Melike Altınışık

Melike Altınışık ile Röportaj, Panel Özeti

| Mayıs 2017


Serra: Londra’da Architectural Association Design Research Laboratory’de yüksek lisans yapmışsınız. Türkiye’de ise İTÜ’den mezun olmuşsunuz. Yurtdışındaki eğitimle Türkiye’deki mimarlık eğitim arasında ne gibi farklılıklar ve benzerlikler var?

Melike Altınışık: Mimarlık ile bağımın kurulduğu lisans ve yüksek lisans eğitimi aldığım 2000’lerin başından bahsediyoruz. O dönemde Türkiye’de gerek lisans gerek yüksek lisans eğitimi için olsun yurtdışı ile öğrencileri hızlı ve kolay iletişime sokacak şu an ki kadar yaygın olanaklar yoktu.

Lisans eğitimimi 2003 yılında İTÜ’de tamamladıktan sonra, bir yandan serbest proje çalışmaları yaparken diğer yandan da yaptığım mimari araştırma ve arayışlar, o dönemde yeni yeni uluslararası platformda yaygınlaşmaya başlayan bilgisayar ile hesaplamalı tasarım yöntemleri üzerine kurulu idi. Böylelikle gerek alacağım eğitim gerekse de gelecek kariyerim için asıl arayışımın çok daha farklı olduğunu fark ettim ve mimari tasarımı bir araştırma laboratuvarı olarak gören ve dönemin bilgisayar ile hesaplamalı tasarım yöntemlerini kendine dert edinen bir uluslararası eğitim kurumunda devam etmenin daha doğru olacağına karar verdim.

Avrupa ve Amerika’da ki eğitim kurumları arasında yaptığım araştırmaların sonucunda, aradığım sorulara cevap verebilecek bir eğitim platformuna sahip olduğunu düşündüğüm Londra’da yer alan Architectural Association School of Architecture’ın Design Research Laboratory (AADRL) Master Programı’na Süha Özkan’dan aldığım referans ile başvurdum. Böylece Londra ve AA serüveni başladı.

AA eğitim dünyası ile ile 2004 yılında Design Research Laboratory’de (AADRL) yüksek lisans eğitimime başlamam ile birlikte tanışmış oldum. O dönem, AADRL içinde bilgisayar ile hesaplamalı tasarımın yeni yeni tasarım araştırma yöntemleri arasına girdiği, mimarlık camiasında ise henüz yaygınlaşmadığı bir dönemdi. 16 ay süren mimarlık hayatımın zorlu zamanlarını içeren bir eğitim tecrübesiydi. Bu sadece bana ya da Türkiye’de eğitim alıp oraya yüksek lisans eğitimi almak için giden mimarlara özgü bir durum değildi.

Türkiye’den aldığınız belli bir eğitim sistemi ile gittiğiniz AA’de adeta tüm bildiklerinizi unutup kendinizi sil baştan kodlandığınız yeni bir eğitim sisteminin içine giriyorsunuz. Düşünün, dünyanın her yerinden farklı kültürlerden, farklı eğitim sistemlerinden, farklı teknik altyapıdan gelen, farklı diller konuşan mimarlar gruplar halinde bir araya gelerek öncelikle ile ekip olmayı ve ekip olarak proje üretmeyi öğreniyorsunuz. Ancak bu çok küültürlü kurguya adaptasyon süreciniz de zorluklar yaşıyorsunuz ve bu durum çok farklı koşullara dönüşebiliyor.

Bu zorlu ilişkiler zinciri aslında zor görünmesinin yanı sıra ileri düzeyde tasarım araştırmaları yapmanızın sağlandığı ve inanılmaz bir bilgi akışının gerçekleştiğii sizi aslında hep ileri taşıyan faydalı bir eğitim yöntemine dönüşüyor.

Serra: Zaha Hadid gibi dünyaca ünlü bir mimarla çalışmak profesyonel hayatınızda size neler kattı?

Melike Altınışık: AA ileri düzeydeki bilgisayar ile hesaplamalı tasarım araştırmalarının laboratuvarı iken ZHA benim için bu araştırmaları geliştirme ve uluslararası alanda tasarımdan uygulama olanağı sunan bir platforma dönüştü. Özellikle de hesaplamalı tasarımda, hiç bitmek tükenmek bilmeyen bu bilgi akışının merkezinde iken bu bilgi akışının cazibesinden kendinizi uzakta tutmak tabi ki çok zordu.

ZHA Sürekli gelişim ve değişim içerisinde olan bir ofis. İlk başladığım 2006 yılında 80-90 kişi olan ofis geçen yıllar içerisinde 350-400 kişiye kadar arttı. Dünyanın her yerinden mimarların bir araya geldiği bu ortamda, çalışma sistemi de tabi ki bu gelişim ile birlikte sürekli değişim içerisindeydi. Ofis içi organizasyonun sağlanmasında mimarlar arası hiyerarşik bir düzen olmasına rağmen, konu tasarım üretmeye gelince “Junior”, “Senior” ya da “Associate” fark etmeden herkesin tasarım fikrine değer verilen ve fikri iyi olan tasarımın uygulanmasına karar verilen bir felsefe hakimdi.

Bunun yanı sıra, her ölçekte ve tipolojide proje üzerinde dünyanın çeşitli yerlerinden mimar ve mühendisler ile çalışma imkanı buluyorsunuz. Uluslararası bağlamda mühendisler ile kurulan bu ilişkiler zinciri sayesinde projelerin mimari tasarım dilinin gerektirdiği geometrik zorlukları aşmak için sürekli teknolojilerin, üreticilerin ve hatta müşterilerin sınırları zorlanan bir gelişim ortamı ortaya çıkıyor. Ofis içi proje bazlı ya da genel olarak düzenlenen seminerler ile bunlar destekleniyor. Her şeyin odağında ise ‘iyi’ iş üretmek var. Bu size bazen haftalarca bazen de aylarca süren bir uykusuz çalışmaya mal olabiliyor ama projenin hayat bulması için sarf ettiğiniz emek size çok değerli tecrübeler zinciri olarak geri dönüş yapıyor.

Dediğim gibi, orada hiç bitmek tükenmek bilmeyen bu bilgi akışının merkezinde iken, bu bilgi akışının cazibesinden kendinizi uzakta tutmak neredeyse imkansız.

Serra:Hem yurtdışında hem de Türkiye’de birçok proje tasarladığınız ve birçok ödül aldığınız göz önünde bulundurulursa mimarlığın geleceği hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce nasıl gelişmeler olacak ve Türkiye bunlardan nasıl etkilenecek?

Melike Altınışık: Geçtiğimiz son 10 yıl içersinde Türkiye’de tasarım ve mimarlık ortamında büyük gelişmeler sağlandı. Çok tartışmalı bir konu olmasına rağmen bu ilerlemede mimarlara projelerini gerçekleştirme imkanı sunan ve hızla gelişen inşaat sektörünün ve yatırım imkanlarının gücü yadsınamaz. Son dönem Türkiye’de yapılan projelere baktığımızda ‘mevcut’ tasarım ve üretim tekniklerinin en iyi şekilde kullanıldığını görebiliyoruz. ‘Mevcut’ diyorum çünkü uluslararası bağlamda yeni bir kuram, yeni bir mimari bakış açısı veya yeni bir üretim metodu ortaya koyan bir yaklaşım içeren projeler ile pek karşılaşamıyoruz. Tabii ki bu da bizi neden diye düşündürtüyor?
Aslında bu konuya eğitim, işveren ve olanaklar gibi birkaç açıdan bakmak daha doğru olur. Son dönemde, eğitim konusunda iyi aşama kaydedildi. Önceden bizler gibi yurtdışına eğitim almaya gidip sonra oradaki olanakların çok daha cezbedici olması nedeni ile ülkeye geri dönmeyenler teker teker geri dönüp Türkiye’de tecrübelerini gerek iş hayatında gerekse de eğitim kurumlarında paylaşmaya başladı. Şu an yurtdışındaki eğitim standartları ile yarışan eğitim kurumlarımız mevcut. Bizim bundan önce yaşadığımız zorlukları öğrenciler artık çok daha az yaşıyor. İyi eğitim veriliyor, iyi mimarlar yetişiyor. Peki, sorun hala nerede?
Eğer bir mimar olarak siz bir yapıyı adeta bir mücevher gibi konsept tasarımından uygulamasına kadar tüm aşamalarda tasarlamak istiyorsanız, öncelikle sizinle aynı görüş açısında olabilecek, kent için olsun, kullanıcı için olsun yaratılan mekanların tasarımında ve kurgusunda sizinle aynı kaygıları paylaşabilecek bir işveren ile çalışma imkanınız olması önem taşıyor. Bazen bir proje size direk işveren tarafından gelirken bazen de yarışmalar aracılığıla projelerin konseptleri hayat buluyor. Ancak ister özel olsun ister devlet işi, herkesin bir acelesi var. Projeler uluslararası standartlarda olmalarına ve tüm kompleksitesine rağmen işveren açısından üretim hızının önem taşıdığı bu içinde bulunduğumuz dönemde, projeler hala eski alışıla gelmiş teknikler ile inşa edilmeye çalışılıyor. Bu yüzden mimarlara da şartları zorlayıcı koşullar yaratma imkanı pek kalmıyor. Bu hızlı gelişim içerisinde kendini geliştirmeye imkan bulamayan disiplinler arası ilişkiler zinciri de atıl kalmaya devam ediyor.

Serra: Panel sırasında tasarım sürecinde yapıları test ediyoruz, farklı disiplinlerle çalışıyoruz diye bir ifade kullandınız. Bu süreçte mimari ofis olarak konuya ne kadar hâkimsiniz? Tasarım süreci sadece ofiste mi ilerliyor? Diğer disiplinlerle ilişki süreciniz nasıl gelişiyor? Bu disiplinler sizin tasarımınızı kısıtlıyor mu yoksa katkıda bulunuyor mu?

Melike Altınışık: MAA olarak projelerimizin konsept tasarımından uygulama safhasına kadar tüm aşamaların da farklı disiplinlerin bir arada yer aldığı bir bilgi paylaşım platformu yaratıp bu ortamı aktif kılmak bizim için MAA tasarım kültürünün en önemli yapı taşlarından birini oluşturmaktadır. Bu ortamın oluşmasının için en öncelikli koşulu ise sizin ile aynı görüş açısında olabilecek, aynı kaygıları ve hassasiyeti paylaşabilecek bir ekip kurma imkanınızın sağlanması gerekir.
MAA tasarım kültüründe ‘Mimar & Mühendis’ ilişkisini birbiri ile sürekli zıtlaşan masanın iki ucunda dikey hiyerarşik yapı içerisinde yer almaları yerine bu durumu dönüşüme uğratıp dirsek dirseğe yatay bir hiyerarşik düzlemde eş zamanlı tasarım ve üretim yapabilen projelendirme süreçlerinin ortaya çıkmasını sağlanmaktadır.
Mühendisler ile tasarımın daha ilk aşamalarında iletişime geçilen ve süreçte ortaya çıkan tüm engelleri aşmada birlikte proje çözümleri üreten, heyecan verici çok katmanlı bu düşünce ve üretim sistemi sayesinde, projelerimizde yer alan bazen yapısal bazen organizasyon veya  tipolojik zorluklar daha yaratıcı bir şekilde aşılabilmektedir.
MAA ekibi olarak bu süreç  hem tasarımımızın bütünlüğünü kontrol altında tutarken diğer taraftan da farklı disiplinlerin bir arada yer aldığı bu ortamda adeta bir orkestra şefi rolü üstelenmekteyiz.

Serra: Geleceğin tasarımcıları olarak bizlere önerileriniz nelerdir?

Melike Altınışık: ‘Bilgi Gücü’nün her şeyin üstünde olduğuna düşünen bir mimar olarak, geleceğin tasarımcılarının araştırmacı olmalarını, ekip çalışmasına ve farklı disiplinlerle birlikte çalışmaya olanak sağlayan platformlar yaratarak tasarımlarını gerçekleştirmelerini öneririm. Ve üç şeyden asla vazgeçmeyin: Hayal kurmak, azim ve çalışmak…

 

 

1.PANEL: Mega Yapılar

Melike Altınışık, panelinde yaptığı projelerden örnekler göstererek başladı. Panel ilerledikçe aslında bir mimari yapı için birden fazla farklı disiplinle nasıl çalışılması gerektiğini ve hepsinin ayrılmaz bir bütün olduğunu vurguladı. Gelişen teknoloji ile artık daha küçük teknolojik aletlere geçiş yaptığımızın üzerinde dururken mimari de bu küçük aletlerle birlikte mega yapılar yaptığımızın üzerinde durdu. Üremeye bağlı olarak büyüyen kentler ile ütopik fikirlerin mimari ile nasıl birleşebileceğini, nüfusun, mimari tarihin üzerinde durarak Amerika’da kilometrelerce giden doğrusal kentleri örnek verdi.

Tasarımda uygulamanın önemini aktarabilmek için katıldığı yarışmaları ve ofisin karakterinin oluşturmada yarışmaların ne kadar önemli olduğunu vurgulayan Altınışık, kasım ayında inşaatı başlayan Küçük Çamlıca TV ve Radyo Kulesi’nin tasarım aşaması ve yapım aşamasından, SAKVA Social Center, Sivas Kızılırmak Köprüsü gibi birçok projesinin fotoğraflarını örnek gösterdi.

 

 

 

 

 

Sayın Melike Altınışık’a bizi kırmayıp röportajımızı kabul ettiği için teşekkür ederim.

Serra Koz

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?