Müziğin İyileştirici Gücü ve Farklı Tarzlarıyla Genç Yetenekler

Görkem Barçın, 163, Maça

| Ekim 2017


“Müziğin verdiği heyecanın temelinde görüntü imgelemini ve duyguları harekete geçirme gücü vardır ve bu müziğin insan üzerindeki büyüleme gücünün gerekli öğelerinden biridir.”(Nietzche)

Müzik, yaprakların birer birer dökülerek savrulduğu sokakları adımlayarak geçtiğimiz anların unutamadığımız değerli bir parçasıdır.
Bazen bir sokaktan geçerken duyduğumuz bir melodi veya bir söz bizi bulunduğumuz andan kopartır eski bir ana götürür, farklı bir frekansa taşır ve hiç bilmediğimiz bir dünyanın kapısını aralar. Bazen de insan kendini konuşarak veya yazarak değil, müzikle ifade etmeyi tercih eder, söylemek isteyip de anlatamadığı hislerini birileri önceden dizelere dökmüştür. Müzik birçok duyguyu içinde barındırır. Hüznümüze ve yaşanmışlıklarmıza saygı duyar. Yalnız hissettiğimizde tıpkı sırtımızı sıvazlayıp, yalnız değilsin, ben burada seninleyim diyen bir dost gibi yanı başımızdadır ve ne kadar yalnız hissetsek de hep biliriz öyle olmadığını, içimizde bir yerlerde. Bir konsere gittiğimizde hep bir ağızdan söylenen şarkılar milyonlarca insanın aynı duyguları hissetmesini sağlar. Tıpkı bir mavinin kendi içinde barındırdığı hüzün ve bir sevinç anının insanı sarmalayan şafak kırmızısı gibi, toz pembe hayaller kurdurur bizlere. Farklı ırklara, dinlere ve dillere sahip insanların konuştuğu tek ortak dildir müzik. Üstelik insanların ruhunu beslemekle de kalmaz hastalıkları da tedavi eder. Sanki sihirli bir değenek değmişcesine ruhumuzda kimselerin girmesine izin vermediğimiz yerlere dokunur bununla da kalmaz insanın içine ince ince öyle bir işler ki ameliyat masasında bıçak altına yatmaya gerek kalmadan tedavi eder bizleri. Vücutta salgılanan endorfin, olumlu duyguları arttırır, korkuyu ve kaygıyı azaltır. İnsanlar böylece daha mutlu, pozitif ve canlı hissedebilirler kendilerini. Müzik terapi sayesinde artık birçok hastalığın tedavisi mümkün..

Siz de zihninizi boşaltmak, ruhunuzu arındırmak, günün ve yaşamın stresinden uzaklaşmak ister misiniz? eğer cevabınız evetse sizi farklı tarzlarıyla ve özgün müzikleriyle tanıştırmak istediğim birileri var. Her tarza hitap etmesi adına alanlarında en başarılı olduğunu düşündüğüm farklı müzisyen ve müzik gruplarını ele aldım, hem onları biraz daha yakından tanıyın hem de kulaklarınızın pası biraz silinsin istedim. İşte genç yetenekler ile yaptığım söyleşi umarım okurken keyif alırsınız.

Görkem Cenk Barçın

Röportaja Görkem’in bahsinin geçtiği ama içinde bulunmadığı bir anımdan bahsederek başlamak istiyorum. Yaklaşık 8 yıl önce, İzmir’de Görkem ve bir grup arkadaşımız futbol turnuvası düzenliyordu, yaklaşık 10 kız tribunlerden onların maçını izliyorduk.  Çok geçmeden yanımıza orta yaşlarda bir kadın geldi ve bizimle sohbet etmeye başladı. Futbol oynayanların arasında kendi oğlu varmış. Bizlere oğlundan bahsederken benim oğlum ‘en yakışıklısı, en kibarı, en centilmeni, en şefkatlisi, en eğlencelisi’ diye bahsetti ve ardından bizlere: ‘bilin bakalım benim oğlum kim?’ diye bir soru yöneltti. 10 kız birkaç saniye düşündük ve hepimiz aynı anda Görkem dedik. Kadın kendi oğlunun ismini duymadığına biraz bozulmuştu, çok geçmeden ayrıldı yanımızdan. Bizlere oğlunu gösterdi ama içimizde onun oğlunu tanıyan yoktu. Bu anıdan röportajımıza kadar Görkem’in haberi olmadı. Kadın da Görkem’in annesi değildi. Aradan yıllar geçti şimdi Görkem’le aynı Üniversite’de okuyoruz. Görkem karşımda oturuyor ona bu anıdan bahsediyorum, gülüyor. İnsanlara karşı samimi olduğu için böyle olduğunu düşünüyor. Sevgili Görkem, ince bir insansın, yeteneklisin, farklı bir auran var, ailen seni çok güzel yetiştirmiş. Dilerim, seni sen yapan ve böylece seni diğer insanlardan ayıran bu özelliklerini hayatın boyunca kaybetmezsin.

İlk defa piyanoya dokunduğunda…

Piyanoya ilk defa dokunduğumda çok garip gelmişti, seslerin çıkardığı titreşimler içimde garip bir his uyandırmıştı, gıdıklanıyor gibiydim. Beni o hissiyat aldıktan sonra piyano çalmayı istedim.

Birçok müzisyene enstruman çalmaya nasıl  başladıkları sorulduğunda fark ettiğim ortak bir cevap var. Diyorlar ki: ‘Ben enstrumanı değil o beni seçti.’ Senin için bu durum ne kadar geçerli, nasıl tanıştın piyanoyla?

Piyanoyla ilk tanışmam 4 yaşında gerçekleşti. Bir gün çizgi film izlerken, ailem çizgi film müziğinin aynısını söylediğimi, ritmini de alkışlarla yapabildiğimi gördüler. Babam piyanoya yeteneğimin olabileceğini düşünmeye başladı ve beni piyanoya yönlendirdi. Şimdi geriye dönüp baktığımda iyi ki piyanoya yönelmişim diyorum çünkü çoğu enstruman tek ses veya çift ses çalınabiliyor ama piyano bir orkestra görevini görebiliyor, tüm armonileri ve sesleri çıkartabiliyor, büyük bir avantaj. Bu şekilde piyano üzerinden orkestra eserleri bile yazılabiliyor.

Ailende müzisyen var mı, bu senin üzerinde baskı oluşturuyor mu?

Amcam Yeni Türkü’de çalıyor. Son derece başarılı bir müzisyen. Onun bu kadar başarılı olması ve farklı şeyler yapması üzerimde biraz baskı oluşturuyor. Benden de bir şeyler bekleniyor. 13 yıldır konservatuardayım onun için artık bir şeyler yapıp fark yaratmam gerekiyor.

Ailen müzisyen olmak istediğini görünce ‘oğlum iyi bir bölüme gir, müziği hobi olarak yine yap’ gibi klişeleşmiş sözler söyledi mi? 

Hayır, tam tersine ailem benim müziğin içinde olmamı istedi. Beni 4 yaşında amatör olarak müziğe başlattılar. Amerika’da Washington’da piyanoya başladım. İlk konserimi 4,5 yaşında verdim. Videoları hala elimde, sahnede kıvırcık saçlı kısacık bir şey piyano çalıyor 🙂

4,5 yaşında ilk konserini verdiğinde nasıl hissetmiştin kendini? Daha akranların yeni yeni konuşmayı sökmüşken sen çıkıp konser vermişsin…

Çok heycanlıydım. O heyecanı hala içimde taşıyorum ama zamanla kontrol edebilmeyi öğrendim. Heycanımı kötü çalmak için değil iyi çalmak için kullanıyorum. Sahneye çıktığımda piyanoyu çok net görüyorum, oturduğumda sanki seyirciler yokmuş gibi, etraf bulanık, hiçbir şey görmüyorum, duymuyorum ama bir hata yaptığımda veya heyecanımı bastıramadığımda etraf netleşmeye başlıyor. Oyun gibi. Küçük bir çocuğun kol hareketlerini bile görebiliyorum.

Hata yaptığını fark ettiğinde hatalarını kapatabiliyor musun?

Bende hata kapatma özelliği var. Armonik olarak o hatayı bir anda güzel bir şeye çevirebiliyorum. Hatta hocaları bile kandırdığım oldu (gülüyor).

Piyanist olmasaydın hangi mesleği seçmek isterdin?

Veterinerlik ya da uzayla ilgili bir bölümde çalışmak isterdim.

İlerleyen hayatında müzikle alakalı neler yapmak istiyorsun, hayallerine ulaştığını söyleyebilir misin?

Hiçbir hayalimin başında bile değilim. Kendi parçalarımı söyleyerek, bir piyano, bir vokal albüm çıkartmak istiyorum.

Hayatında kendine sürekli hatırlattığın bir motton var mı?

Dünyaya bir kez geldiğimiz. Bu yüzden ne yapıyorsam onu en iyi şekilde yapmak. Sanat sayesinde toplumda bir farkındalık yaratmak. Sevgi ve müzikle savaşların bitebileceğine inanıyorum.

Müzik bir ihtiyaç. Dünyanın en kötü insanı bile müzik dinliyordur. Nasıl ki etrafımız renklerle çevriliyse müziksiz bir hayat tüm renklerin yok olması gibi sadece siyah ve beyazın hakim olduğu bir dünya demek olurdu. Renksiz bir dünyanın ne anlamı kalırdı ki?

Müzisyen olduğunu söylediğinde insanların sana bakış açıları ne oluyor, nasıl tepkiler alıyorsun?

Türkiye’de sanat maalesef yeterli değeri görmüyor. Bizi yöneten insanlarla da alaklı, sanattan daha farklı şeylere değer veriliyor. Bizi temsil eden inanılmaz müzisyenlerimiz var mesela Fazıl Say 2016 yılında dünyanın en prestijli ödülü olan ‘Beethoven Ödülünü’ aldı. Basında duyulması gerekirken sessiz kalındı. Gerçekten sanata yeterli değerin verildiğine inanmiyorum. Bunun dışında insanlar Bilkent Üniversitesi MSSF’de piyano okuduğumu öğrenince şaka yaptığımı düşünüyorlar böyle bir bölüm sanki yokmuş gibi davranıyorlar. Bunun iyi yanlarının da kötü yanlarının da olduğunu düşünüyorum. İnsanlar piyano bölümünde olduğumu duyunca şaşırıyorlar ve ilgilerini çekiyorum. Kötü olduğu noktalar da oluyor, piyano bölümü mü varmış diyorlar. Piyano bölümünde okuduğumu söyleyince peki asıl bölümün ne diye soranlar bile oldu…

163

Buraya yazıyorum, bu grubun adını daha çoooook duyacağız.  Muhteşem bir enerjileri var, sempatikler, komikler, samimiler. İnsanlara dokunan, düşündüren, akıllarda soru işareti bırakan şarkılar yapıyorlar. Eğlendirirken düşündürüyorlar. Kendilerini müzikleriyle olduğu kadar karakterleriyle de sevdiriyorlar. Dün röportaj için görüşmeye gittiğimde grup üyeleriyle tanışma fırsatı buldum. Kapıda beni Onat karşıladı. Sahneye çıkmadan önce prova aldıkları yerde grubu izleme şansı yakaladım. Doruğun şarkı söylerken nasıl yoğunlaştığını gördüğümde çok şaşırdım, sesi kadife gibiydi ve şarkıyla bütünleşmişti. O an sanki sadece söylemekle kalmıyor, bir tiyatro oyununda seyirciymişsiniz gibi sizi farklı bir boyuta sürükleyip şarkıyı hissetmenizi, herkesin kendi zihninde farklı bir oyun canlandırmasını ve oyunu kendince yorumlamasını sağlıyor. Beni en çok şaşırtan şey ise şarkıları Doruğun yazdığından emin olmuşken Yamaç’ın yazdığını öğrenmemdi. Şimdilerde yeni albüm çıkartmanın telaşındalar, albüm çıkına dek beklemede kalın…

Hiç dinlememiş birine müziğe nasıl anlatırdınız?

Doruk: Müzik aslında hayatın kendisi çünkü hayatın da bir ritmi, belli bir akışı var. Kısaca, müziği hayatın ta kendisi diyerek açıklayabilirdim.

Müzik ile alakalı ilerleyen hayatınızda neler yapmak istiyorsunuz?

Onat: Şarkılarımızı olabildiğince çok insana ulaştırmak istiyoruz. Kendimizi istediğimiz şekilde ifade etmeye çalışıyoruz. İnsanlarda farklı duygular uyandırmayı amaçlıyoruz.

Yamaç: Ben sözleri yazarken belli semboller kullanıyorum ve insanların bu sembolleri kendilerince yorumlamalarını bekliyorum. Sözler sanki bir şeyler ifade etmiyormuş gibi yorum yapanlar oluyor, bunun önüne geçmek istiyorum. İnsanları biraz daha düşünmeye teşvik etmeye çalışıyorum.

Müziğe olan yeteneğinizi nasıl keşfettiniz?

Doruk: Bir gün Yamaç, gel beraber elektro gitara başlayalım dedi. Anneme çok ısrar ettim. Böyle başladı… Bir grubumuz oldu, ben başlarda gitar çalıyordum, şarkı söylemiyordum. Şarkı söylemek istiyordum ama bunu dışarıya yansıtmıyordum. Solistsiz kaldık. Yamaç, sen söyler misin dedi. Ben de olur dedim şarkı söylemeye böyle başladım. Bu durumdan da çok mutluyum (gülüyor).

MC:  Müzik konusunda hiç zamana ayak uyduramadım. Greenday çok fazla dinliyordum. Bass gitara başladım. İlk bass gitarımı aldığımda neredeyse gitarla aynı boydaydık, şuan belki bir 10 cm daha uzunumdur 🙂 Bass gitar çalmaya başladığımda enstrumanla bütünleşmiş gibiydik ondan başka bir şey çalmayı hiç düşünmedim.

Onat: Beni müziğe annem yönlendirdi. Gitar kursuna başladığımda çok küçüktüm, gitar öğretmenim parmaklarımın yetmediğini söyledi. Annem de o zaman bateriye başla dedi, ben de bateriye başladım. Çok sevdim.

Bulutlara iltifat şarkınızdaki ‘8 heceliler’ felsefesi nedir?

Her insanın kendine 8 heceli bir şey oluşturmasını amaçladık.

Grup ismini nerden buldunuz, neden 163?

MC: Başta insanlara otobüste tanıştık diyorduk aslında şöyle oldu… 163’ün bizde çok önemli bir yeri var çünkü halk otobüsüydü. Bozuk parayla çalışıyordu, dolmuşlardan daha ucuzdu. Ümitköydeki çoğu yeri dolaşıyordu. Kızılay’a gelmek için tek olanağımızdı. Bir efsaneydi.

Müzikle uğraştığınızı söylediğinize çevrenizden nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Onat: Bu sene 4’ümüz eve çıktık. Doğalgaza bakmak için bir adam geldi, gençler ne okuyorsunuz diye sordu. Önce ben cevap verdim. Abi müzik okuyorum dedim. Yüzüme baktı, olsun dedi… Mehmetcan’a sordu. Mehmetcan Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği dedi. Adam: ‘ooo çok iyi, çok iyi’ dedi. Genellikle böyle tepkiler alıyoruz.

Doruk: İnsanlar, müzisyenler aç kalıyor, sokakta yatıyor diye düşünüyor, maalesef böyle bir algı var. Okuduğumuz bölüm Müzik Teknolojileri diye de geçiyor. Biz de böyle tepkiler almamak adına Ses Mühendisliği okuyoruz diyoruz İçinde ‘Mühendislik’ geçtiği için, ‘ooo iyiymiş’ diyorlar. Bu tabii ki, bizi tanımayan sokakta karşımıza çıkan insanlara verdiğimiz cevap oluyor.

Grubunuzun bir motivasyon kaynağı var mı?

Sahneye çıkmadan önce kollarımızı birbirine kenetleyip, sırayla birbirimize gaz verecek konuşmalar yapıyoruz.

Ülkemizde müziğe yeterli önemin verildiğini düşünüyor musunuz, kötü yorumlara maruz kaldığınız oldu mu?

Onat: Sanatla alakalı hiçbir şeye önem verilmediğini düşünüyorum. Bu ülkede sadece siyaset konuşuluyor. İnsanlar desteklenmiyor değil, müziğe yönlendirilmiyorlar.

Doruk: Eleştiri kötü bir şey değil, aksine bize bir şeyler katıyor, ama  bunu küfürlü ve hoş olmayan bir üslupla yapanlar var. Onat görünce sinirleniyor. Devlet meclisinde de müziğin çok desteklenmediğini görüyoruz ama bazen de güzel şeyler oluyor. Hayal etmeye devam…

Hiç takıntılı fanlarınız oldu mu?

Yamaç: İsmini vermek istemediğim, biri vardı. Gerçekten takıntılıydı. Sürekli instagramdan yazıyordu, yazmasın demiyorum ama biraz fazla yazıyordu.

Doruk: takıntılı fan değil de, 2 tane fan page’imiz var instagramda. Çok keyifli paylaşımlar yapıyorlar. Zeytinli Rock Festivalin’de tanışma fırsatımız oldu. Balıkesir’de yaşıyorlarmış. Bizim mizah anlayışımızı çok güzel kavramışlar dolayısıyla sıradan fan page’lerden farklı paylaşımlar yapıyorlar.

Yamaç: kendi fan page’inden de bahseder misin :)))

Doruk: O fan page değil, o bana karşı açılmış bir savaş. ‘Doruğundişleriarasındakiboşluk’ adında bir instagram sayfası. Fotoğrafında, dişlerimin arasında zoom var (gülüyorlar)

Biraz 163’ün bilinmeyenlerinden bahsedin…

Onat: Mehmetcan’la sürekli oyun oynuyoruz. Doruk çok güzel patetes yapıyor. Yamaçla çok irtibata geçmiyoruz. Yamaç evde çok fazla mayonez yiyor, öyle bir sıkıntımız var.

Yamaç: Onat evdeki bütün yumurtaları bitirdi. Burdan Onatın fanlarını buna bir dur demeye çağırıyorum… MC’le oda arkadaşıyız hal böyle olunca birbirimizi biraz daha yakından tanıma fırsatı bulduk. İlişkimiz daha da kuvvetlendi, KFC bağımlılığımız var.

MC: hazır bilinmeyen demişken biz yamaçla aynı odada kalıyoruz ve odada dans ediyoruz. Global Deejays – The Sound of San Francisco şarkısında.

Çayyolun’da Michael Jackson’dan daha çok tanındığınıza dair rivayetler duyuyorum…

Onat: Çayyolu bizim grubumuz için çok önemli. Biz 15 yaşında müzik yapmaya başladık. Çayyolunda  geniş bir arkadaş çevremiz vardı ve bizi çok desteklediler. Bizim konser vermemiz çayyolundaki arkadaşlarımız sayesinde oldu, bir yerde sahne alacağımız zaman herkes gelirdi. 163 aslında sadece bu gruptakilerden ibaret değil çayyolundaki bütün arkadaşlarımız demek bizim için.

Sizce sanat sanat için mi, sanat toplum için mi?

Yamaç: sanat her ikisi için de. Biz daha çok toplum için olan tarafına yöneliyoruz. Toplumdaki sorunları dile getirmeye çalışıyoruz. Farklındalığı arttırmayı amaçlıyoruz.

MC: Harun Tekin’in Tedx konferansına gitmiştim orda söylediği bir söz beni çok etkilemişti. ‘müzik dünyayı değiştirmez ama dünyayı değiştiricek insanları değiştirir’.

Birbirinden güzel 163 şarkılarına ulaşmak için:

 MAÇA

Enerjik, eğlenceli, sempatik… Kahkahası metrelerce öteden duyulan grup: Maça

Sabahın sesiyle başlayan yolculuklarının devamında  eğlenceli ve keyifli şarkılara imza atacaklarına olan inancım sonsuz. Eğer siz de ben rock dinliyorum diyorsanız Maça farklı yorumuyla sizin için biçilmiş bir kaftan. Umarım yaptığımız sohbeti okurken keyif alırsınız. Merak edenleri için şarkıyı aşağıya bırakacağım. Dilerseniz röportaja geçelim. Keyifli okumalar ve dinlemeler dilerim.

Uğurunuz var mı sahneye çıkmadan önce?

Aslında çok fazla var. Her konsere götürdüğümüz bir flamamız var. Genelde kaybederiz sonra da zar  zor buluruz.

Hepiniz farklı bölümlerlerde okuyorsunuz Berkan Bilkent’te Siyaset, Engin Hacettepe’de İşletme, Tolga Gazi’de turizm okuyor. Aslında hepiniz birbirinden farklı bölümlerdesiniz. İlerleyen hayatınızda bölümlerinizle alakalı işler mi yapmak istiyorsunuz yoksa müzikle alakalı planlar mı yapıyorsunuz?

Müziğe devam etmek istiyoruz ama Türkiye şartlarında şuan hiçbir şeyin garantisi olmadığı için bir mesleğin de elimizde bulunmasını istiyoruz. Müziği bırakmayacağız, planlarımız var.

Grubunuza neden Maça demeyi tercih ettiniz? Hafta sonu maça gidelim gibi bir muhabbettin ardından mı çıktı, yoksa siz maço dediniz de zamanla evrimleşip maçaya mı dönüştü?

Birçok şey denedik olmadı maça hoşumuza gitti. Bir anlamı yok aslında.

Müziğe olan yeteneğinizi nasıl keşfettiniz?

Berkan: Ben küçükken uyumadan önce kendi ninnimi kendim söylermişim (gülüyor). Herhalde orda keşfettim müziğe yeteneğim olduğunu.

Tolga: Babam eskiden müzisyendi. Kendi grubu vardı. 4-5 yaşlarında org çalmamla başladı her şey, daha sonra gitara ağırlık verdim, kendimi geliştirdim.

Engin: 8,5 yaşında ilk bateri öğretmenimle derse başladım. Grup 84’te bir süre bateri çaldım.

Kızların size ilgisinde artış oldu mu?

Göründüğü gibi değil (gülüyorlar). Bunu hiç düşünmemiştik, çok değil ama bir ilgi var 🙂

Müzikle alakalı ilerleyen hayatınızda neler yapmak istiyorsunuz, bulunduğunuz nokta sizi tatmin ediyor mu? 

Biz 50 sene de müzik yapsak geriye dönüp baktığımızda yine tatmin olduğumuzu söyleyemeyiz. Müzik uçsuz bucaksız bir deniz gibi, müzikte bir sınır yok. Kendimizi her gün geliştiriyoruz, her gün yeni şeyler öğreniyoruz. Her öğrendiğimiz bilginin ardından aslında daha öğrenmemiz gereken yığınla şeyin var olduğunu görüyoruz. Bu yüzden asla bir sona ulaşabileceğimize inanmıyorum. Tatmin olmayacağız, aksine her gün kendimize yeni bir şeyler katmak için çabalayacağız…

Özgün müzik yapmak istiyoruz…

Özgün müzik sizce ne demek?

Produksiyonların kısıtlamaları olmadan, istediğimizi özgürce yapmak. Kitle için değil kendimiz için müzik yapmak istiyoruz.

Müzik her şey bizim için…

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?