Mimaride Anlamsal Zıtlık: Fondazione Prada

Semantic Contrast in Architecture: Fondazione Prada

| Mayıs 2020


Bizler, nesneleri diğer nesnelerle kurdukları ilişki yoluyla anlarız. Çocukluğumuzda çevremizdeki varlıkları nitelerken kullandığımız küçük-büyük, hafif-ağır, dolu-boş gibi kavramlarla dünyayı keşfedip analiz ederiz. Bu analiz etme şeklini daha sonraları bilinçsiz, alelade bir şekilde günlük hayatımızda da sürdürürüz. Sanatta sık sık kullanılan kontrast, temel niteleme ve analiz etme dürtümüzü harekete geçirmek için yaratılan bir oyundur aslında. İşte Fondazione Prada’nın tam olarak yaptığı budur: herkesin kendi zihniyle oyun oynayabilmesini sağlamak.

We perceive objects by ways of their relationships with other objects. With concepts we defined in our childhood –such as small-big, light-heavy, full-empty– we explore and analyze the world. Later on, we maintain this way of analyzing in our daily lives. Contrast, often used in art, is actually a game that was created to stir our fundamental instincts of characterization and analyzation, which is exactly what Fondazione Prada does: enabling everyone to play with their own minds.

 

Mimaride kontrastı elde etmenin sayısız aracı vardır; renk, doku, ışık, malzeme… Milano’nun güneyinde bir galeri ve görsel sanat merkezi olan Fondazione Prada’nın özelliği, tüm bu araçların çok iyi bir şekilde kullanılıyor olmasıdır. Bu mimari araçlar güçlü görsel uyarıcılara dönüşüp sergilenen sanat ögeleriyle birleşerek bütüncül bir sanat merkezi deneyimi yaratır. Ancak burada amaç, zıtlığın görsel yoldan verilmesinden çok, anlamsal yükündedir.

There are countless ways of acquiring contrast in architecture: color, texture, light, material… What makes Fondazione Prada, a gallery and a visual arts center in the south of Milano, special is that it uses all of these tools very efficiently. These architectural tools turn into strong visual stimuli and merge with the exhibited art elements, creating a holistic art experience of an art center. Nevertheless, the purpose here is more about the meaning of the experience, rather than the visual contrast.

Mimari ve sanatın birbirlerini besleyerek güçlendirdiği Fondazione Prada, OMA tarafından tasarlanıp 2015 yılında ziyaretçilere açıldı. Eski bir endüstriyel komplekse eklenen üç yeni binanın oluşturduğu iç bahçe, içeri adım atar atmaz görsel uyarıcıların sizi sarıp sarmalamasına neden oluyor. Zıtlık, ilk bakışta her yapının sahip olduğu farklı renk ve dokularda nispeten daha çiğ halde karşımıza çıkıp sergileri gezmeye başlayınca anlamını güçlendirmeye başlıyor. Sergileri belli bir sırayla ziyaret etmek zorundasınız, bu da oyunun bir parçası. Çünkü her yapı içerisindeki sergiyle özdeşmiş, onun için tasarlanmış. Her yapının bulundurduğu eserlerle ve diğer binalarla kurduğu zıtlık ilişkisini bu sıra sayesinde yakalıyorsunuz. Zıtlıkları yakalama oyunu ile ilk karşılaştığınız yer ise iç bahçe, etrafınızı çevreleyen binaların o güçlü duruşlarında; eski ve yeninin zıtlığında.

Being strengthened by architecture and art feeding each other, Fondazione Prada opened its doors to visitors in 2015 after being designed by OMA. The courtyard, consisting of three new buildings which were added to an old industrial complex, makes sure that you are surrounded by visual stimuli as soon as you step in. The contrast first presents itself to us with a common variety of colors and textures in more of a gaudy state before strengthening its meaning as we start itinerating the exhibitions. You have to visit the exhibitions in a specific order, it is a part of the game because every structure has merged and identified with the exhibition inside, was designed for it. You catch the contrast between each structure through this order. As for that, the first place you are introduced to the game of catching contrasts is the courtyard with the power in the buildings’ stance surrounding you, in the contrast of the old and new.

Ziyaret sırasında ilk sergi olan “Perili Ev” altın cepheli yapıda konumlanmış. Kapı komşuları ise bölgenin önceki kimliğini vurgulayan eski yapı ve bitişiğindeki brüt betondan giriş binası. Restore edilip güçlendirilen bu parlak dikkat çekici bina, içerisindeki sergi itibariyle anlamsal bir zıtlık içerisinde. Doğa, insan ilişkileri, çocukluk, politika gibi konuları alışılmışın dışında rahatsız edici bir şekilde eleştiren sergi, ortaya koyma şekliyle ziyaretçilerin görmezden gelinen gerçekler tarafından avlanmış hissetmelerine neden oluyor. Kendinizle baş başa kaldığınız bu içsel sorgulama sırasında dışı yaldızlı, içi sıva kaplı o binadasınız, biliyorsunuz. Sahte bir ışıltının içerisinde sunulan gerçeğe küçük bir bakış sağlıyor: belki de günümüz insanın kendi içinde kasvetli, görünüşte pırıltılı hayatlarına yapılan bir gönderme. İkinci zıtlık oyunu: gerçek ve sahte.

The first exhibition in the visitation line, “The Haunted House” is located at the structure with the golden facade. Its neighbors, on the other hand, are the old building which emphasizes the previous identity of the area and the entrance building of exposed concrete. This shiny, remarkably attractive building, restored and reinforced, is in a state of semantic contrast with regards to the exhibition inside it. The exhibition –discomfortingly criticizing subjects such as nature, human relations, childhood, and politics in an unusual way– cause the visitors to feel hunted by the ignored facts. As you are left by yourself in this state of inner interrogation, you know that you are in that building with the tinseled exterior and the simply plastered interior. It provides a glimpse at the reality that is presented in a fake glare: Perhaps it is a reference to the life of today’s human, which is bleak in itself yet shiny on the outside. The second game of contrast: real and fake.

Altın binadan çıktıktan sonra kendinizi iç bahçenin ortasında buluyorsunuz. Doğal ışık, vakfın genelinde zıtlığı yaratan gizli ama en güçlü öğeyi oluşturup, iç bahçede gücünü kazanıyor. Amacı ise bu sefer farklı, iç mekanları aydınlatmak bile değil. Altın bina ve karşısındaki aynalı yapının gün ışığıyla birbirlerini besleyip çevreye karışma işi tamamen Milano güneşine bırakılmış. Her ziyaretçiye özel bir deneyim sunulabilmesinin asıl sebebi de bu…  Hava kapalı ve yağmurluysa yumuşak ışık huzmelerinin yarattığı romantik atmosfer sizi sakin ve huzurlu hissettiriyor. Güçlü güneş ışınları ise tam tersi; enerjik, cesur ve cüretkar hisler ile dolduruyor ortamı. Işığın rolü bizim duygu değişimlerimiz kadar değişken, keskin bir şekilde ortaya konulmuş. Burada ki zıtlık ise; dinamik ve statik.

After leaving the golden building, you find yourself in the courtyard. The natural light gains its power in the courtyard after forming the secret yet strongest element that creates contrast throughout the foundation. Its purpose, however, is different this time; it is not even to brighten the interiors. The responsibility of the golden building and the one with the mirrored façade in front of it feeding each other with sunlight before spreading around was completely left to the Milano sun. This is the main reason behind the ability to present a different experience to every visitor. If the weather is overcast and rainy, the romantic atmosphere created by the soft light beams make you feel calm and peaceful. Strong sun rays are an opposite case; they fill the environment with energetic, brave, and daring feelings. The role of light was portrayed just as changeable and sharp as our mood swings. The contrast here is that of dynamic and static.

Altın bina karşısına stratejik bir şekilde konumlanan cephesi tamamıyla ayna kaplı yapının ise bambaşka bir hikayesi var. İçerisindeki sergi, dünyadaki tüm mağara ve benzerlerinin özellikleri baz alınarak bilgisayar yardımıyla tasarlanan yapay bir mağarayı barındırıyor. Sergiyi görmek için, yerin altına inen bir merdiven aracılığıyla zifiri karanlık takip ediliyor. Cephede amaçlanan maksimum yansıtıcılık çevreyle kusursuz bir şekilde bütünleşerek sanki orada hiçbir yapı yokmuş gibi hissetmenizi sağlıyor. Yerin altına gizlenen mağara, hem var hem yok psikolojisi izlenerek iyi bir şekilde kamufle olmuş. Zaten bu yüzden girişi bulabilmek için yapının çevresinde biraz dolaşmanız gerekiyor. Burada kullanılan zıtlık; Işık ve karanlık.

The building located across the golden one, completely covered by mirrors, has a whole other story. The exhibition inside contains an artificial cave designed by the help of computers, based on the characteristics of all the cave and cave-like structures in the world. To see the exhibition, the pitch-black darkness is followed via a staircase going underground. The maximum reflectance aimed with the facade helps you feel as if there is no building whatsoever by merging with the environment perfectly. Hidden underground, the cave is well camouflaged by pursuing a sort of is-but-not psychology. This is also why you need to entwine around the building for a while in order to find the entrance. The contrast used here is of light and dark.

Çevrede çok uzaktan da görülebilen son bina yani “kule” vakfın konumunu kolayca bulmanızı sağlayan bir temsili bina gibi. Kulenin cephesi beyaz sıva ile kaplıyken iç mekanların çıplak bırakılarak yarım kalması amaçlanmış. Vakıftaki diğer binaların hepsi kalıcı sergiler barındırırken kulede geçici olanlar sergileniyor. Bu yarım kalmışlık ise kendini tamamlayacak sergileri beklemesinden geliyor. Bununla beraber son zıtlığımıza da “yarım ve tam” diyebiliriz öyleyse.

The last building around that can be seen from afar, the “tower”, is like a symbolic building that helps you find the institution. With a façade of white plaster and naked interior, it was left unfinished on purpose. The exhibitions in the tower are temporary, whereas every other building has permanent ones. The reason behind the loose end is that it is expected that the exhibitions inside would complete the building. This added to all, we can now say our last contrast is of the half and whole.

 

Fondazione Prada’nın ziyaretçileriyle oynadığı, ellerinde vakfın haritasıyla oradan oraya koşuşturmalarını sağladığı küçük oyun bu kadar. Sanat ve mimari bütünsel bir yaklaşımla ele alınıp ziyaretçi ve mekan arasında güçlü bir ilişki kurulu. Bu ilişkiyi elde etmek için tasarımın temel araçlarının -malzeme, renk ve dokunun- çeşitliliği yaratıcılıkla kullanılmış. Vakıf, insanın dünyayı algılama ve analiz etme şekline bu kadar temiz bir şekilde yön verebildiği için başarılı. İnsanı temelden ele alan, temel bir dürtümüzü odak noktası haline getiren Fondazione Prada böylelikle herkese erişmeyi başarıyor.

That is the end of the little game that Fondazione Prada plays with its visitors, making them run around with the map of the foundation in their hands. Art and architecture were tackled with a holistic approach, building a strong relationship between the place and its visitor. In order to acquire this relationship, the variety of the basic tools of design –material, color, and texture– were used creatively. The institution owes its success to its ability of neatly directing the ways people perceive and analyze the world. Approaching humankind from the very basis and focusing on one of our basic instincts, Fondazione Prada manages to reach everyone.

 

Kaynakça/References

Hernández, D. (2018, April 19). Fondazione Prada Torre / OMA. Retrieved from https://www.archdaily.com/892898/fondazione-prada-torre-oma

Rosenfield, K. (2015, September 15). Gallery: OMA’s Fondazione Prada Photographed by Laurian Ghinitoiu. Retrieved from https://www.archdaily.com/772823/gallery-omas-fondazione-prada-photographed-by-laurian-ghinitoiu

 

Editör/Editor: Nur Yılmaz

Grafik Tasarımcı/Graphic Designer: Görkay Düzgün

Çevirmen/Translator: Deniz Karaytuğ

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?