Minimalist Mimari 101: Barselona Pavyonu

Minimalist Architecture 101: Barcelona Pavilion

| Şubat 2019


Minimalizm en basit tanımıyla nesneleri veya fikirleri en sade formuna indirgemek, yalınlığı ön planda tutmaktır. Fazla süslerden, abartıdan ve soyutluktan uzak olan minimalizm diğer dallarda olduğu gibi mimaride de etkisini göstermiştir. Sade ve işlevsel diyebileceğimiz bu akım tasarım alanında en az malzemeyle, yalın, ekonomik ve işlevsel sonucu almayı hedeflemiştir.

Minimalist approach, with the most basic definition, is to put the simplicity and functionality of the objects first. This approach, which stands far from vanity and splendor, has shown its effect on architecture as well as in other fields. With its most outstanding features being plainness and ergonomics, this movement has aimed to reach the most practical result with the least and most economical materials.

  

Minimalizmin başlangıcı çok uzak geçmişe dayanmaz. Modern akımlardan biri olan minimalizm, mimariye bundan sadece bir asır önce sızmıştır. Öncülerinden biri olan mimar Ludwig Mies Van der Rohe, 1900’lü yıllarda ‘’Daha az daha çoktur!’’ diyerek minimalizmi özetlemiştir. Rohe, en ilgi çekici eserlerinden biri olan Barselona Pavyonu ile mimarinin ve minimalizmin iç içe geçmesine ön ayak olmuştur. Minimalist tavrın ilk örneklerinden olan Barselona Pavyonu, ilk başta, 1. Dünya Savaşı’ndan sonraki Almanya’nın karakterini yansıttığından Alman Pavyonu diye adlandırılmıştır. 1929 Barcelona Dünya Fuarı’nda sergilenen ve Barselona’nın sakin bir semtinde bulunan bu yapı adeta dinginliğin sembolü olmuştur.

Essentially, the beginning of minimalism does not go far back. As one of the modern trends, minimalism has infiltrated into architecture only a decade ago. One of its pioneers, architect Ludwig Mies Van der Rohe, summed up minimalism by declaring “Less is more!” in the 1900s. With one of his most interesting works, Barcelona Pavilion, Rohe has initiated the intertwining of architecture and minimalism. Being one of the first representatives of the minimalist manner, the structure was named “German Pavilion” at first since it reflected the characteristics of Germany after World War One. This Pavilion, which was exhibited at the 1929 Barcelona World Fair and was located in a calm district of Barcelona, has been interpreted as a symbol of serenity.

Barselona Pavyonu’nda alçak tavan kullanımı pavyonun en dikkat çekici özelliklerinden biri olmuştur. Evet, alçak tavan kullanılmış fakat Rohe bu alçaklığı geniş çerçevelerle ferah bir ortam yaratarak dengelemiştir. Akıllıca tasarlanan ve sadece sekiz ince kolon tarafından tutulan tavan, aynı zamanda pavyonun içinde asılı bir düzlem algısı yaratmıştır. Ziyaretçilere serbest ve hafif bir izlenim veren tavan, pavyonun tabii ki tek beğenilen özelliği olmakla kalmamıştır. Rohe modern duruşa, mekanların yarattığı geometrik algılara aynı zamanda keskinliğe de önem veren bir mimar olarak malzeme seçiminde de oldukça titiz davranmış ve pavyonda cam, çelik ve dört çeşit doğal taş kullanmıştır (Roma Traverteni, Yunanistan’dan gelen antik yeşil mermer, yeşil Alp Mermeri ve Atlas Dağları’ndan gelen oniks taşı). Kendinden bir asır sonra bile adından bahsettirebilen bu yapı ne yazık ki 1930’da kaldırılmıştır ancak 1983’de pavyonun yeniden inşa edilmesini amaçlayan bir grup Katalan mimar tarafından pavyona ait fotoğraflardan ve çizimlerden yola çıkarak pavyonu tekrar hayata döndürebilmişlerdir.

The usage of low ceilings has been one of Barcelona Pavilion’s most attention-drawing features. Low ceilings were, indeed, used; however, Rohe has managed to catch a balance by creating a spacious environment with wide frames. Having been designed very wisely and being held by eight thin columns, the ceiling has created a perception of a platform that almost floats in the pavilion. Of course, the ceiling -which gives the visitors a light and loose impression- has not stayed as the only admired feature of the pavilion. Rohe; as an architect who cares deeply about modern posture, the geometric perceptions places create and also sharpness, has been very careful with the selection of materials used; which can be summed up as glass, steel and four different kinds of natural stone (Roman Travertine, ancient green marble from Greece, green Alp’s Marble and onyx stone from the Atlas Mountains).  On the contrary of being able to stay remarkably mentioned after a decade; this structure has, sadly, been removed in 1930. However, a group of Catalan architects rebuilt the pavilion based on its photographs and illustrations in 1983.

Minimalizm  bilinenin aksine sadelikten ibaret bir anlayış değildir. Sadeliğin yanında kullanılabilirliği, sürdürülebilirliği ve estetiği barındırır. Minimalizmin bu özellikleri minimalize edilmiş yaşam tarzlarına da yansımıştır. Daha azın daha çoğu ifade ettiğini görebilen insanlar yaşamlarını daha mütevazı temeller üzerine kurmuşlardır. Hızlı nüfus artışı ve şehirleşmeye bağlı olarak minimalizm anlayışını hayatına adapte etmeye çalışan insanların sayısı günden güne artmıştır. Şehir hayatının bir getirisi olan günlük koşuşturmalar ve yoğunluk insanları pratik ve kullanışlı tercihler yapmaya itmiştir. Şehir insanları yoğunluklarından dolayı temizlikle vakit öldürmek istemedikleri gibi evlerinde göz yoran ve gereksiz olan eşyalara yer vermeyi de tercih etmemişlerdir. Sonuç olarak çözümleri evlerindeki yüzey alanını küçültmek, daha sade eşyalar seçmek ve seçtikleri eşyaların işlevlerini göz önünde bulundurmak olmuştur. Tüketim çılgınlarının aksine maddi ve manevi yönden de daha rahat olmuşlardır.

Minimalism is not just an understanding of simplicity in contrast to what is known. Besides simplicity, it offers usability, sustainability and aesthetics. These features of minimalism have affected the minimized lifestyles. People who could see that ‘less’ expresses ‘more’ have started to base their lives on more modest foundations. Due to rapid population growth and urbanization, the number of people trying to adapt minimalism to their lives has increased day by day. Daily rushes and busyness that come from urban living have pursued people to make practical and useful choices. Because the people of city life were too busy, they have not preferred to keep unnecessary and eye-straining objects in their houses in order not to kill time on cleaning. As a result, their solutions were to reduce the surface area of their homes, to choose simpler items and to consider the functions of the items they chose. This way, unlike the ones who gave in to the consumption-frenzy, they have been more comfortable in material and spiritual terms.

Mimarideki yerini Barselona Pavyonu’na borçlu olan minimalizm, anlaşılan o ki gelecek dönemlerde adından daha çok bahsettirecek ve daha geniş kitlelere ulaşacaktır. İnanıyorum ki ulaştığı zaman tüketim çılgınlığından ruhsal doyumsuzluklara kadar insanlığın küçük veya büyük birçok problemine çare olacaktır çünkü minimalizm bir sanat veya mimari akımı olmaktan çok daha fazlasıdır.

Minimalism, owing its place in architecture to the Barcelona Pavilion, will apparently make its name more prominent in the coming periods of time and reach wider audiences. I believe that when it reaches that point, it will be a solution for humanity’s small or big problems from consumption-frenzy to spiritual dissatisfaction and greed because minimalism is much more than just being an art or architecture movement.

 

Kaynakça/ References

Barselona Pavyonu

Minimalist mimari ve sürdürülebilirlik

http://www.izmimod.org.tr/egemim/55/14-19.pdf

 

Grafiker/ Graphic Designer: Deniz Vadi Töngür

Çevirmen/ Translator: Deniz Karaytuğ

 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?