Kerem Yazgan ile Röportaj

Yazgan Tasarım Mimarlık

| Şubat 2018


  1. Yazgan Tasarım Mimarlığın mimari söylemi nedir?

Yazgan Tasarım Mimarlık, uzun süredir belli bir bakış açısıyla projelere yaklaşıyor. O bakış açısı da, aslında hem benim hem de eşim Begüm Yazgan’ın araştırmalarının bir sonucu oluştu. Eşimin sistemci ekoloji konusunda sistematik yaklaşımlar üzerine bir tezi var. Benim de tasarım süreçlerinde esnek sistemler üzerine tezim var. Bu iki fikir birleşti ve uzun süredir birçok projemizde esnek sistem tasarımları üstüne çalışıyoruz. Esnek sistem tasarımı da mimari tasarım sürecinde projenin kendi ihtiyaçları, gereklilikleri dışında bir de mimarlık kültürüyle ilişkilenerek tasarım sürecinin yönetilmesi, referanslandırılması, bir bakış açısıyla tasarıma yaklaşılmasıdır. Ama bunu yaparken de bir takım çalışmasıyla birlikte, bu süreci devam ettirebilecek öneriler sunulmasıdır. Esneklik de genelde orada geliyor; birinci fikir bu. İkinci fikrimiz ise Yazgan Tasarım’ın bilgi bazlı bir mimarlık peşinde olma anlayışıdır. Bunu geliştirmeye çalışıyor, mimarlığın aslında bir bilgi işi olduğunu, bilgiyle ilişkili tasarımlar işi olduğunu düşünüyoruz. Bilgiden kasıt da yapı bilgisi, kültürel bilgi, standartların bilinmesi, doğanın bilinmesi, aynı zamanda mühendisliğin de bilinmesi ve tüm bunların harmanlanmasıyla birlikte tasarım yapmak bizim arayışta olduğumuz iki önemli konu.

 

  1. Smart Project’in yaklaşımının öğrenci ve eğitim amaçlı uygulanabileceğini düşünüyor musunuz? 

Düşünüyoruz. ‘Smart Project’ deki ‘Smart’ kelimesiyle biz şunu demek istiyoruz: Bir projeyi yaparken o projeye etki eden faktörlerin yeterince farkında mıyız, biliyor muyuz, artı o faktörlerden yeterince beslenebiliyor muyuz? İki tane ana meselesi var; mesela doğa bir projeye etki eder. Güneşle ilişkimiz, soğukla, sıcakla, depremle ilişkimiz bütün bunlar bir projeye etki eder. Buradan gelen bilgiyi projelerimizde yeterince kullanabiliyor muyuz? Aslında Smart Project öncelikle bu soruyla ilişkili bir fikir. Sonra da bir projeye etki eden aktörlerle; kimler etki ediyor bir projeye? Mimar olarak yalnız değiliz. Mühendisler var, işveren var, yatırımcı var, belediye var, onay mercileri var, birçok kişi var projeye etki eden, kullanıcı var. Bu işin geri beslemesi de işin içinde diye düşünülebilir. Ayrıca, aktörler, uluslararası standartlar, yapı elemanları, üreticiler var, üreticilerden gelen bilgi var, binlerce yıla yayılmış bir mimarlık kültürü var. Bütün bunların en azından farkında olan bir mimarlık yapmak, bir proje yapmak daha ilginç bir şey gibi geliyor bize. Mimarlığın geleceğinde de bunun olduğunu düşünüyoruz. Özellikle ‘Proje’ kelimesini vurgulamamızdaki amaç da o. ‘Tasarlamak’ ‘Proje’ içinde çoklu bir eylem. Başka eylemler de var; örneğin koordine etmek, ikna etmek, sunmak, kabul etmek, reddetmek, çizmek, yönetmek, diyalog kurmak, araştırmak, programlamak, vb.  Proje sürecinin eylemleri üzerine düşünürsek, farklı, daha bütüncül bir bakış açısı elde edebiliriz diye düşünüyorum. Proje daha bütüncül; daha çok aktörü, daha fazla bilgiyi kapsayan bir şey. Smart’lık da projenin bilgiyle ilişkilenmesi. Ama sadece teknik bir bilgi değil, mimarlık kültürüyle de ilişkilenmesi çok önemli. Esas hedef zaten mimarlık kültürüne bir katkı yapmaktır bence. Bu nedir derseniz; Carlo Scarpa’yı bilmek, Scarpa’nın o iki taşı yan yana nasıl getirdiğini bilmek; Rem Koolhaas’ı bilmek; Sedat Hakkı’yı da bilmek ve tabii ki de kenti, Avanos’u, Bologna’yı bilmek. Yani mimarlık kültürüyle ve kentle olan ilişkiyi de içine almak. Bir projenin kapsayabileceği bilgiyi içine alan bir fikir bu ‘Smart Project’. Şu anda biz ofis içinde 45 kişilik ekibimizle bunu aktif hale getirdik. Bunun bir veri tabanı var. Bu bilgileri tek bir ortama girip kullanıyoruz. Yani bir projeyi yaparken bunu işe yarar bir şekilde kullanıyoruz ve paylaşıyoruz kendi ekibimizle. Proje ona göre yönleniyor. Onun için de örneğin kontrol listeleri var. Nedir kontrol listeleri? Bir merdiven çizdiniz diyelim. O merdivenin, saydığım kriterlerin hepsini kapsaması mümkün değil. O bir ütopya olabilir ama bir merdiven çizimini yaparken dikkat edeceğiniz bir bilgi silsilesi olabilir. Ekibe yeni katılmış biri bunu bilmeyebilir. 20 sene geçse bile belki bir kısmını biliyorsunuzdur. Ancak bu size destek olacak, bu işe biraz daha yön verecek bir fikir aslında. Smart Project, çok kapsamlı bir tavır ve projeyi, proje fikrini mimari proje kültürünü geliştirmeyi amaçlayan kümülatif bilginin paylaşımı. Smart’ı burada teknolojiden çok, bilgi anlamında kullanıyoruz. Yani bilgiyle tasarıma, hatta projeye yaklaşırsak, tasarım da proje de daha akıllı hale gelir gibi geliyor bana. Mimarlığın okul eğitiminde bilgi tabanlı bir hale dönmesi gerektiğini düşünüyorum. Kendi eğitimimden de biliyorum, şu anki eğitimi de takip etmeye çalışıyorum. Dünyada bilgiye ulaşmak artık çok daha mümkün. Ama biz onu tasarımın içinde ne kadar kullanıyoruz bir soru işareti. Ne kadarını düşünerek, ne kadarını bilerek yapıyoruz?  Önümüzden hızlıca geçen sindirmeden ‘gördüğümüz’ binlerce imge, fotoğrafın ne kadar bilgisiyle ve kültürüyle ilişkilenebiliyoruz. Son dönemde, Mies Van Der Rohe eleştirisi üzerine çıkan çok önemli bir kitap var.  Mies van der Rohe’nin Farnsworth House adlı yerden yukarda, transparan bir eseri vardır ormanın içinde. Yazar orada mimarın doğayla olan ilişkisini eleştiriyor. Mies yapıyı yerden kopartan bir ilişki biçimi önermiş. Çünkü orada nehir var ve zaman zaman taşıyor. Ama burada eleştirilen, mimarın bu kararı ne kadar bilgiyle vermiş olduğu. Mies’in evi birçok kez 50cmlere kadar su basıyor. Kitabın editörleri Herzog ve De Meuron’da tam da bu noktayı eleştiriyor. Doğayla sadece estetik bir ilişki kurmaktan çok nehri de düşünmek o su basmasını engelleyebilirdi diyor, yani bilgiyi de katarak tasarlamaktan bahsediyor, işin içine bizim tabirimizle Smart’ı da katıyor. O bilgiyi, en azından bu bakış açısını eğitime yansıtmak gerekiyor. Eğitime yansıtabilirsek, konu şuraya varacak:  Attığın her çizginin ve bir sonraki hamlenin neleri içerebileceğini en azından öğrenci biliyor olacak. Nereye varacağını tahmin edebilmesi lazım, o çizginin neleri barındırdığını… Güneşi barındırıyor, nehrin suyunu barındırıyor. Onu bilerek giderse daha farklı daha komplike tasarımlar çıkarılabilir diye düşünüyorum, dolayısıyla eğitimle birebir ilişkili.

 

  1. Mimaride renk kullanımıyla ilgili çalışmalarınız mevcut. Ana odağı renk olan projeleriniz örneğin ONS İncek Residence Showroom’un ana odağı daha çok renk ve buna ek olarak renk kullanımın gözlenebileceği Ankara Arena’dan bahsettik turuncu ve yeşil kullanımı, onun dışında Hamamyolu Urban Deck gibi projelerinizde renk kullanımında neyi hedefleyerek yola çıktınız?

Rengi mekânsal olarak kullanmayı daha çok seviyoruz ve düşünüyoruz. Şu rengi seviyorum diyerek psikolojik tarafından değil de temel tasarımla ilişkilendirerek, derinlik vermek veya enformasyon vermek için kullanıyoruz. Örneğin ONS İncek Showroom’da güneşin yönüyle ilgili bir bilgi veriyor renk. Sonradan fark ediliyor. Renkler bir anda canlanıyor, cephe parlamaya başlıyor. O zaman anlıyorsunuz ki aslında güneş o yandan geliyor, öbür taraf karanlık. Dolayısıyla güneşin o tarafta olduğunu da görmeye başlıyorsunuz ve renk bilgi vermeye başlıyor, girdiği ilişkiyle ilgili. Aselsan’da örneğin cephede asma bir strüktür var. Onu asan elamanlara renk vererek aslında o cephenin en önemli özelliklerinden bir tanesini söylemeye çalışıyoruz, onu meşhur ediyoruz. Öyle olmak zorunda değil ama biz onu öne çıkarmayı orada ilginç bulduk. Çünkü strüktürel bir anlamı var o elemanların. Cephenin strüktürel olarak özelliği, 12m. yüksekliğinde, 5,40m. konsol yapan, 500m. uzunlukta bir cephenin yerden tamamen koparılarak çelik strüktüre asılmasıdır. Biz de renkle bu ‘özelliği’ vurguladık: strüktürün ‘çekme kuvvetiyle asılarak taşıma özelliği’. Yani renk bir ‘özelliği’ vurgulamak için kullanıldı.

Onun dışında, Hamamyolu’nda rengi daha çok ağaçlarda ve sandalyelerde, mobilyada veya pasaj girişlerinde, bir de zeminde kullandık. Zeminde upuzun 1,2 km’lik bir aks var. Onun içinde Eskişehir’e özgü cam üretimi var. O camlar rengârenk bir şekilde zemindeler. Oradaki renk neyse o, biz orada bir şey seçmiyoruz. Yani bir camı üreticiden nasıl geliyorsa o şekilde koyuyoruz, o da oradaki renk hali ile üreticiyle ilişkileniyor. Çünkü oradaki camlardan kolyeler yapıyorlar. Biz de onu zeminde kullandık. Yani rengi farklı anlamlarda kullanıyoruz. Oranın kültürüyle ilişkileniyorsun. Cam festivali var mesela her yıl düzenlenen… Dolayısıyla renk ve üretim arasında ve rengin serbest-olduğu haliyle (tasarlanmadan) bir ilişki kuruldu.

 

  1. YDA Center’ın kente katacağını düşündüğünüz değerler nelerdir?

YDA Center’ın en büyük özelliği aslında arsası. Ankara’da hem metro hem Ankaray istasyonlarının beraber olduğu yegâne arsa benim bildiğim, Ankaray’ın istasyonu doğrudan  YDA Center Alt Plazasına çıkıyor. Kente katacağı en önemli faktör bence bulunduğu lokasyonda yarattığı ilişkiler. Arka tarafta yani güney tarafında Çukurambar var; Çukurambar’ın restoranları, konut ve ofis bölgesi var. Bir tarafta Armada, otel, ofis ve daha bir sürü fonksiyon var. Geçirgen bir yapı yapmaya çalıştık yani yerle ilişkisinde beş büyük boşluğu olan, kentsel boşluk diye adlandırdığımız, halkın kamusal olarak kullanıp içinden geçebildiği boşluklar… Normalde yapılar zemini doldururlar Türkiye’de, çünkü değerlidir zemin kat. Bu yapı da zemini dolduruyor, ama dev boşluklarla. Dolayısıyla böyle geçirgen bir ilişki için olasılık sunuyor bina. O anlamda kamusallaşıyor, zeminden kentle ilişkileniyor. Üst katlardan da teraslarıyla beraber, panoramik asansörüyle beraber kentle ilişki kuruyor, kente açılıyor.

 

  1. Hamamyolu Urban Deck projesinde sosyo-kültürel bağlamdaki hedefleriniz nelerdir?

Y: Orası şehrin eski merkezi, ticaretin ve sosyal yaşantının oluştuğu alanken zaman içinde yeni gelen alışveriş merkezi, yeni kurulan genç nüfusa dönük birtakım merkezlerle beraber bir çöküntü alanı olmaya doğru evirilmiş. Yani gece rahat yürünemeyen ve rahat oturulamayan kamusal bir takım servisleri sağlamayan mesela kamusal tuvaletlerin olmadığı, kentsel kullanım potansiyeli çok yüksek ancak gittikçe gerilemekte olan bir yere dönüşmüş. Bunu gören yönetim yani belediye, oranın konseyiyle beraber hem bir il konseyi var hem de özel bir ekip var burayla ilgilenen, onlar da buranın problemleri üzerine bir proje geliştirmek istediler. Yani bu problemler dışında yeniden buranın canlandırılması, kentin merkezinin sadece alışveriş merkezine kaymayıp sokakta yaşantının canlandırılması önemli. Çünkü ticaret burada ve dükkânlar zemin katta sokağa açılıyor. Buranın tekrar canlanması hem ticari hem sosyal anlamda her yaş grubundan insanın buraya çekiminin sağlanması… Mesela gençler gelmiyorlar. Orada 11 tane müthiş pasaj var;  Paris’in, Almanya’nın pasajları gibi. Ama onlar çalışmıyor, yaşamıyor. Kaybolmuşlar ama aslında müthiş değerliler. Biz bütün bu sorularla beraber buraları yeniden canlandırabilecek, tekrar kente kazandırabilecek,  yeniden merkez olabilecek, pasajları yeniden canlandıracak, çocukları ve gençleri mümkünse her yaş grubunu işin içine katabileceğimiz, 24 saat yaşayabilecek bir mekân yaratıp; o çökmekte olan halinden kurtarıp potansiyel bir kamusal alan oluşturmak istedik. Dolayısıyla tamamen kamuya dönük şehre kazandırmak için yapılmış bir projedir. Bir fikri de kentin yeni oluşan alışveriş merkezinin, gençlerin bulunduğu Porsuk Çayı ve kuzey tarafıyla müthiş çalışan turistik bölgesi var, bu bölge tam ikisinin arasında. Ama burası çöküntü haline geldikçe o iki ana bölgeyi de birbirinden koparıyordu. Ana fikir kuzey güney hattında sokağın canlandırılması, kentin iki ana bölgesinin yeniden birbirine bağlanabilmesi, doğu batı hattında da pasajlarla ve yan yan yollarla bölgenin kentin diğer yerlerine nüfuz etmesiydi. Örneğin,  bir turist Odunpazarı’ndan çıktı,  Hamamyolu’ndan geçti, Porsuk’ta çayını içti gibi bir senaryo yaratmaya çalıştık. İnşaatı da bitmek üzere, çok az kaldı, etkilerini göreceğiz. Şimdiden çocuklar alanın keyfini çıkarmaya başladılar. Tüm alanı bir çocuk oyun alanı gibi de tasarlamaya çalıştık.

 

  1. Gelecek projelere olan yaklaşımlarınız veya öncelikleriniz nelerdir?

Y: Bizim şirketimiz, Yazgan Tasarım bir türlü sabit durmayan, bir şey yapalım fikriyle hareket eden, bir yapıda. Smart Project mesela on yıllık bir fikirdir. Son iki yılda pişti geçen sene açtık ve kullanıyoruz. Bir kere onu geliştirmek istiyoruz yani önümüzde en az on beş yirmi sene daha gidecek bir fikir var. Onu uluslararası mimarlık kaynaklarıyla ve yerel kaynaklarla ilişkilendirmek istiyoruz. Bunu bir ağın parçası yapma hedefimiz var. Örneğin, uluslararası bazı üniversitelerin sayfalarıyla oradan direkt bilgi alabileceğimiz -herhangi bir konuda, diyelim ki akustik- bağlantılar kurmak istiyoruz. Smart Project’in geleceğe dönük bir fikri var. Onun dışında, geçen ay Türkiye’nin mimari alanda çok çok az sayıdaki ‘Tasarım Merkez’lerinden biri olduk. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından akredite oldu Yazgan Tasarım. Devlet sadece proje ofislerini değil, yenilikçi üretimi de destekliyor. Yenilikçi üretime projeyi de bir şekilde katabilmiş olduk, bu konuda örnek de oldu yenilikçi projeler. Örneğin yeşil binalarla ilgili yenilikçi fikirler ama sadece binayla ilişkilendirmek değil, aynı zamanda strüktürel olarak da yenilikçi fikirler.  Onun dışında kültürel olarak yenilikçi fikirler, mesela Hamamyolu gibi kente dönük projeler. Bu tarafı devlet destekliyor. Biz de o yönümüze daha fazla ağırlık vermek ve geliştirmek istiyoruz; ikinci fikir bu. Bununla ilgili daha fazla araştırmanın içinde olmak istiyoruz. Üçüncüsü de yurtdışında artık Türkiye’den çok fazla üretim var. Buradaki ağı biraz da yurtdışına transfer edip ülkeye katkı yapmak istiyoruz. Örneğin büyük hastanelerle uğraşıyoruz. Şu anda çalıştığımız hastaneler dünyada sayılı yani hem ölçek hem bilgi, hem de teknoloji olarak. Oradaki bilgiyi ihraç etme zamanı geldi artık bana sorarsanız. Birkaç sene içinde yurtdışına bu bilginin proje olarak da ihracı gerekiyor. Türk mimarları uluslararası alanda birçok projede ödül alıyor son yıllarda. Aslında bu anlamda uluslararası hale geldik ama yurtdışında daha fazla proje yapılabilir hale gelinmesi lazım. ‘Proje’ye olan bilgimizi arttırdıkça ‘tasarım’larımız da daha fazla ihraç eder hale geleceğimize inanıyorum. Üç tane ana hedefimiz var böyle. Teşekkürler.

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?