Kadın Argosu

Kadın… Satırları kayıp bir şiirin başlığı.

| Mayıs 2019


Bu ay uzun bir çalışmanın sonun da kadın argosunu oluşturan ve bu argolar ile hayatımızda kalıcı izler bırakan bir kişinin eserinden bahsetmek istiyorum.

Filiz Bingölçe’nin ‘Kadın Argosu’ eseri çıktığı günden beri tartışmalı. Kitap belli bir kesim tarafından desteklense de bu ifadeleri (kadınların argolarını) Türkçeye ve kadınlara yakıştıramayanlar buna şiddet ile karşı çıkan belli bir kesim de var. Hatta sadece var olmakla kalmayan bu şiddetli kesim, kitapların toplatılması için davalar açtı. Davalar uzun bir döneme yayıldı, kitaplar raflardan toplatıldı…

Ağdalı dilleri okumaya ve duymaya öylesine alışmışız ki bu tip bir eser; okuryazarlık konusuna sadece “bilmek” -ihtiyaçtan ötürü öğrenmek ve gerisini bırakmak- olarak yaklaşan tarz da bir topluma biraz ağır geldi. Oysaki insan yazdığı ve okuduğu sürece kendi benliğine ulaşabilir. Hiç kimse, bir başkasını üslubu ve ifadelerine müdahale edemez. Bu kişinin özgürlüğünü kısıtlamaktır… Davalar düştü ve kitap satışına tekrar başlandı ancak hala kitabı, her kitapçı da rahatça bulamıyorsunuz.

Kısa bir süre önce aramızdan ayrılan Bingölçe şu sözler ile ifade etti bu durumu; “Bu karar kadını ve kadın dilini müstehcen olarak algılayan ve bastırmaya çalışan zihniyete karşı bir zaferdir”.

Füsün Kavalcı

“Jojo evde ne yapsın”

Jojo: Ev kızı..

Ev kızını ikiye böl.

Bir tarafı iş güç,

Görünmeyeni beceri ustası

Bir tarafı hapis.

Umulmayanı müthiş bir hayal zengini

Bir tarafı çeyiz,

Bilinmeyeni alabildiğine yaratıcılık

 

Bu kadar çetrefilli bir yoldan geçerek aramıza yeniden katılan bir kitap için; her anlamda uğraşılmış ve düşünülmüş bir sergiydi. Her sanatçı bir argo ile bütünleşmiş ve eserlerini hazırlamış.

Sanatçılar kendi argolarının yanı sıra eserlerinin çıkış noktalarına kısa alıntılar ile katkı da bulunmuş.

Ele alınan konu zaten hep gündemde ve hassas başlıkların altında toplanan bir konu. Sergide ki cesur işler de gündemde ki sorulara çok güzel bir cevap niteliğindeydi. Bu güzel işleri ve dinamizmleri ile hala farkındalık yaratmak için çalışan böylesine güzel insanların aramızda olduğunu bilmek çok güzel bir duygu… Ağdalı ifadelerden kurtulup dilimizi ve benliğimizi özgürleştirebildiğimiz yarınlar daha yakın geliyor bu insanlar sayesinde.

Bu sergi ile birlikte yeniden gündeme getirilen Kadın Argosundan alıntılar ile sizlere Kadın Argosu nedir? göstermek istiyorum. Seçilen kelimelerin anlatıların da kendinizi bulabilir ve yozlaşmış toplumların izlerini görebilirsiniz.

Aysu Kılıç

“Kırık kalp iksiri içtim içtim içtim..”

Kırık kalp iksiri: Bir kimsenin uzun bir aradan sonra sevgili bulması

Vücudumuzda kırılacak 206 tane kemiğimiz varken, aptalın biri gelir kalbimizi kırar.

‘Marlynn Longston’

 

Ahmet Caner Kuru

“Zartalaklar için”

Zartalak: Kaba ve çirkin ama kendini beğenmiş kimse.

Ne atom bombası ne Londan Konferansı

Önünde zartalaklık elinde volta,

Umrumda mı dünya.

Orhan Veli’den cımbızlanmıştır

 

Lütfullah Genç

Ayşe nerede?

Ayşe tatilde: (d)- Regl nedeniyle cinsel ilişkiyi reddetmek için kullanılır.

Hayatım bugün olmaz, Ayşe tatilde.

Sude Orkun

Sipsivri Haldeyiz

Sivri: Tuhaf fikirli, alışılmadık kişi.

Kedi bedenine sahip olmayan ve

 bedeni kontrol edemeyen bir kadın

Özgür değildir.

‘Margaret Sanger’

 

Kemal yıldız

Pandispanya Televizyonu

Pandispanya Kanalı: (d) – (o.k) – Sürekli yalan- yanlış haberler yayınlayan Tv Kanalı.

 

Senaryosunu Atilla İlhan’ın yazdığı Sekiz Sütuna Manşet, 1982 ‘de altı bölüm olarak çekilen, TRT için yapılmış televizyon dizisidir. Hikayelerin hepsi 1978-79 yılarında Türkiye’de yaşanmış gerçek haberlere dayanmaktadır. Dizideki ana karakter gazeteci Ümit’in başından geçen maceralarda Uğur Mumcu’nun yaşamış olduğu olaylar esas alınmıştır. Pandispanya Televizyonu ise bu gerçeklerden başka bir kurgu üretme girişimidir. TRT Arşiv aracılığı ile edinilen görüntülerin fragmante edilmesiyle oluşmuştur. Gerekçesi ise olayların çarpıtılmasına dayanmaktadır. Başka bir deyişle televizyon gerçekliğinin cam kırıkları olarak okunabilir.

 

https://www.youtube.com/watch?v=rLPFue4Jjsw

 

Ayşegül Aksoy

Debelek Dübelek gerek yok ama tam ortasındayım. 

Debelek dübelek: Kendini toparlayamayan, ne yaptığını bilmeyen kimse. Düzensiz, istem dışı gelişen şey.

İleri gitme yersin, geride durma popona yersin derken fırtına koptu, iş debelek dübelek oldu.

Çağla Çağımda 

Papatya Falına Bağlı Kalan Bir Avuç Umutsuz Kişilerdik.”

Papatya Falı Baktırmak: Birinin sevgisinden emin olmamak.

Dili olmayan yapraklara yüklendik;

umutsuzluğumuzu ve kararsızlığımızı narin yapraklarına yükledik.

Sonra kırıldık papatyalara,

birini seviyorduk ama onlar sığdıramadı onca yapraklarına…

Can Yücel

 

Betül Bilge

Fıstığı yeşil: Değerli ve bulunmaz kadın

Kadınım ben…

Bedenim benim dilimdir. Benliğimin aynası.

Ben anlatıyorum, ben hissediyorum, dinle beni… Sadece dinle. Gör beni… anla. Sevgili! Dost! Daha fazla incitme yoruldum yargılarından. Her çırpınışımda ruhum acıyor artık.

 

  Bu denli baskıcı, ahlaktan çok ahlakçılık ile kafayı bozmuş. Ahlakçılığı da kadın vücuduna endekslemiş böylesine bir toplumda yaşamayı bırak, nefes almak bile bir kadın için çok zor. Kadın dünyaya geldiği andan itibaren, toplumun onun üzerinde ‘söz sahibi’ olduğunu bilmek zorundadır. Sanki topluma ait bir malmış gibi herkesin onun üzerinde bir yetkisi, etkisi ve fikri vardır. Ondan da bunu normal bir şeymiş gibi kabul etmesini beklerler. Nasıl yürüyeceğine, oturacağına, kalkacağına, güleceğine, giyineceğine, konuşacağına, nasıl nefes alacağına kadar vücudun üzerinde ki her organa ve duygularına dahi müdahale ederler… Çoktan şekillendirilmiş kalıpların içerisindedir…

Bunun için bir suçlu yok, kocaman bir toplum var bu zihniyetin arkasında. Güçlü olmayı kafaya takmış bir zihniyet; kadın kavramını, erkelerin hayatlarında yer alan ekstralar olarak gören bir zihniyet. Kadın dayak yiyor susuyor, kadın suiistimal ediliyor susuyor. Daha çocukken bile başlayabiliyor şansınıza, ama o güçlü baba için kızının suiistimal edilmesi utanç kaynağı oluyor. Bunu yapan adamı dava etmeyi bırak, şikâyet bile etmiyor. Çünkü babası kızının güçsüzlüğünden utanıyor. Kızının güçsüzlüğünün yanında güç olmayı düşünemiyor. Aynı üçüncü sayfa haberlerini süsleyen o genç kızlar gibi…

Defalarca yardım almak istiyorlar, kaçıyorlar, bir yere sığınmak, güvende olmak istiyorlar ama hiç kimse onları umursamıyor. Aileleri başlarından savıyor “kocandır alttan al diyor”, komşuları  dayak yerklerken sessizce işlerine devam ediyor. Karakola başvurdukların da ‘yetersiz neden’den’ dolayı kimse onlara bir koruma sağlamıyor. Kapının önünde, sokağın ortasında darp edilirlerken mahalleli yanından geçip gidiyor ‘karı koca arasına girilmez’ diye… Ve bir gün acı ölümü ile yüzleşiyorlar gazetelerin 3. sayfa haberlerinde.  Duyar kasan yazarlar, isimleri ve son hali diye küçük bir fotoğraf koyuyorlar; makalenin başına  kocaman puntolar ile ‘nefret cinayeti’ yazıyorlar… Yaşarken o kadar değer görmemiş hikayeleri için bütün yakınları ile tek tek konuşuyorlar. Arkandan “iyi kızdı” diyenler oluyor. Kocan, sevgilin, psikopat katilin her kimse onun için de “adam zaten manyaktı” diyorlar. Ama kimse “neden bu manyağın elinden bu kızı almamışlar” demiyor. Üçüncü sayfa haberlerini artık görmek istemiyoruz diyorlar ama hiçbir şey yapmadan sessizce yaşayıp gidiyorlar…

 

 

Hafize Irmak

Bizler Çaçalar satılmamak için sattık.

Bu bencillik değil hayatta kalma çabamız.

Çaça: Sokak kadını, kadın satan kadın.

Varolamadan yokoluşumuzun hikayesidir bu.

Sadece doğdum.

Bir yol istedim.

Kendi ışığımı kendim tutmaya bile razıyken bir kuşak bağladılar,

Önce inancımı sonra saygımı aldılar ve ben buradayım.

Ruhumu da kıyafetlerimle birlikte askıya asıyorum.

 

*** 

Adeta bir savaş bu. Kadın ve erkek arasında. Erkekler silahlı ve sürekli saldırıyor. Kadınlar hep yenilen, öldürülen tarafta. Hayal edin. Bir hiç uğruna öldürürken erkekler ve bir hiç uğruna ölen kadınlar Gülüyorlar sanki hiç ölmemiş gibi.

 Gülüyoruz. Oysa ölümümüz başından beri tasarlanmış

Gülüyoruz. Oysa çürüyüp kokuşmamız kaçınılmaz.

Gülüyoruz. Oysa yokoluşun eşiğindeyiz.

Bu akşam. Yarın değil öbür gün.

Dokuz bin yıl sonra. Her zaman.

Oysa gülüyoruz biz. Duyuyoruz öyle ve gülüyoruz. Yaşamımız, sevgimiz ve sevgili yaşanmış acılarımmız, dalga gibi, rüzgar gibi bir belirsizliği ve rastlantıyı içeriyor. anlıyor musun dediklerimi? Anlıyor musun ha?*

 

Grafik: Nur Özkaya

Editör: Nur Yılmaz

Referanslar

Kadın Argosru- Filiz Bingölçe

  • *Wolfgang Borchart (Ama Fareler Uyurlar Geceleyin) YKY
  •  Gülderen Depas  Şubat 2019, İZMİR. (Sanki hiç ölmemiş gibi)
  • Sergide emeği geçenler. Aysu Kılıç, Ahmet Caner Kuru, Sude Orkun, Alptekin Soy, Metehan Törer, Kerem Turhan, Hasan Doğan Yılmaz, Kemal Yıldız, Emre Yenisoy, Ayşenur Pekcan, Yiğit Toprak Sığar, Aybike Öz, Ayşegül Aksoy, Senem Aker Ensari,Hüseyin Erol, Lütfullah Genç,Gökhun Baltacı, Ege Balkıs, Zeynep Güney, Betül Bilge, Hafize Irmak,Derin Sevil Bodur, Onur İzci, Çağla Çağımda, Fatoş Dikenova, Füsun Kavalcı.
Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?