Kaybetmenin Kül Rengi Karanlığında Mutlu Olanlar

Happiness in the Ashy Darkness

| Mayıs 2020


Sokaklarının okyanusu avuçladığı, eskiden ıssızlıkla boğuşan şimdilerde ise nereden geldiyse gelmiş birkaç tekne dolusu insanın bekleştiği bir kasabadayım. Kaldırımlarında sere serpe yatmış insanların yanından adımlarken köşenin hemen önünde gülümsemesi yüzünden anlaşılmasa da gözlerinden okunan bir çocukla karşılaşıyorum.  Kendimi onun ve onun gibi binlercesinin öyküsüne kaptırmışken, hayat karşısında kaybetmiş gözüken bu insanların huzura ve dolayısıyla mutluluğa diğerlerinden daha yakın olduğunu görüyorum. Bunu anlatmak için ise kalabalıkları denizin içinde kürek çeken denizcilere, bu öykünün kaybedenlerini ise onlarla yarışmayan ve karanlığa kalan deniz adamlarıyla özdeşleştiriyorum. 

I’m in a town where the streets are grasping the ocean where once struggling with the wilderness, and now a few boatloads of people from wherever they came from are waiting aimlessly. While I was passing by the people laying on the sidewalk, I saw a boy whose smile can be seen from his eyes. When I was immersed in the stories of him and thousands of others like him. I figured these people who seem to have lost their fight against life seem closer to have peace in their life, this way closer to be happy. To tell their story I liken these crowds to sailors who roam in the sea, and the losers of this story to who are not competing with the sailors and leave themselves to be in the dark. 

Bu özdeşleştirme sırasında zihnimde, yüzleri gülümsemeden uzun süredir yoksun kalmış kalabalıkları görüyorum. Bu kalabalıklar yelkenlerini reklam panolarının gösterdiği yöne doğru çevirmişler.  Daha önce kimsenin ayak basmadığı bir adaya ilk önce çıkmak istercesine heyecanlılar ve yelkenlilerini ellerinden geldiğince süratle hareket ettirmeye çalışıyorlar, tıpkı hayatın mevcut anından zevk almayıp hep daha sonra yaşanacak anları düşünen insanlara benziyorlar. Acele etmekteler çünkü geriye düşmek onlar için karanlığa kalmak demek, yani kaybetmek. Bu yelkenlilerdeki insanlar gözlerini rotalarından bir an olsun bile ayırmamalarına rağmen etraflarında neler olup bittiğinden haberdar gibi görünüyorlar. Onlara göre yelkenlilerinin dışında sadece uçsuz bucaksız mavilik var, yönlerini değiştirmelerine ya da reklam panolarının gösterdiği hedefleri sorgulamalarına neden olacak hiçbir şey yok. Buna kendilerini o kadar inandırmışlar ki gözleri, yeni bir reklam panosu göresiye dek ufka dikili hâlde. Oysaki yanlarında başka tekneler de var, hayatın bu insanlardan sakladığı tadını temsil eden renk renk balıklar ve bazen gürleyen bazen de güneş açan gökyüzü… Ama yıldızlara bakıp yolda oluşunun nedenlerini sorgulamayan ve sadece reklam panolarının yönlendirmelerini izleyen bir denizci, sadece vardığı yeri görebilir. Oysaki hayatın insanlara sundukları arasında varılan yer  hayatın yalnızca ufak bir kısmını oluşturur, asıl cevher varılan yere ulaşılırken o süreç içinde yaşanılanlardır. 

During this identification, I see in my mind crowds that have long been deprived of their faces smiling. These crowds have turned their sails in the direction of the billboards. They’re excited like they want to go first on an island where no one has ever set foot before, and they’re trying to move their sailboat as fast as they can, just like those who do not enjoy their current life but always think about moments that will happen later. They’re rushing because falling back means staying in the dark and losing for them. The people on these sailboats seem to know what’s going on around them, even though they don’t take their eyes off of their aim for a moment. According to them, there’s only a vast blue outside of their sailboat, nothing that will cause them to change course or question the distractions of billboards. They made themselves so convinced that their eyes were planted on the horizon until they saw a new billboard. Whereas there are other boats with them, color-colored fish representing the taste that life hides, and sometimes thundering, sometimes sunny sky… But a sailor who looks at the stars and doesn’t question the reasons why he’s on the road, and only watches the direction of billboards, can only see where he arrives, but what life offers people is a small part, the real enjoyment is had when reaching the destination.

Öte yandan reklam panolarının aslında herhangi bir yeri göstermediğini denizcileri yalnızca bir çember üzerinde döndürüp durduğunu fark etmek, bu gözlerini tek yöne diken insanlar için pek kolay değildir. Başka bir deyişle kendini hayatın bu koşuşturmasına vuranlar yıllar sonra geriye dönüp baktıklarında ceplerinde huzur ve mutluluk bulamazlar, üstelik geçen zaman içinde bu döngüden nasıl çıkabileceklerini de unutmuşlardır. Her unutuşun zihinden bir şeyler alıp götürmesi gibi bu unutuş da bu insanların kulaklarını daha sağır gözlerini daha kör kılar, sadece varılacak noktaya odaklanırlar. Öte yandan geçen zamanın sesini duymayan bu insanların görebildikleri hatta pek çoğunun kâbuslarına giren bir başka yön daha vardır. Reklam panolarının gösterdiği o yönün tam zıttı yönünde, onları yakalayıp mutluluklarına ve hazlarına ulaşmalarına engel olacakmışçasına takipte olan bir karanlık…  

On the other hand, noticing that billboards don’t actually show anywhere, just turning the sailors on a circle, is not easy for the people who only look at one direction. In other words, those who have struck themselves in this hustle of life look back years later, they will not find peace and happiness in their pockets. they have forgotten how to get out of here. Like every forgetting takes things away from the mind, this forgetting makes these people’s ears deaf, eyes blind, they can focus only on the destination. On the other hand, there is another aspect of the things people who do not hear the sound of the passing time and even haunts them in their sleep. A darkness that follows them in the opposite direction of the billboards, as if it would capture them and prevent them from reaching their happiness and pleasure. 

İşte o karanlığın içinde şu âna kadar anlatılanların tam karşı tarafında yaşayan bir başka grup insan daha var. Onlar, diğerleri kadar kalabalık değiller ve reklam panolarının içinde yer aldığı herhangi bir yarışta yer almamayı seçmişler. Bir yarışın içinde olmamanın getirdiği bir avantajla onlar etraftaki balıklara bakıp güneşin kavurucu sıcağını tenlerinde hissedebiliyorlar yani eğer yaşanılan ânın bir tadı varsa onlarınki daha lezzetli. Neredeyse bütün toplumun kaçmak istediği bir hâlden korkmayan bu insanlar diğerlerinin yakalayamadığı huzurun da sahibi oluyor. Çünkü denizde bir yere varmak için mücadele eden insanların yarıştığı gibi bir mücadelenin içinde olmamak, onlara hayatın zevkini çıkarma olanağını veriyor. Öykülerini okudukça bu kaybedenlere daha da fazla imrenmeye başlıyorum ve onlar, bana yıllar önce karşılaştığım bir anıyı hatırlatıyor: Bisiklete binen birkaç çocuğu imrenerek izleyen başka bir grup çocuk ve onların asılı yüzleri. Sokağın kenarına oturmuş izleyenlerin hemen hemen hepsinin suratından düşen bin parça olmasına rağmen bir tanesinin yüzünde gizleyemediği bir gülümseme hatırımda kalmışken düşünüyorum. Az önce gözleriyle karşılaştığım çocuk, yıllar önceki o çocuk muydu? Acaba o küçük çocuk, kaybetmenin kül rengi mutluluğunu nasıl ve ne zaman keşfetmişti?  

And in that darkness, there is another group of people who live on the opposite side of what is so far described. They’re not as crowded as others, and they chose not to take part in any race where billboards are involved. With the advantage of not being in a race, they can look at the fish around and feel the scorching heat of the sun on their skin, so if there’s a taste of the moment, theirs is more delicious. Those people who are not afraid of a situation where almost the whole community wants to escape, also have peace that others can’t. Because not being in a struggle like people fighting to get somewhere at sea, gives them the opportunity to enjoy life. The more I read their stories, the more I envy these losers, the more and more they remind me of a memory I encountered years ago: A group of kids who are watching a kid riding a bicycle and their frowning faces. In that group of kids who are sitting on the sidewalk, one could not hide his smile while others are frowning. I think when that smile stuck in my mind. Is the boy I just saw, was that one kid smiling years ago? I wonder how and when did that little boy discover the ashy happiness of losing? 

Özgün Barış Kır 

Çevirmen/ Translator: Furkan Sülümen

Grafik Tasarımcı/ Graphic Designer: Saray Edanur Erdoğan

Editör/ Editor: Görkay Düzgün

 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?