Mekân’a Bir Çift Göz

Couple of Eyes To the Place

| Ağustos 2020


     Beğenilerimiz, değişip dönüşebilen ve nihayetinde deneyimler sonucu bizde kalanların belleklerimizde yer edenleridir. Beğenileri mekânlarla buluşturmak istediğimizde ise mekânla ilgili birçok parametre oluşur. Bununla birlikte, değişen beğenilerden bağımsız olarak mekânsal deneyimlerimizde bazı elemanların varlığını sorgularız. Örneğin bir mekâna giriş yaptığımızda bize ‘’hoş geldin’’ diyen tasarım elemanı ışıktır. Bunun gibi farklı tasarım elemanları, farklı deneyimler oluşmasını sağlar. Bir mekânın akılda kalmasını sağlayan renkler, içinde bulunan tasarımlar, mekânın kokusu dahi belleklerimizde yer edinir.

     Our tastes are things that can change, transform, and finally take place in our minds after what is left from the experiences. When we want to meet our taste in spaces, lots of parameters come up about the space. At the same time, regardless of these tastes, we question the existence of some elements in our experiences. For example, when we enter a space, the design element that says “Welcome!” to us is the light. Distinct design elements like this help creating different experiences. Colors that make a space unforgettable, the design in it, and even the smell take place in our minds. 

 

‘’Anlattığımız, yaşadığımız, tanımladığımız kültürel dünyayı beton içerikli topluluklar oluşturmaktadır. ‘’

“The cultural world we talk about, we live in, we define is made by communities compose of concrete.”

   Beton kelimesi başta kulağa çok sert ve soğuk gelse de bahsedilen içerik aslında binalar ve içlerinde bulunan mekânlar, bizlerin içine sığdırdıklarımız ve yaşantılarımız. Bu dünyayı tanımlarken öncelikle ilişkileri kavrayabilmek ve tanımlayabilmek gerekir. İçini incelemeden önce dış mekandan başlayıp çevresiyle uyum gözettiğimiz binalarda bu ilişki lokal bütünleşikliğe dayalıdır diyebiliriz. Çevresinden ayrık görünen farklı bir yapı, kendini hemen belli eder; içine girme isteğimiz olmaz ve bütünle bir bağı olmadığından yapıya yakınlık hissetmeyiz. Bununla birlikte, bahsedilen mekânı / alanı sürekli kullanan insanlar bulunuyorsa bu mekânda artık insanların karşılaşma olanağı vardır ve bu mekân bulunduğu çevreyle bütünleşiktir. Böylece topluluklar veya bireyler mekânsal deneyimler oluşturarak yaşar, mekânı kendince tanımlar ve anlatır.

     The word concrete may sound rough and cold but the component mentioned is actually the buildings and the places inside, what we could fit in, and our lives. To define this world, first, we have to understand and define relations. We can say that this relationship is based on the local integration when it is the buildings we start observing from the outer place and seek harmony with the surroundings before we analyze the interior. Different structure looking disconnected from its surrounding manifests itself right away; we don’t be willing to go inside and we don’t feel close to the place as it doesn’t have anything related to the whole. At the same time, if there are people who use this place/space regularly, then there is a chance for people to encounter and it becomes integrated with the environment. Thence, communities and individuals live while making spatial experiences, they define and tell the place in their own terms.

 

‘’Mekânın etkisini yöneten, içindeki farklılıklardır.’’

“The ruling effect of a place is the differences inside.”

   Mimar Bill Hillier’e göre, daha az derin olan daha çok hareket, daha çok derin olan daha az hareket çeker. Derinlik ve bütünleşme ters orantıyla mevcuttur. Bir bütün olan mekânı algıladığımızda bu ters ilişkiyi kavrayabiliriz. Büyük ve gösterişli formlar bizi bir adım geriye iterken veya hareketsiz bırakırken boyut olarak daha küçük ve basit olanlara ilgi gösterir, dokunmak ister veya ona doğru ilerleriz. Bahsedilen deneyimlere açıklık hâli, yukarıda belirtildiği gibi mekânın kendisinin, kullanıcısıyla oluşturduğu ilişki sayesinde oluşur. Böylece mekândaki farklılıklar, onu deneyimleyecek olanın ilk algısının üstüne çıkar ve mekânın etkisini yönetmeye başlar.  Formların yerleştirmesi bir denge içinde yapıldığında ise bu yerleştirmeler etkiye ortak olup etkiyi yönetebilir. Mekânın içindeki dengeyi algılamaya çalışırken önemli bir detay vardır: Konumlandırma. Hangi formun nerede ve ne amaçla bulunduğu, beğenilerimizi etkileyen bir başka unsurdur. Bir amacı olmadan yerleştirilen ve iç mekâna ait tasarımlar/ objeler/ formlar,  ilgimizi çekebileceği gibi gözümüzden kaçarak mekândaki işlevselliğini yitirebilir de. Mekânın üzerimizde oluşturduğu etkiyi yönetebilmek, içinde bulunan farklılıklarla birlikte tasarımcısına da bu konular üzerinden bağlıdır.

   According to Bill Hillier the architect, the less deep the more it attracts the movements and the deeper the less it attracts the movements. Deepness and integration exist in inverse proportion. When we understand a place that it is a whole, we can grasp this inverse relation. While big and flamboyant forms push us one step back or immobilize us, we want to touch, be interested in or to approach to small and simple things. Openness to new experiences mentioned is formed by the relation the place itself created with its users, as stated. So, the distinctions in the places become dominant over the first perception of its user and start ruling the effect of the place. When the placements of forms are done in a balance, these placements can be a part of the effect and rule it. There is one important detail while understanding the balance in a place: Positioning. Which form lays in where and why is another factor affecting our taste. Designs/objects/forms placed without any reason may draw our attention as well as they may lose their functionality in the space by being overlooked. Ruling the effect of the space is up to the distinctions inside and its designer too.

 

“Gerçek adımlar atarak harika işler yapmak: ne kadar cesur olursanız yüzünüzdeki gülümseme o kadar büyük olur.’’

“Doing great things by taking real steps: The braver you are, the bigger the smile on your face.”

   Bu söz, Amerikalı bir iç mimar olan Fawn Galli’ye ait. Mekâna hem bir gözlemci hem de bir tasarımcının gözleriyle bakmaya çalışıyor. Bir tasarımcı olarak beslendiği konu, gözlemcinin aradığı farklılıktır. Cüretkârlık seviyesinde olmasa da cesaret gösterilmiş ve farklı mekânlar, bizi ilk andan cezbediyor. Gözümüze ilk giren ışıkla birlikte mekânı var eden bir diğer eleman olan rengi arıyoruz. Renk ile yapılan farklı yerleştirmeler, zıtlıklar hatta monokromatik kullanımlar dahi cesur hamlelerle gözlemciyi etkiliyor. Rengin gücünü hafife almamak gerekiyor. Göz ise çoğu zaman deneyiminin dışında bir arayışta olduğu için farklı olana karşı nihayetinde bir tebessüm beliriyor.

    This quote belongs to an American interior architect Fawn Galli. She tries to look at the space both as an observer and a designer. The subject she is inspired by as a designer is a distinction that the observers looking for. Not daring but brave and different spaces attract us at first sight. Starting with the first light coming to our eyes, we are looking for colors that are another factor that creates space. Different placements made with colors, contrasts, and even the monochromatic applications draw observers’ attraction by brave moves.

 

’Kapalı veya açık sınırlarla belirlenmiş de olsa tüm mekânlar birbirine bağlıdır.’’

“It does not matter if they are defined by open or closed boundaries, all spaces are connected to each other.”

    Tasarımcı gözünden değerlendirecek olursak iç mekân düzenlemeleri (kullanıcının belirttiği) ihtiyaç ve istekler doğrultusunda şekillenir. Gözlemci tarafına gelirsek mekânlar, fiziksel ve ruhsal etkiler bırakıp gözlemcide olumlu veya olumsuz duygular oluşmasına yol açar. Bu iki gözün ortak paydasında ise aranan, algıyı yöneten ilişkilerdir. Mekân; dışından başlayarak çevresiyle ilişkilendirme, sınırları görme hatta bazen sınırlardan rahatsız olma ve en sonunda içerdeki yerleştirmeden kendine bir deneyim oluşturma sürecinin ardından değerlendirilir. Yapılar/binalar öncelikle mimarî kimlikleriyle ortaya çıktıkları için iç mekânlar, sonrasında oluşur ve değerlendirilir. Değişen bileşenler, farklılık gösteren bireysel mekân deneyimleri ve beğeniler nihayetinde değerlendirmeleri birbirinden farklı kılar. Mekan böylece sınırları dahilinde, hayatımızdan anlar barındıran yeni ve farklı bellekler oluşturur, tıpkı beğenilerimizin oluşturduğu ve kaydedebildiğimiz bellekler gibi.

  If we evaluate it from a designer’s point of view, interior space arrangements are shaped through needs and demands (that users specified). When we come to the observer side, places make physical and mental impacts on observers and cause positive or negative emotions. In both of the views, relations ruling the perception is looked for. Space is evaluated after the process of attribution started from the exterior to the surrounding, seeing the boundaries and even being disturbed by them, and lastly making yourself experiences from the interior arrangement. As the structures/buildings exist first in their architectural identities, interior spaces are created and evaluated afterward. Eventually, variable components, diverse individual space experiences, and tastes make evaluations different from each other. Therefore, a space in its own boundaries creates new and different memories including moments from our lives, just like the memories created and saved by our tastes.

 

Çevirmen/ Translator: Simay Aybüke Larçin

Grafiker/ Graphic Designer: Saray Erdoğan

Editör/ Editor: Nur Yılmaz

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?