvik eden bir ülke Finlandiya. Daha verimli bir gelecek için çabalamalarının yanı sıra gelmeden önce edindiğim bir bilgi ise; Finlilerin dünyanın en mutlu insanları seçilmiş olmaları. Bu mutluluğun sebeplerini merak ederek insanları ve kültürü inceledim. Neredeyse altı milyon insan barındıran bu şehir kendi içinde refah seviyesini yükseltmeye yönelmiş durumda. Vizyonları geleceğe dönük olan bu insanların farkındalık seviyeleri oldukça yüksek. Bunun sebebiyetinin hükumetin bu bilinci yerleştirmesine bağlayabilirim. Hükûmet desteği ile gerçekleşen projeler, etkinlikler ve eylemler bu ülke insanlarının içine doğduğu bir durum. Eğitim sisteminin de barındırdığı insanlara sorumluluk aşılama süreci o kadar doğal bir şekilde gerçekleşiyor ki eğleniyor musunuz öğrenip, tecrübe mi ediniyorsunuz anlaşılmıyor. Bu sistem çocuklar için yapılmış özel eğitim binaları barındırıyor. Girişimcilik Köyü adlı bir yerleşkede altıncı sınıfa kadar çocuklar için ülkenin belirli şirketlerinin binalarını kopyalamışlar. Buraya gelen çocuklar belirli gruplara ayrılıp şirketlere giriş yapıyorlar. Hepsinin şirkette bir konumu, görevi oluyor. Şirketin hedef ve ideallerini içselleştirerek bunlara uygun fikirler ortaya çıkarıyorlar. Biliyoruz ki bu yaş grubu çocuklar için büyüklere özenmek olmazsa olmazları arasında. Bu yöntem sayesinde hem çocuklar istedikleri, özendikleri çalışma hayatına adapte oluyorlar hem de doğru iletişim kurmayı ve ortak çalışmayı öğrenmiş oluyorlar. Belirli bir yaşla birlikte öğretilen bilinç alışkanlık haline gelerek sorumluluk sahibi bireyler ortaya çıkartıyor. Döngüsel iktisadın yer ettiği başka bir alan ise kütüphaneler. Ortak kullanım için kitapların yanı sıra; dikiş makineleri, ütü ve üç boyutlu baskı makineleri de mevcut. Herkese açık olan halk kütüphanesi insanları bilinçli tüketime teşvik ederek onları döngüsel iktisadın amaçlarına dâhil ediyor. Bu şekilde bir vizyona ulaşmış olmak için ne gerekir dersiniz? Uzun bir yoksulluk sürecinden geçmiş olan bu ülkenin seferberlik sonucu elde ettiği refah seviyesi, ulaşılması imkansız bir seviye mi sizce?

My journey to Finland began when I applied for a project on circular economy. With this project, I came across many methods and ideas that could support the Finns’ own economy. Finland is a country that encourages most of its companies to develop in this field with circular economy goals. As well as striving for a more productive future, one of the things I learned before I arrived is that Finns have been chosen as the happiest people in the world. I studied people and culture, wondering the reasons for this happiness. This city, which houses almost six million people, is focused on raising the level of prosperity in itself. The awareness levels of these people, whose visions are future-oriented, are quite high. I can attribute this to the government’s instillation of this consciousness. Projects, activities and actions with the support of the government are a situation in which the people of this country are born. The process of instilling responsibility for the people that the education system contains is so natural that you can’t tell if you’re having fun or learning or getting experience. This system has special education buildings built for children. They copied the buildings of certain companies of the country for children up to sixth grade at a campus called Entrepreneurship Village. The kids who come here are divided into specific groups and enter companies. They all have a position, a duty in the company. They internalize the company’s goals and ideals and come up with ideas that fit them. We know that it is a must for the children in this age group to aspire to adults. Through this method, children adapt to the work life that they want and aspire to, as well as learning to communicate properly and cooperate. Consciousness, taught with a certain age, becomes habitual and creates responsible individuals. Another area of circular economy is libraries. In addition to books, sewing and ironing machines and 3D printers are also available for common use. The Public Library, which is open to all, encourages people to conscious consumption, incorporating them into the aims of circular economy. What do you think it takes to achieve such a vision? Do you think that the level of prosperity that this country has achieved as a result of mobilization, which has been through a long period of poverty, is an impossible level to reach?

 

Bireyler olarak tüketimi azaltmaya, kendilerinden çok çevreyi düşünmeyi alışkanlık haline getirmiş olan bu toplum için rahatlık ve huzur denen kavramlar doğayla bir bütünlük oluşturuyor. Her alanda sorumluluk ile hareket ederek verimliliğe ulaşan bu toplumu takdir etmemek elde değil. Geçmişlerini göz önünde bulundurarak yapılan gözlemler sayesinde işçi gücünün önemini, ülke sevgisinin büyüklüğünü ve insanların çok da dolambaçlı yollar seçmeden ülke yararına hareket edebileceklerini anlamış oluyoruz. Her kesimin, her yaşın destek olabileceği türde gerçekçi çözümlerle ilgilenen bu toplum beni çok etkiledi. Elbette, ülke nüfusunun az oluşu bu düzeni ve sistemi oturtmaya kolaylık sağlamış bir etken ama insanlar bir şeylere katkı sağlamak istedikten sonra önlerinde gerçekten ne durabilir ki?

For this society in which individuals has made a habit of reducing consumption and thinking more about the environment than about themselves, the concepts of comfort and peace form a unity with nature. It is impossible not to appreciate this society, which has achieved efficiency by acting with responsibility in every field. By observing their past, we understand the importance of labor force, the enormity of the love of the country, and the fact that people can act in the best interests of the country without taking very devious paths. I was very impressed by this society, which is interested in realistic solutions that can be supported by people from all walks and all ages. Of course, the low population of the country is a factor that has made it easier to establish this order and system, but what really can stand before people after they really want to contribute something?

 

Editor/Editör: Görkay Düzgün

Translator/Çevirmen: Su Yıldız

Graphic Designer/Grafiker: Saray Erdoğan

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?