İlham Uzantıları

Kendi ilhamıma yolculuk

| Nisan 2017


 

İlham nereden gelir? Bu konuyu çok düşünüp hiç kesin bir cevap bulamayanlara… İlham derken; aslında hepimizde hemen hemen var belli bir seviyede. Sanatsal açıdan bazı şeylerin nasıl olması gerektiğini biraz dolu olup, hayatında birkaç renkli kare görmüş tüm tecrübeli insanlar bilebilir. Bazı şeyler derken, herkesin kendi içtenliğine hitap eden estetik duygulardan bahsediyorum. Ancak olay bu kişisel estetik algıları toplumsal bir boyuta taşımakta yatıyor. İlhamın kelime anlamını araştırdığımda sözlükte karşıma ‘esin’ anlamının yanında ‘içe doğma’ ve ‘peygamberin gönlüne gelen ilahi düşünceler’ anlamları çıktı (nedirnedemek.com).

 

Sanat anlamı dışında, daha genel bir anlama taşırsak ‘ilham’ kavramını, insanlar tarih boyunca bir şeyi nasıl yapmaları gerektiği konusunda ilham ararken içgüdülerine güvenmişlerdir. Bunu aslında şu anda da yapıyoruz; ölçme tartma, durumları analiz edip, en olağan sonucu çıkarıp ona göre hareket etme olarak da değerlendirebiliriz. Gelecekte de 2017 yılına bakıp bazı sorunları nasıl çözmeye çalıştığımızı görecekler. Bir takım olaylara hangi duygularımızla tepki verdiğimize ve nasıl davrandığımıza bakacaklar. Mesela biz de geçmişte insanlığın şu an bize basit gelen şeylere nasıl abartılı tepkiler verdiklerini inceliyoruz. Fırtına çıkıp yağmur yağmasının çok primitif bir şekilde ‘kendilerine kızmakta olan Tanrılar tarafından çıkarıldığına’ inanan ilk insanlara baktığımızda gördüğümüz şey insanların henüz bilimsel olarak açıklama getiremedikleri için, ilahi bir varlığın yağmuru yarattığına inanmaları. (Tanyu, Türklerde Taşla İlgili İnançlar). Bu düşünceye nereden varıyorlar? İçten bir inanış mı yoksa bunun için kanıtları var mıydı? Mantıklı bir kanıt olması için burada belli bir sebep-sonuç ilişkisine ihtiyaç var. Zaten insan belli bir şeye inanmak istediğinde o mantıklı kanıtı hep bulmaz mı?

 

İlham, yani esin kaynağının hayatımızda kullanım alanı büyük. Girişte bahsettiğim gibi estetik algılar da olabilir, herhangi bir şeyin nasıl olduğuna dair mantık yürütmek de. Belki bunun eğitimi alınırsa, yani neyin nasıl olduğu bir bölüm sınırları içerisinde kesin ve açık bir şekilde öğrenilirse, insanlara belirli bir seviyede ilhamlarını nasıl kullanacakları öğretilmiş olur.

 

Mimarlığa ilk başladığımda, içimde büyük bir ilham kaynağı olduğuna inanıyordum. Nereden geldiğini bilmesem de, sadece içimde estetik olarak iç açıcı şeylere karşı olan bir algı olduğunu düşünüyordum. Neyin güzel olup neyin olmadığını ayırt etmek de diyebiliriz. Birinci sınıfta ‘Temel Tasarım’ isimli bir stüdyo dersimiz olacağını öğrendiğimde çok mutlu oldum. Klasik bir amfi dersinden farklı olacaktı. Aynı fakülteden bu yazıyı okuyanlar varsa, birazdan bahsedeceklerimi bizzat yaşamışlardır, belki de benim kadar ekstrasını yaşamadıkları için kendilerini şanslı hissetmeliler… İlk vize, F. İlk projelerin hepsi; hüsran. Sürekli hocalarımdan ince bir alay hissetme. Elde kalan ‘ben yeteneksiz miyim?’ sorusu ve boğuşmalar. Daha birinci sınıftan kimsenin bir eğitimi olamazdı, yapan nasıl yapıyordu? Sonra bir süreliğine kendimi arka koltuğa çektim. Bir şeyleri iyi yapabildiğimi iddaa etmeden önce diğer insanların nasıl yaptıklarını izlemeye koyuldum. Galiba sonuç odaklı doğru soruları sormasını öğreniyorlardı. O an içime anlamamaktan doğan bir ilham geldi. Doğru soruları yönlendirmeyi öğrenmeliydim. Mesela, tasarlanmamız istenen proje kimler içindi? Amaç neydi? Fonksiyonlar binaya nasıl bir şekil veriyordu veya şekil üzerindeki özgürlüğüm sandığım kadar çok değil miydi?

 

Bir dönem hırslanıp çok çalıştım. Mimarlık hakkında farklı dallardan bir çok şeyi öğrenirsem, bu konu üzerinde beslenip daha mantıklı cevaplara ulaşabileceğimi düşünüyordum. İkinci sınıfta toplu bir konut projesi yapıyorduk. İnsanların bazı durumlarda ne gibi şeyler isteyebileceklerini düşünmeye başladım. Mesela, yoğun geçen bir günden sonra eve yorgun gelen insanlar, dinlenip rahatlayabilecekleri geniş ve ferah mekanlar isterler herhalde, dedim kendi kendime. Buna uygun genişlikte bir oturma odası tasarlamaya çalıştım ve de içeriye daha çok güneş ışığı aldığı için insanların psikolojik rahatlama yaşayabileceği geniş camlı yatak odaları. Bütün fonksiyonların yerine oturduğunu düşündükten sonra da kendi tarzımla maketi süslemeye koyuldum. Hem evi kullanacak olan insanlara hem de bana mantıklı yolu göstermeye çalışan hocalara istediklerini verdikten sonra kendi istediğim şekilde evin ve sitenin formunu değiştirebileceğimi düşündüm. Çevreyi estetik algılara göre uydurmaya çalıştım. Jüri günü geldiğinde projemden çok emindim. Projemin gerçekten de değişik, soyut bir tarzı vardı. O anın verdiği uykusuzluk mu yoksa kendi istediğim olsun diye tutturmam mı bilemeyeceğim ama sanırım projeme objektif bir estetik algısıyla yaklaşmaktan çok uzaklaşmıştım. Jüriye çıktığımda maketimin fazlasıyla soyut olduğunu söylediler. Ben de içimden “Tamam. Bu kötü bir şey mi ki?” dedim kendi kendime. Fonksiyonu yerinde olduktan sonra önemli miydi ki? Bir süre konuştuktan sonra biraz negatif duyumlar alıp jüriden indim. Sinirim çok bozulmuştu çünkü çok büyük beklentilerim vardı. Notlar açıklandığında aldığım düşük notu gördüğümde stüdyo hocamla konuşmak istedim. Hocanın yanına gittiğimde bana maketimdeki dikkat çekici soyut öğelerin, insanların evin fonksiyonunu okumasını zorlaştırdığını bu yüzden de o kısma çok dikkat etmediklerini söyledi. Yani kimse onlara karmaşık veya da saçma gelen bir şeyi okumak zorunda değildi. Gerçek hayatta da düşünülünce öyle olabilir. Yeni ve çok komplike bir yapının yanından geçtiğinizi düşünün. İlk başta “Aa ne ilginç bir tasarım” deyip incelemeye koyulabilirsiniz ancak sonuçsuz çıkan birkaç detaydan sonra sıkılıp incelemeyi bırakabilirsiniz. Bunu öğrendikten sonra daha yüksek notlar almaya başladım…

 

Detayların bile bir amacı olması gerektiğini düşündüm. Birkaç kapristen öte… Peki, amaçsız detay niye memnun etmez insanı? O zaman sanırım burada bize yön verecek daha doğru bir soruyu sormamız gerekiyor; İnsan nedir, ne ister? Bu sorunun binlerce yıl önceki; insan sığınmak ister, hayatta kalmak ister, cevaplarındansa artık değişen; insan yaşarken keyif almak ister, verimli yaşamak ister, cevapları mevcut, çağın bir yansıması olarak. Dekorasyon veya süsler insanlara keyif vermek dışında ne amaçla kullanılır? Bilinçaltı mesajlar da olabilir. Bir insanın evine gittiğinizde yurtdışından alınmış bir süs eşyası, onu tasarlayan insan için ülkesini düşündükçe kendine gelen ilham kaynağıyla veya kültürel dışavurumun sembolik kullanımlarıyla tasarladığı basit bir objeyken, ev sahibi olan insan için yurtdışına çıktığını, evini ziyaret eden insanlara gösterdiği veya kendine orada geçirdiği güzel anıları hatırlatmaya yarayan bir obje olabiliyor. Ancak evine süs eşyası alacak olan turist de öyle gidip her eşyayı seçmiyor, onun estetik algılarına en çok hitap eden, en güzel bulduğu objeyi seçiyor. O tasarımın fonksiyonu da form olarak güzel durması ve başka bir ülkenin kültürünü yansıtması.

İspanya’dan alınan bir süs eşyası.

 

Her şey bir ilham sonucu var oluyor diyebilir miyiz, yoksa yapılması gereken şeyler ilhamın gidişatını belirleyebilir mi? Yani ilham eğer cidden içimizde var olan bir şeyse bizim kendi öznel tarzımızı sonuna kadar yansıtması gerekiyor mu?. Kendimizinkinin dışında başka bakış açılarına hitap eden işlere de yetebilecek fonksiyonlara ulaşabiliriz doğru eğitimle. Bunun çok iyi veya çok kötü bir şey olduğunu savunmadan önce, yaptığımız her işe zaten kendimizden biraz kattığımızı düşünüyorum. Her türlü oluyor bu. Bunların bağıra bağıra olması gerekmiyor. Bir projenin araştırma süreci olsun, ilhamın gelmesi için ortamı hazırlama veya ilhamın gelmesini bekleme süreci, tasarım süreci, tasarımdan sonraki sunum sürecine kadar zaten her şeyde biraz kendimizi gerçekleştiriyoruz çünkü bunları yapan biziz. Tasarım zaten bizim içsel sorgulamalarımızla öğrendiklerimizi birleştirerek yaptığımız bir şey.

 

İleride, öğrencilik hayatımız bittiğinde tasarımlarımızı sokakta yürürken görebilecek miyiz? O zaman şehrin siluetinden ayrılan, kendini farklılığıyla belli eden binalar olabilecek mi tasarımlarımız, yoksa şehrin bina akışı içinde kaybolup, sadece o binanın mimarının bakınca anlayabileceği anlamlara sahip detaylar mı olacak? Kim bilir. Ancak şuan eski Gotik, Barok ve Rokoko mimarilerine baktığımızda gördüğümüz detaylar ne bu akımın belli başlı dışavurumcu özellikleri olmadan olabilirmiş ne de mimarın belli başlı, buna yönelik olan tasarımları olmadan.

 

KAYNAKÇA

 

 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?