Kurtarılmayı Beklemek

Huzur İçinde Yat

| Mart 2018


Hiç hata yapmamış insan var mıdır, hiç böyle birini tanıdınız mı? Sizce böyle bir şey mümkün müdür?

İngiltere’de King College’da öğretim üyesi olan Guy Claxton, okullarda silginin yasaklanması gerektiği görüşünü öne sürmüş. Çünkü silginin çocukları hatalarından utanmaya şartladığını ‘bakın ilk seferde doğru yaptım’ demeye zorladığını belirtmiş. Bir de çok haklı olduğunu düşündüğüm bir noktaya değinmiş: bizim ‘ilk seferde doğruya ulaştım, çok zekiyim’ ispatında olan bir kültüre değil, hata yaparak doğruya ulaştım, doğrularımı deneyimleyerek öğrendim kültürüne ihtiyacımız var. Çocuklar hata yaptıklarında bunu kapatmaya çalışmak yerine hatalarının altını çizmeliyiz çünkü hatalar bizim öğretmenlerimizdir. Hata yapa yapa doğruları öğreniriz.

Birçok kez yaşadığım ve çevredeki insanların da yaşadığını düşündüğüm bir şey var. Aslında çok iyi üstesinden gelebileceğimiz ve bizler için çok önemli olduğunu bildiğimiz halde, bir işi gözümüzde büyütünce, başlamak hep çok zor olmuştur. Gerek akademik hayatımızda gerekse günlük yaşantımızda bunun birçok örneğini verebiliriz. Hepimizin başına en azından bir kez geldiğini düşündüğüm: ‘Son gece sınava çalışmak’ bütün bir kitabı tek gecede ezberlemek, bunun en yaygın örneklerinden biridir. Konuları yetiştirmek oldukça sancılı geçer. Aslında uzun sürede güzel sonuçlar çıkarabilicekken, ben dahil çoğu insan hep yumurta kapıya dayanıncaya bırakır önemli işlerini ve aslında kendi potansiyellerinin çok daha altında sonuçlar alır. Peki, bunu aslında bile isteye mi yaparız, tembelliğimizden mi yoksa arkadaşlarla zaman geçirmek daha mı tatlı gelir bu konu tartışmaya açık fakat kendim birçok kez bu durumun içinden çıkmaya çalışırken hep aklıma takılan bir soru oldu:  ”ya başka bir sebebi varsa, bizi böylesine içine çeken, görünmez iplerle bağlayan şey nedir?”

Hem hata yapmaktan korkmak bizi yapacağımız işten de alıkoyuyor. Ya yapamazsam ya olmazsa…

Çocukken çok sevdiğim bir hikaye kitabı vardı ismi “Tavuk Suyuna Çorba”. Ben ne zaman bir şeyler yapamayacağımı hissetsem kitapta okuduğum bir hikaye aklıma gelir ve silkelenip kendime gelmemi sağlar. Beni o kadar etkilemiş ki üstünden yıllar geçmesine rağmen hala hikayeyi hatırlıyorum. Sizin de okumanızı öneririm, bu yüzden hikayeyi aşağıda paylaşacağım.

HUZUR İÇİNDE YAT

Donna’nın dördüncü sınıf öğrencileri geçmişte gördüğüm sınıflardan farklı değilmiş gibi görünüyorlardı. Öğrenciler beş sıra olarak sıralanmış altı sırada oturuyorlardı. Öğretmen masası en önde öğrencilere bakıyordu. Panoda öğrencilerin çalışmaları asılıydı. Birçok açıdan geleneksel bir ilkokul havası hissediliyordu. Yine de sınıfa ilk girdiğimde bir şey bana farklı görünmüştü. Belirli bir heyecan söz konusuydu.

Donna emekliliğine sadece iki yıl kalmış Michigan’da küçük bir kasaba öğretmeniydi. Ayrıca benim tarafımdan bölge çapında düzenlenmiş personel geliştirme projesine gönüllü olarak katkıda bulunuyordu. Eğitim sürecinde öğrencilerin kendilerini iyi hissetmeleri ve yaşamlarının sorumluluğunu üstlenmeleri baz alınıyordu. Donna’nın işi eğitim sürecine katılmak ve sunulan kavramları uygulamaya koymaktı. Benim işim ise sınıf ziyaretleri yapıp uygulamaya hız kazandırmaktı.

Arka sıralardan birine oturdum ve izlemeye koyuldum. Bütün öğrenciler bir şeyler yazıp karalıyorlardı.

Benim yanımda oturan 10 yaşındaki kız öğrenci kağıdını “Ben Yapamam” cümleleriyle doldurmuştu.

“Futbol topunu kaleye gönderemem.”
“Üçlü sayılarla bölme işlemi yapamam.”
“Debbie’nin beni sevmesini sağlayamam.”

Sayfanın yarısı dolmuştu ve yazmaktan bıkmışa benzemiyordu. Kararlılıkla ve ısrarla yazmaya devam ediyordu. Öğrencilerin defterlerine bakarak sıraların arasında yürümeye başladım. Hepsi de cümleler yazıyorlar ve yapamadıkları şeyleri tanımlıyorlardı.

“On atış üst üste yapamam.”
“Sol alanda vuruş yapamam.”
“Bir kurabiye ile yetinemem.”

O anda egzersiz bende merak uyandırdı. Öğretmene ne olup bittiğini sormaya karar verdim. Yanına yaklaşınca öğretmenin de yazmakla meşgul olduğunu gördüm. En iyisinin rahatsız etmemek olduğuna karar verdim.

“John’un annesini zorla veliler gününe getiremem.”
“Kızımdan arabaya benzin koymasını isteyemem.”
“Alan’dan bileğini değil kelimeleri kullanmasını isteyemem.”

Öğretmenin ve öğrencilerin “Yapabilirim” türü olumlu cümleler kurmak yerine neden böyle bir olumsuzluğa saplandığı düşüncesine karşı savaş verirken oturduğum sıraya geri döndüm. Yeniden etrafımı izlemeye koyuldum. Öğrenciler bir on dakika daha yazmaya devam ettiler. Çoğu kağıtlarını doldurmuş başka kağıda geçmişti.

Donna “Elinizdeki kağıdı bitirin ama başka bir kağıda geçmeyin.” Diye seslenerek egzersizin sonuna geldiklerini vurguladı. Öğrencilere kağıtlarını ikiye katlamalarını ve teslim etmelerini söyledi. Öğrenciler kağıtlarını öğretmen masasının üzerindeki boş ayakkabı kutusunun içine koydular. Bütün kağıtlar toplanınca Donna kendi kağıdını da kutuya koydu. Kutunun kapağını kapadı. Kutuyu kolunun altına aldı ve kapıdan çıkıp koridorda ilerledi. Öğrenciler öğretmenin peşinden giderken ben de öğrencilerin peşine takıldım.

Koridorun ortasında yürüyüş tamamlandı. Donna güvenlik odasına girdi ve elinde bir kürekle dışarı çıktı. Bir elinde kürek bir elinde ayakkabı kutusu öğrenciler arkasında bahçenin en uzak köşesine doğru yol aldılar. Ve kazmaya başladılar.

“Yapamam” cümleciklerini gömeceklerdi! Kazma işlemi yaklaşık on dakika sürdü çünkü bütün öğrenciler sırayla kazıyorlardı. Çukur, bir-bir  buçuk metre olunca kazma işlemi sona erdi. “Yapamam” cümlecikleri kutusu çukurun dibine kondu ve üzeri toprakla örtüldü.

Otuz bir tane on – on bir yaş çocuğu yeni kazılmış çukurun başında bekliyorlardı. Her birinin bir metre aşağıdaki kutunun içinde en az bir sayfa süren “Yapamam” cümlecikleri vardı. Öğretmenin de öyle.

“Arkadaşlar bugün burada ‘Yapamamlar’ anısına toplandık. Yeryüzünde bizimle birlikteyken bir şekilde hepimizin hayatına girdi: Kimimizinkine az kimimizinkine çok. Adı her okulda toplantı salonunda hatta Beyaz Saray’da bile anıldı. ‘Yapamamlar’ı sonsuz uykusuna göndermeye karar verdik. Erkek ve kız kardeşleri ‘Yapabilirim’ ‘Yapacağım’ ve ‘Yapıyorum’ hayatlarına devam ediyorlar. Onlar ‘Yapamamlar’ kadar ünlü güçlü ve kuvvetli değildirler. Belki bir gün sizin de yardımınızla dünyaya ayak izlerini bırakabilirler. İnşallah ‘Yapamamlar’ huzur içinde yatarlar. İnsanlar onlar olmaksızın hayatlarına devam edebilirler. Amin.”

Bu methiyeyi dinlerken öğrencilerin hiçbirinin bugünü unutamayacaklarını düşündüm. Bu aktivite oldukça sembolik bir anlam taşıyordu. Gerek bilinçten gerekse bilinç dışından asla silinmeyecek bir beyin egzersizi gibiydi.

“Yapamam” cümlecikleri yazmak onları gömmek ve methiye dinlemek… Bunların hepsi de öğretmenin gayretleri ile gerçekleşmişti. Methiyenin sonunda öğrencilerini etrafında topladı ve onları sınıfa götürdü.

“Yapamamlar”ın ebediyete intikalini keklerle, patlamış mısırlarla ve meyve sularıyla kutladılar. Kutlamaların bir parçası olarak Donna, kalınca bir kağıttan mezar taşı kesti. En üste “Yapamam”ı en alta o günün tarihini yazdı.

Kağıttan yapılmış mezar taşı o yılın anısına Donna’nın sınıfına asıldı. Nadiren de olsa öğrencilerden biri unutup “Yapamam” dediğinde Donna bunu gösterdi. Öğrenciler de böylece “Yapamamlar”ın öldüğünü hatırlayıp yeni cümle kurmak zorunda kaldılar.

Donna’nın öğrencilerinden biri değildim. O benim öğrencilerimden biriydi. Yine de o gün ben ondan ömür boyu unutamayacağım bir ders aldım. Şimdi yıllar geçmesine rağmen ne zaman “Yapamam” gibi bir cümle duysam dördüncü sınıf öğrencilerinin düzenlediği cenaze merasimi gelir aklıma. Ben de öğrenciler gibi “Yapamamlar”ın öldüğünü anımsarım.

Belki bundan sonra sizin de karşınıza başaramayacağınızı düşündüğünüz ve demoralize olduğunuz bir zorluk çıktığında aklınıza Donna’nın sınıfındaki cenaze merasimi gelir ve onların artık huzur içinde yattığını hatırlar, başarmak için yeni yollar keşfedersiniz…

Referanslar:http://www.telegraph.co.uk/education/educationnews/11630639/Ban-erasers-from-the-classroom-says-academic.html

http://www.aleviweb.com/forum/archive/index.php/t-18575.html

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?