Mimaride De Stijl 101: Schröder Evi

De Stijl In Architecture 101: Schröder House

| Nisan 2020


Bir sanat akımı olarak karşımıza çıkan De Stijl dönemine damga vurmuş ve başka birçok akımın da dallanıp budaklanmasını sağlamış bir harekettir. Öncüsü Piet Mondrian tarafından kendini resim alanında gösteren bu anlayış modern mimarinin şekillenmesinde büyük bir paya sahiptir. Mimari için yeni bir dil olarak ifade edebileceğimiz De Stijl hareketinin bireyselliğe karşı duran ve bu sebeple evren ile uyumu yakalamayı hedeflemiş bir anlayış olduğunu ifade edebiliriz. Bu akım kapsamında verilen eserler genel-geçer, rasyonel ilkelere dayandırılmıştır ve geleneksel çizgileri reddetmiştir. Akımın bir diğer öncüsü olan Theo Van Doesburg De Stijl’in mimariye sıçramasında büyük bir sorumluluk üstlenmiştir fakat De Stijl mimaride tam anlamını Gerrit Rietveld tarafından tasarlanan ve inşası 1924’te tamamlanmış Schröder Evi’nde bulmuştur. Bu yapı mimariye yeni bir soluk getirmiş ve felsefi derinliği sebebiyle kendinden epey söz ettirmiştir.

De Stijl is an art movement that marked its era and it helped other movements to grow and flourish. This approach, led by Piet Mondrian and showing itself in the field of painting in the first place, has a big share in shaping modern architecture. The De Stijl movement, which we can refer to as a new language for architecture, is an understanding that opposes individuality and therefore aims to achieve harmony with the universe. The works given under this current are general-pass, based on rational principles and rejected traditional lines. Theo Van Doesburg, another pioneer of the movement, assumed great responsibility for De Stijl’s splash into architecture but De Stijl found its full meaning in architecture after the construction of the Schröder House by Gerrit Rietveld which was completed in 1924. This structure brought a breath of fresh air to architecture and became a subject of discussion due to its philosophical depth.

De Stijl de diğer birçok anlayış gibi döneminin toplumsal olaylarından ortaya çıkmıştır. Birinci Dünya Savaşı’ndan çıkmanın toplum üzerinde yarattığı etki modern mimarinin filizlenmesine ve nitelendirilmesinde rol oynamıştır. O dönemlerde içine kapanan ve bireyselliğe yönelen toplumun bu anlayışına karşı çıkan De Stijl; soyut, objektif ve evrensel bir ifadeye dayandırılmıştır. Elbette bunu açıklamak için öncelikle bu anlayışın çıkış noktasından başlamak gerekir yani Mondrian’ın imzası niteliğinde olan tabloları ele alınmalıdır. Mondrian’ın ifade etmeye çalıştığı sanat anlayışını eserlerinin temel niteliklerini yorumlayarak kavramak mümkündür. Doğanın kendisinde var olmayan geometrik şekillerin birbirleri arasında yarattığı hiyerarşi, uyum ve bütünlük algısından yola çıkan Mondrian, yalnızca temel renkleri (kırmızı, mavi, sarı) ve geçiş renklerini (siyah, beyaz, gri) kullanmıştır. Duyularla algılanabilir olan doğanın gerçekliğini duyulardan bağımsız ifade etmek isteyen sanatçı, eserlerinde dikey ve yatay hatları kullanarak doğanın zıtlık ilişkisine de dikkat çekmiştir. Mondrian’ın bu bakış açısından yola çıkan Gerrit Rietveld ise bu ilkeleri Schröder evine uygulamış ve De Stijl’in iki boyuttan üç boyuta geçişini sağlamıştır.

De Stijl, like many other understandings, emerged from the social events of his period. The impact of the end of the First World War on society has played a role in germination and characterization of modern architecture. De Stijl was based on an abstract, objective and universal expression, which was opposed to the society, which was closed at that time and turned towards individuality. Of course, in order to explain this, first of all, it is necessary to start from the point of origin of this conception. That is, Mondrian’s signature paintings should be addressed. It is possible to comprehend the understanding of art that Mondrian is trying to express by interpreting the basic qualities of his works. Based on the perception of hierarchy, harmony and integrity created between each other by geometric shapes that do not exist in nature itself, Mondrian has only its basic colors (red, blue, yellow) and transition colors (black, white, gray). The artist, who wants to express the reality of nature, which is perceptible by senses, has also drawn attention to the contrast relationship of nature by using vertical and horizontal lines in his works. Gerrit Rietveld, from this point of view of Mondrian, applied these principles to the Schröder house and provided De Stijl’s transition from two dimensions to three dimensions.

Schröder Evi’ne şöyle bir bakış atıldığında De Stijl anlayışından yola çıkılarak tasarlandığını anlamak mümkündür. Yapısal organizasyonuna ilk bakışta dikkat etmeseniz bile dış cephesinde görebileceğiniz kırmızı, mavi ve sarı renkleri De Stijl hakkında biraz bile bilgisi olanlara çağrışım yapacaktır. Çizgisel elementlerde daha yoğun kullanılan bu renklerin yanı sıra yapının birer parçası olan yatay ve dikey düzlemlerin iç içe geçmesiyle yaratılan hacimsel ilişki de oldukça ilgi uyandırıcıdır. Dik açılarla iç içe geçen bu hacimler dinamik bir dengeye işaret eder. Dinamizm, De Stijl söz konusu olduğunda önemli bir yere sahiptir çünkü De Stijl anlayışı statik, simetrik ve tekrara düşen tasarımsal elementleri kendi içinde barındırmaz. Schröder Evin’de camların büyüklüğü ve konumlandırılmasına da bu dinamizm anlayışı sebep olmuştur. Yüzeyler arası bir ilişkiye dikkat çeken camlar mekânın pratik ihtiyaçlarına hizmet ettiği gibi De Stijl hareketinin felsefi temelini de yansıtmıştır.

When a look at Schröder House, it is possible to understand that it is designed based on De Stijl understanding. Even if you don’t pay attention to its structural organization at first glance, the red, blue and yellow colors that you can see on the exterior will evoke to those who know even a little bit about De Stijl. In addition to these colors used more intensively in linear elements, there is also a volumetric relationship created by the interweaving of horizontal and vertical planes that are part of the structureç a is intriguing. Intertwined at right angles, these volumes indicate a dynamic balance. Dynamism is an important place when it comes to De Stijl, because De Stijl movement does not contain static, symmetrical and repetitive design elements. The size and positioning of glass in Schröder House caused this understanding of dynamism. The glass, which draws attention to an intersurface relationship, also reflected the philosophical basis of the De Stijl movement as well as the practical needs of space.

Schröder Evi’nde dış mekânında sağlanan bütünlük ilişkisi iç mekânda da kendini gösterebilmiştir. Bunun en büyük kanıtlarından biri olan renk kullanımı iç ve dış mekânın birbiriyle ilişkisini güçlendirmiştir. Dış mekân hacimlerin ilişkisiyle tanımlansa da iç mekânda organizasyonu ve mekânı en iyi anlatan unsur renklerdir. Rietveld, odaların işlevlerinin tanımlanmasında duvar kullanımına çok yönelmemiştir bu da De Stijl’in karakteristik yapısını yansıtmak adına çok doğru bir hamle olarak değerlendirebilir çünkü bu anlayış soyut bir anlatımı hedef alır. Böylelikle odalar kırmızı, sarı, mavi veya siyah, beyaz, gri renklerinin rehberliğinde organize edilmiş ve anlam bulmuştur. İç mekanı tanımlayan unsurlardan bir diğeri de elbette mobilyalardır. Mobilyaların organizasyonu, nitelikleri ve De Stijl anlayışına göre tasarlanma şekilleri de mekânın amacına yöneliktir. Mobilyaların organizasyonu elbette stratejiktir ve yine Mondrian tablolarında görebileceğimiz o havayı sağlamaktadır. Yalınlığın vurgulandığı mobilyalar yine geometrik hatlara oturtularak tasarlanmıştır ve mekânda hissedilen bütünlüğü güçlendirmişlerdir.

The integrity relationship provided in the external space at Schröder House has also been manifested in the interior. One of the biggest evidence of this is the use of color strengthened the relationship between indoor and outdoor space. Although the external space is defined by the relationship of volumes, the most important element that describes the organization and space in the interior space is colors. Rietveld is not very oriented to the use of walls in the definition of the functions of the rooms. This can be considered a very accurate move to reflect the characteristic nature of De Stijl, because this understanding is aimed at an abstract narrative. Thus, the rooms are organized and found meaning, guided by the colors of red, yellow, blue or black, white, gray. Another of the elements that define the interior is, of course, furniture. The organization of furniture, qualities and ways of design according to De Stijl movement are also aimed at the purpose of the space. The organization of furniture is, of course, strategically, and it provides the order that we can see in Mondrian paintings again. Furniture, which emphasizes the leanness, has been designed to fit into geometric lines and strengthened the felt integrity in the space.

De Stijl prensipleri kapsamında tasarlanan Schröder Evi, altında yatan ideolojiyi başarılı bir şekilde yansıtabilmesi sayesinde mimarlık tarihinde önemli bir konuma yerleşmiştir. Zaten buradaki en kritik nokta da ideolojinin somut bir düzleme yerleştirilmesidir. Evrensel bir dile duyulan ihtiyacın soyut bir zeminden üçüncü boyuta taşınması ve mekânda anlam kazanması Schröder Evi’nin tasarımsal sürecinin zekice kurgulandığının bir göstergesidir. Düzlemlerin ve boyutların akıllıca yerleştirildiği, elemanlarının fonksiyonunun hem pratik hem de teorik açıdan sağlandığı bu yapı büyük bir ilham kaynağıdır.

Designed within the principles of De Stijl, Schröder House has established an important position in the history of architecture thanks to its successful reflection of the underlying ideology. The most critical point here is that ideology is placed on a concrete plane. The fact that the need for a universal language is transported from an abstract floor to the third dimension, gaining meaning in the space is an indication that the design process of the Schröder House is brilliantly constructed. This structure is a great source of inspiration, in which planes and dimensions are intelligently placed, the function of its elements is provided both in practical and theoretical terms.

 

Grafiker/Graphic Designer: Şule Kipel

Çevirmen/Translator: Furkan Sülümen

 

Kaynakça/References

“Gerrit Rietveld, Davide Adamo · Rietveld Schröder House.” Divisare, divisare.com/projects/397203-gerrit-rietveld-davide-adamo-rietveld-schroder-house.

Zonaga, Anthony. “De Stijl – Abstraction in Architecture.” Academia.edu, www.academia.edu/5187702/De_Stijl_-_Abstraction_in_Architecture.

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?