Karenden Çık

Get Out of Your Square

| Mayıs 2020


Güvenli alanlar belki de kareler… Hepimizin öyle bir alanı vardır ama asıl önemli olan o alanın içinde huzurluymuş ve mutluymuş gibi yaşamak değil, asıl güzel olan o karenin dışındaki çirkin canavarları kucaklayabilmektir. İşte bu fikir kendi küçük ürkek güvenli alanımın içindeyken izlediğim bir film sayesinde fitillendi. 2017 İsveç yapımı film The Square’i her izlediğim zaman film, beni karemin içinden alıp o canavarların içine atıyor.

Maybe squares are safe spaces… We all have those sorts of spaces, however, the most important part is not acting as if we are peaceful and happy when we are in there but being able to embrace the monsters out of that square. That idea is rooted thanks to a movie I watched when I was in my small timid safe space. Every time I watch the Swedish movie “The Square (2017)“ it takes me out from my square and throws into the monsters.

Peki neydi bu güvenli alanlar? Güvenli kareler? Üçgenler? Bir metrekare, üç ya da beş. Onlar aslında görünmüyorlar ya da biz onların üstünü görünmeyen bir boyayla boyadık. Kendimizi kötü hissettiğimiz her zaman sığınabileceğimiz, kapısına da “Şu anda kapalıyız, belki açılırız belki de açılmayız.” yazdığımız alanlardır. Ben ilk defa bu alanı 5 yaşındayken kurdum benimle, benliğimle ilk alay edildiğinde örmeye başladım güvenli karemin duvarlarını. Sonrasında başka bir alayla, lakap takılmasıyla, sosyal baskıyla, okulda dışlanmayla iyice güçlendirdim duvarlarımı. Üzerimdeki bu kötü baskıları, aşağılamaları nesneleştirebilseydim, onlardan bir canavar oluşturabilseydim işte bu canavar filmdeki Oleg isimli performans sanatçısı olurdu. Uslanmaz, umursamaz, sert ve bir o kadar da alaycı. Korktuğum… Korkup duvarıma bir tuğla daha eklediğim her şey oradaydı tam perdedeydi. Ama onlar sadece perdedeler miydi? Bu zamana kadar yaşadığım her şey sadece perdede olabilir miydi? Kötü adamlar da iyi adamlar da sadece filmlerde olmuyor aksine her yerde olabilirler. İşte bu yüzden kurdum güvenli alanımı. Kötüler her yerde… TAM ÖNÜNDE! HAYIR! ARKANDA! HAYIR HAYIR ŞU AN TAM YANINDA!

What are these safe spaces? Safe squares? Triangles? One square meter, three or five. They are actually not visible or we painted them with invisible paint. They are spaces in which we may take refuge when we don’t feel good and hang the “We are closed. Maybe we will be open, maybe not.” sign on the door. I was 5 years old when I first built this space. When they first make fun of me and my personality, I started to build the walls for my square. Later, I strengthen my walls as a result of another mocking, nicknaming, social pressure and exclusion. If I were able to objectify all the pressure and humiliation and to turn them into a monster, this monster will be the performance artist named Oleg in the film. Incorrigible, reckless, tough and cynical. What I am afraid of… Everything that made me put another brick on my wall was there on the screen. But are they only on screen? Is it possible that everything I have been through was only on screen? Good guys and bad guys are not only in the movies; they may be everywhere. That is why I have built up a safe space for myself. Bad guys are everywhere… RIGHT IN FRONT OF YOU! NO! BEHIND YOU! NO NO IT IS RIGHT BESIDE YOU!

Ben hiç güvenli alanımda yalnız olmadım fakat çok kişiyi de kabul etmedim içeriye. Kabul ettiğim kişiler olmasaydı duvarlarım daralırdı, kendim için yarattığım alan benim katilim olurdu. İçeri soktuğum insanlar aslında benim bir yansımam gibiydi. Onlar olmasaydı hayatımın çok daha zor olacağını hem ben hem de onlar çok iyi biliyorlardı.

I have never been alone in my safe space. However, I did not let everyone to come in. If I did not have the people that I have let them in, my walls would become narrower and the space that I created for myself would be my murderer. The people who I let them in were sort of my reflection. If I did not have them, me and the have already known that my life would be much tougher.

Güvenli alanıma soktuğum insanlar olmasaydı, karemin dışındaki canavarlarla yüzleşmeye cesaretim olmazdı. Artık her darbe aldığımda kareme bir tuğla eklemektense bir tuğla söküyorum. Bir bakıma geçmişin yükünü kaldırıyorum, omuzlarımdaki o ölü toprağını süpürüyorum. Ölü diyorum çünkü aslında güvenli alanımın içinde yaşayamıyormuşum. Benliğime aykırı davranıyormuşum o karenin içinde. Mış gibi yaşamaktan sıkıldığımı anladım o ilk tuğlayı söktüğümde. İlk defa o zaman anladım sanal bir mutluluğun içinde yaşadığımı. Rahat değildim. Kendimi sakinleştirmeye çalıştığım bir kareye dönmüştü bir süre sonra. İçimdeki kaygı, anksiyete bedenimden taşmıştı artık duvarlara da sığmıyordu. Bir şey yapmam gerekiyordu.

If I didn’t have the people I let in my safe space, I wouldn’t have the courage to face the monsters outside. Every time I get hurt, instead of putting another brick, now I remove them. I am lifting the load of the past, sweeping the dead soil of my shoulder. I say “dead” because I actually was not living inside of my safe space. I was acting against my individuality. When I removed the first brick, I have realized that I am sick of pretending. It was the first time I understood that I was living in virtual happiness. I was not comfortable. It turned out to be a square where I tried to calm myself down. The fear and anxiety inside of me was overflowing from my body and not fitting the boundaries anymore. I had to do something.

Filmi izledikten sonra aklımda dönen tek soru şuydu: Karemden çıkmalı mıyım? Bunun cevabını çok uzun zaman sonra bulabildim. Korkuyordum çıkmaya, çıkıp dışarıda yapamamaya ama biliyordum ki benim karem artık benim hapishanem olmuştu. Sıradan bir hapishane değildi bu. Kendi ellerimle inşa ettiğim, muhafızının, hapishane müdürünün, mahkûmların ben olduğu bir hapishaneydi. Kendi cezamı ben seçmiştim. Karenin içinde yaşamak. İlk başlarda cennet gibiydi her şey benim kontrolümdeydi… Benim minik ütopyam. Benim küçük güvenli karem. Canavarlardan kaçıp sığındığım kalem. Oraya olan bağım cevabı bulmamı zorlaştırıyordu. Cevabı bulma macerasından beni alıkoyuyordu. Çünkü hem ben kareye bağımlıydım hem de o bana. Çıkmamı istemiyordu, bende hep bir parçasının kalmasını istiyordu. Zor da olsa cevabı bulmuştum. Çıkmalıydım oradan. Dışarıda ne varsa, hangi yaratıklar ve korkunç şeyler, yüzleşmeliydim onlarla.

After watching the movie, the only question in my mind was “Should I get out of my square?”. I have found the answer after a while. I was afraid to go out, to go out and fail, but I knew that my square turned into my prison. It was not a regular prison. It was a prison that I have built with my bare hands and I was the guardian, the supervisor, and the prisoner. I have chosen my own punishment. To live in the square. In the beginning, it was like heaven and everything was in my control… My little utopia. My little safe square. My castle when I was escaping from the monsters. The bound we have made it harder for me to find the answer. It was forbidding me from the adventure of finding the answer. Because we both were bounded with each other. It didn’t want me to go out, wanted to have a piece inside of me. Even though it was hard, I have found the answer. I had to get out of there. Whatever is outside, which creatures, scary things, I had to face them.

Karemden çıktım. Bütün tuğlalarını, molozları kendi elimle topladım. Kendi yarattığım ütopyamı yine kendim yok ettim. Hiçbir parçası kalmamıştı artık bende. Canavarları bekliyordum artık. Kaçtığım, korktuğum her şeyi bekliyordum. çünkü artık beni koruyacak bir karem yoktu.

I got out of my square. I picked up all the bricks and the rubbish. I destroyed the utopia that I have created. There was nothing left in me. I was waiting for the monsters now. I was waiting for everything that I was scared and tried to escape off because I had no square to protect me anymore.

Sonradan fark ettim ki her şeyi ben gözümde büyütmüşüm. Evet dışarısı toz pembe değildi ama karemin içindeyken düşündüğüm kadar da karanlık değildi. Dışarıda canavarlar yoktu. Canavarları ben yaratmışım oysaki. Dışarıda kötü şeyler olsa da onlar sandığın kadar korkutucu şeyler değil. Onların da zayıf noktası var. Onları kucaklamak, umursamamak, kabul etmek. Korkma sandığın kadar zor değil.

Then, I realized that I was hyperbolizing. Yes, it was not like seeing the world through rose-colored glasses, but it was not as dark as I was thinking. There were no monsters. I was the one who created the monsters. Although there are bad things, they are not as scary as you think. They also have a weak point. Hugging them, not caring about them and accepting them. Don’t be afraid, it is not as hard as you think!

ÇIK ARTIK KARENDEN!

GET OUT OF YOUR SQUARE ALREADY!

Kaynakça, References:
The Square/ Kare, Ruben Östlund, 2017

Çevirmen/Translator: Simay Aybüke Larçin

Grafiker/Graphic Designer: Deniz Vadi Töngür

Editör/Editor: Nur Yılmaz

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?