İnsan İçin Tasarım

Tasarım nedir? Tasarımların insanlar üzerindeki etkileri nelerdir?

| Şubat 2017


Tasarım nedir?

Tasarımların insanlar üzerindeki etkileri nelerdir? Bir tasarımcı olmak okullarda öğrenilebilir mi yoksa insan doğuştan mı tasarımcı olarak varolur? Bir tasarıma başarılı ya da başarısız diyebilmek için neler göz önünde bulundurulmalıdır? Tasarım kişiden kişiye değişebilir mi yoksa bir standardı var mıdır? Varsa bu standartlar nelerdir? Tasarım gerçekten insan hayatını kolaylaştırır mı yoksa insanların adapte olmasını mı sağlar?

Bu sorulara cevap verebilmek için öncelikle tasarımın ne demek olduğunu berraklaştırmamız gerekmektedir. Yaratıcı bir süreç, bir algı, zihinde biçimlendirme, oluşturma, kurma gibi anlamlara gelebilir. Aslında her şeyin başında bir “tasarım” oluşur. Üzerinde düşünülür, tartışılır, belki eskizleri, modelleri yapılır. Daha sonra ise karar alınır ve uygulanır. En basit şekliyle tasarım aslında böyledir diyebiliriz. Bu düşünme tarzı, bir şey ortaya çıkarma süreci ise gerek üniversitelerde gerekse tasarım okullarında aslında bir derece öğrenilebilir fakat öğrenilen şey tasarımın ne olduğu değil, bir tasarımın nasıl yapılabileceğidir. Kısacası aslında üniversitelerden öğretilen tasarımın gidiş yoludur tasarımın kendisi değildir. Tasarımın kendisi tasarımcıya aittir, kalıplaşmamıştır. Hatta artık onun imzası, karakteridir. Bu yüzdendir hiçbir tasarım birbirine benzeyemez. Her birinde farklı bir tat, farklı bir tecrübe, farklı bir zevk alır insan. Aynı tasarımcı benzer tasarımları ortaya koysa bile tasarım süreci tamamen farklı olabilir. Ortaya çıkan ürün farklı amaçlara hizmet edebilir hatta birbirinden çok farklı gözüken tasarımlar aynı amaç için ortaya çıkmış olabilir.
Tasarımda bir başarı ya da başarısızlıktan söz etmek çok mümkün değildir. Her tasarım farklı bir kitleye farklı bir amaçla hizmet eder. Bundan dolayı, her kitleyi tek bir tasarımla mutlu etmek olası değildir fakat tasarım için belli başlı kurallar vardır. Bir okulda tasarım üzerinde bir bölüm okumanın artısı da budur. Bu kurallar çerçevesinde tasarımlar çok değişkenlik gösterebilir. Bu yüzden bir tasarım başarılıdır ya da başarısızdır diye bir kalıp oluşturulamaz. Örneğin, bir yerde gördüğünüz ve uygulamak istediğiniz tasarım sizin öngördüğünüz yerde verimli olmayabilir. Bu da daha önce “başarılı” olarak nitelendirilen tasarımın, başka bir yerde “başarısız” olarak damgalanmasını sağlar. Bu durum ise tasarımın cilvesidir. Tasarımdan bir parçayı kopartıp yerine başka bir şey koyamazsınız. Koyarsanız da o eksik bir tasarımdır.

Tasarımın temeline baktığımızda aslında belli bir sorunu çözmek üzerine odaklanmıştır. Bu yüzdendir ki her bir tasarım insanı direk ya da dolaylı olarak etkilemektedir. Bir tasarım insanı estetik olarak etkileyebilir, onu mutlu ya da mutsuz edebilir. Kullanış açısından rahat ettirtebilir ya da onu fiziksel olarak zorlayabilir. Aslında bunun örneklerine günlük hayatımızda yeterince çok rastlarken tasarımın insan üzerinde ki etkisini yadırgıyoruz. Bunun en basit örneği ise üniversitemizde görmek mümkündür. Aslında üniversitemiz yapılırken belli bir tasarım ile ortaya konulmuş, binalar buna göre konumlandırılmıştır fakat zaman ilerleyip nüfus arttıkça tasarımdaki eksiklikler göze çarpmış ve temelinden kaymıştır. Her gün bir derslikten öbürüne koşarken kullandığımız yol, soluk alabilmek için oturduğumuz banklar, sınıflardaki sıraların şekli ve sıralanışı, pencerelerin konumu, yemek yediğimiz yerlerdeki ses sorunları, ışığın etkisi, yolda giderken düşmemiz bile aslında tasarıma, belki de tasarımdaki noksanlıklara bağlıdır. Şimdi abartı gibi gözükebilir bu dediklerim ama aslında doğrudur. Bildiğiniz gibi kütüphaneden FF Binası’na doğru çıkarken sürekli yol ikiye ayrılır. Her seferinde acaba hangisini seçsem diye düşünürsünüz. Fen Fakültesi’nin önündeki havuza gelene kadar en az 3-4 seçeneğiniz vardır. B Binasının önünden geçip havuzun çevresinden dolaşmak, rampalı yolu kullanmak, merdivenler kullanarak kalabalıkla birlikte yürümek ya da tenha ama biraz uzun olan yolları tercih etmek. Havuzun oraya geldikten sonra ise bu sefer yine birkaç soru takılır aklınıza ve ulaşmak istediğiniz yere kadar bir sürü seçenek dönüp durur. Sırf bir tarafta yürürken bile tercih ettiğiniz yer farklıdır aslında. Özellikle topuklu giyen arkadaşlarım çok iyi anlar bu konuda beni. Arnavut kaldırımlarda yürüyüp dengeyi kaybetmek yerine o bir adımın ancak sığabildiği düz taşları tercih ederiz genellikle. Topuklu ayakkabımız olsun olmasın oradan oraya koşarken aman ayağım takılmasın diye düşünürüz. Elbet o küçük taşlardan biri diğerinin üstündedir ve “düz yolda bile” doğru yürüyemeyiz. Öğle yemeği gelir. Hava güzelse FF merdivenleri birçok kişinin tercihi olur. Bazıları rahat eder, bazıları edemez. Şanslı olanlar düz zeminde oturur, altına bir mont koyar, bazıları ise aşınmış merdiven köşesinde kalır. (Buna belki de tasarımdaki eksiklik diyemeyiz, sonuçta orasının amacı sadece merdivendi.) Ama eğer merdiven değil de Speed ya da Kıraç’ta oturmayı tercih ederseniz o zaman durum biraz daha karmaşık. Önce sıraya girersiniz. Yemeğinizi alıp arkanızı döndüğünüz anda ortalığı karman çorman görürsünüz. Genellikle en sona kalan masalar en köşelerdekilerdir. Hani şu “L” şeklinde olanlar. Acı çekerek oturduklarımızdan bahsediyorum tabi ki. Önce iki kişi geçer, sonra iki kişi daha. Artık L şeklindeki masanın bir tarafı kapanmıştır ve iç tarafı kalmıştır. Asıl sorun da orası olur. Oraya bir kişi otursa karşısında iki kişiye bakabilir, kalan iki kişiyle iletişim kuramaz. Bir de o kadar köşeli bir yere oturur ki tepsisini koyacak yer bulamaz. İki kişi oturmayı seçse bu sefer L’nin dışında oturan ikililer sadece tek kişiyi görür. İç tarafta oturanlar birbirlerini göremez. Öbür taraflara oturmaya kalksanız genelde pencere kenarlarında rahat gibi gözüken (!) koltukları tercih edersiniz ama nereye oturacağınıza karar veremezsiniz. Bu seferde ya aşçının şapkasına bakıp duracaksınız ya da fitness salonunda spor yapanlara. Pencereye dönseniz direk ışık gözünüzü alır; dönmeseniz, pencere açıldığında size çarpar, soğuk olur. Kısacası bol sorunlu alanlar buralar diyebiliriz. Koltukların kumaşından, rahatlıklarından, renklerinden, aydınlatmadan ve bunun gibi birçok tasarım harikasından (!) tabi ki de bu yazımda bahsedemeyeceğim.


Kısacası sadece üniversitemizde bile aslında tasarımın ne kadar önemli olduğunu görmüş olduk ama size birkaç basit örnek daha vermek istiyorum. Fabel Castell yıllar önce ilkokul öğrencileri üzerinde bir araştırma yaptı. Kalem bu ne yapılabilir diye düşünebilirsiniz ama tasarımın güzelliği de burada işte. Yazımın başında da belirttiğim gibi kalemden tutun devasa binalara kadar her yerde tasarımdan söz etmek mümkün. Yaptığı araştırmaya göre öğrenciler kalemi tutarken rahatsızlık çektiklerini gördüler. El kaslarının yeterince iyi olmaması sonucu kalem tutmalarının ağrılara ve kramplara sebep olabileceği öne sürüldü. Böylece klasik sarı kalemleri nasıl değiştirebiliriz diye düşünmeye başladılar. Yani tasarımın odak noktası olarak tasarımın şeklini değil, insanı göz önünde bulundurdular ve dünyada yeni bir akım yaratacak yeni kalemi piyasaya sürdüler. İnsanların el hareketlerini inceleyip gerekli araştırmaları yaparak kalemin kerestesini artık beşgen şeklinde ya da yuvarlak olarak değil üçgen şeklinde yapmaya karar verdiler. Bu sayede insanlar yazarken parmaklar arasındaki koordinasyonu daha rahat kurup daha uzun zaman herhangi bir acı olmadan yazı yazabileceklerdi. Aynı zamanda ortopedi açısından da nasıl geliştirebiliriz diye düşünürken kalemlerin üzerine siyah noktalar ve süngerimsi malzemeler eklemeye karar verdiler. Bu sadece kalemi tutarken herhangi bir kayma olma ihtimalini azaltıp sürtünmeyi arttırdılar. Görüldüğü gibi sadece bir kalemin tasarımından bile insanların hayatının nasıl etkilendiğini anlamak mümkündür. Bu yüzdendir ki insan için tasarım günümüzde kat be kat önem kazandı.

Bir başka örneğe gelelim. El yıkamak günlük olarak yaptığımız bir tecrübe. Oturup bunu düşünmek tabi ki biraz delice ama insan farklı şekillerde görünce sorgulamadan edemiyor. Gittiğim yerlerde lavaboların bataryalarını inceleyen, mermerinin kalınlığını, lavabonun genişliğini, suyun sıçramasını düşünüp duruyorum. Artık birçok yerde sensörlü lavabolar var. Elinizi altına uzattığınızda su akıyor hiçbir yere dokunmadan ellerinizi yıkabiliyorsunuz fakat eskiden böyle bir durum söz konusu değildi. Babaannelerimizin, anneannelerimizin evindeki döndürmeli bataryaları hatırlarsınız belki. Döndürüp önce sıcağı açardınız çok sıcak gelince su biraz soğuğa çevirirdiniz. Elininiz yanmasın ya da donmasın diye dikkat etmekten belki de adam akıllı el bile yıkayamazdınız. Aslında bu döndürmeli olanların rahatsız edici oldukları çok sonra anlaşılmış. Sorun sadece rahatsız edici olması veya hijyen değilmiş tabi ki. Yaşlı insanların belli bir yerden zamandan sonra motor becerilerini kaybetmeleri sonucu bataryaları döndürememeleri de onları baya zorlamış ve sonucunda yeni bir tasarım ihtiyacı duyulmuş. (Burçak Hocam’a gerekli akademik bilgiyi verdiği için teşekkürlerimi sunuyorum.)Parmaklarını kullanmak yerine el bileklerindeki daha güçlü olan kemikten yararlanarak suyu açmaları sağlanmış ve basit sağ-sol hareketi yaparak sıcak ve soğuk suyu ayarlamaları sağlanmıştır. Bu sayede parmak yapıları ne kadar güçsüz olsa da bilek hareketiyle rahatça kullanmaları sağlanmıştır. Aynı zamanda parmakların kullanılmaması hijyen için daha kullanışlı olmuştur çünkü mikropların en çok olduğu yerler nemli mekanlar, kapı kolları, duvar dipleridir.

Tasarım sadece tasarımcı için önemli değildir. Tasarımcı elbette ki kendi karakterini o tasarımla insanlara rahatça aktarabilir. Bir tasarımcının dilinden anlamak bu yüzden zordur fakat bir tasarımcı da hedef kitlesini iyi düşünmek durumundadır. Nitekim insanları düşünerek, olası sorunları daha en başından çözmek o tasarımı diğerlerine göre öne çıkartır. İnsan odaklı olmalıdır ve en başından düşünülmelidir ki o tasarım gerçekten amacına hizmet edebilsin.

Tasarım her şeyiyle bir bütündür ve unutulmamalıdır ki bu bütünün bir parçası da insandır.

Kaynakça
Joseph Giacomin (2014) What Is Human Centred Design?, The Design Journal, 17:4, 606-623

Tasarım Nedir?

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?