İlham Kaynağım: Dans

My Inspiration: Dance

| Nisan 2019


İnsanların nasıl hareket ettiği değil, insanları neyin hareket ettirdiği benim için önemlidir. – Pina Bausch

I am not interested in how people move; I’m interested in what makes them move. – Pina Bausch

 

Ünlü koreograf bunu her ne kadar dans edenler için demiş olsa da, mimarların da bazen kalemlerini dans ettirdiklerini unutmamak gerekir. Dans etmek için bir amaç gerekir. Peki ya dans etmek kendi başına bir amaç haline gelemez mi?

Although famous choreographer has said this for dancers, it should be kept in mind that sometimes it is architects who make their pens dance. People need a purpose to dance, but can’t dance become a purpose in itself?

 

İşte tam bu noktada size dansın mimari yapılar için nasıl bir ilham kaynağı olabileceğini göstereceğim ama önce dans ve mimarlığın ilişkisini biraz daha anlatmalıyım.

At this point, I’ll show you some examples of how dance can be a source of inspiration for architectural structures. But first, I need to tell a little more about the relationship between dance and architecture.

 

Dans hareketlerden oluşur ve insan vücudunun denge kapasitesi düşünüldüğünde hareket zaten kendi başına yaşayan bir mimarlıktır. Mimarlık insan hareketleri doğrultusunda ve boşluktaki şekilleri takip ederek oluşturulan bir sanattır. Dans ise hareket eden mimarlık olarak görülebilir. Örneğin bir koreografi oluştururken hareketleri belli istekler doğrultusunda inşa etmeye başlarız. Yani anlaşılacağı üzere hem dansta hem de mimarlıkta hareket olgusu ortaktır.

Dance is composed of movements and considering the balance capacity of the human body, the movement is an architecture that lives on its own. Architecture is an art created in accordance with human movements and by following the shapes in the void. Dance can be seen as moving architecture. For example, when we create a choreography, in accordance with certain demands, we begin to build movements. So as it can be understood, both in dance and architecture, movement phenomenon is common.

 

Dans ve mimarlık düşünülenden çok daha fazla ortak noktaya sahip ki… Mesela iki disiplin de boşluktaki alanı doldurmakla ilgilenmekte. Bir dansçı için koreografi, boşlukta yazı yazmak gibi uzaysal boyutları somutlaştırılmış hareketlerle ve mimiklerle gözler önüne sermektir. Bir mimar için ise boşluk, formların belirdiği ve çevresinin inşa edildiği bir ortamdır. İkisi için de ilk deneyimlediğimiz boşluk, vücudun oluşturduğu boşluktur ama hem mimarlık çizimlerinde hem de koreografi oluşturmada bir sonraki adımların birleşmesi ile anlamlı bütünün oluşması ortaktır. Kümesel anlatacak olursak mimarlık kümesinin ve dans kümesinin kesişiminde insan, beden, hareket, mekân ve tasarım yer almaktadır.

Dance and architecture have so much in common than know… Two disciplines, for example, are both interested in filling the space. For a dancer, the choreography is to reveal spatial dimensions as if writing in space through embodied movements and gestures. For an architect, space is an environment where forms appear and the environment around is built. The first space we experience for both is the void formed by the body. However, the formation of a expressive complete by combining the following steps is common in both architectural drawings and choreography creation. In terms of clustering, the intersection of architecture set and dance set includes the human, body, movement, space and design.

 

Mimarlıkta dansın ele alınması demek tasarımcının katı formlar yerine daha esnek, daha sayısal, daha dinamik formları tercih etmesi, böylelikle mekânı kurgulayış şeklini değiştirmesini sağlamak demek. İşte alışılagelmiş formlardan uzaklaşarak danstan ilham almayı başarabilen mimarların bazı örnekleri…

Considering the dance in architecture means that the designer prefers more flexible, more quantitative, more dynamic forms instead of solid forms, so that changing the way of defining the space. Here are some examples of architects who are able to take inspiration from dance by moving away from the usual forms…

 

Dans Eden Ev, Prag, Çek Cumhuriyeti / Dancing House, Prague, Czech Republic

Fred ve Ginder dansını sergiliyor.

Fred and Ginder are showing their dance.

Dans eden ev, Çek Cumhuriyeti Prag’da yer almakta ve bölgede yaygın olarak bulunan Barok, Gotik ve Art Nouveau binaları arasında “Yeni Barok” tarzı olarak bilinmektedir. Ayrıca dansçı Fred Astaire ve Ginder Rogers’dan ilham alınarak tasarlandığı ve dans eden iki partneri simgelediği için “Fred ve Ginder” olarak da adlandırılmaktadır.

The dancing house is located in Prague, Czech Republic and is known as the “New Baroque” style among the Baroque, Gothic and Art Nouveau buildings that are common in the region. It is also called as “Fred and Ginder” because it is designed with the inspiration taken from the dancers Fred Astaire and Ginder Rogers and symbolizing two dancing partners.

 

Mimar Vlado Milunic ve binaları insanlaştırmasıyla tanınan Frank Gehry tarafından 1992’de nehir kıyısındaki bir alana tasarlanarak tam 4 yılda inşa edilmiş olup Prag’ın merkezindeki üç tarihi yerlerden birinde iki caddenin kesişiminde konumlandırılmış. Mevcut kentsel çevreye uyum sağlayacak bir diyaloğa sahip olan bu bina, iki kule olarak görsel açıdan şehirde bir odak noktası olması amaçlanarak tasarlanmıştır. Kulelerden biri hacimsel olarak çok büyük ve silindir iken diğeri ise ince uzun bir cam olarak kendini göstermektedir.

Designed by Frank Gehry, who was known for his style of humanization of buildings, and by architect Vlado Milunic in 1992, on an area in shores. The Dancing House was built in 4 years and positioned at the intersection of two streets in one of three historic sites in the center of Prague. This building, which has a dialogue that adapts to the existing urban environment, has been designed as two towers with the aim of being a visual focal point in the city. One of the towers is large in volume and cylindrical, while the other is a thin, tall glass.

 

Yapı bakımından kulelerin taşınabilmesi için çok sayıda heykelsi kolonlar kullanılmış olup cam kulenin cephesi çelik taşıyıcılara sahip çift katmanlı camdan oluşmaktadır. Cam kule, pencere ve bantları kendi eksenlerinden kaydırılarak oluşturulmuş ve nehre bakan ana cephe ile bütünleşerek zengin dokusuyla dikkat çekici olmayı başarmıştır.

In order for building to carry the towers structurally, many sculptural columns are used and the glass tower’s facade consists of double layer glass with steel carriers. Glass tower is created by shifting windows and straps from their own axes and succeeded to be remarkable with its rich texture that is integrated with the main facade facing the river.

 

Binada erkek güçlü ve egemen bir biçim olarak kadın ise zarif ve dinamik bir biçim olarak tasvir edilmiştir. İki kule arasındaki farklılıklar kadın ve erkek anlayışındaki zıtlıkları ve bu zıtlıkların mekânsal yansımalarını net bir şekilde göstermektedir.

In the building, the male is portrayed as a strong and dominant form, while the woman is portrayed as an elegant and dynamic form. The differences between the two towers clearly show the contradictions in the understanding of men and women and the spatial reflections of these opposites.

 

Yazardan özel bir not: Henüz önünde uçan tekme atarak bir fotoğraf çekmediyseniz bunu için Prag’a gitmenin tam sırası.

A special note from the author: If you haven’t taken a photo of you having a flying kick in front of the Dancing House yet, it’s time for you to go to Prague.

 

XI, BIG, New York, Amerika Birleşik Devletleri / XI, BIG, New York, United States

İçlerinde konut ve otel barındıran bu iki kulenin özelliği birbirleri etrafında dans ediyormuşçasına bükülerek Hudson Nehri manzarasının tadını çıkarmayı her açıdan mümkün kılabilmeleridir.

The special feature of these two towers that includes houses and hotels is that they make enjoying the view of the Hudson River from all angles possible as they twist around each other as if they are dancing. 

 

Amerikan Bakır Binaları, Shop, New York, Amerika Birleşik Devletleri / American Copper Buildings, Shop, New York, United States

2017’de Shop Mimarlık öncülüğünde tamamlanan Amerikan Bakır Binaları, Queens-Midtown Tüneli’nin girişine yakın, Doğu Nehri’nin Manhattan tarafına oturuyor. Her iki apartman da yarıya kadar bükülen bir tasarımla hayata geçirilmiş. Bir dans figürünü andıran duruşa sahip olan binalar birbirleriyle bir takas halinde kilitlendikleri izlenimini verebiliyorlar. Tıpkı iki partnerin Latin dansta birbirlerine sıkıca kenetlenmeleri gibi…

Completed in 2017 under the leadership of Shop Architecture, the American Copper Buildings sit on the Manhattan side of the East River near the entrance to the Queens-Midtown tunnel. Both apartments were built with a half-folded design. Buildings that have a stance that resembles a dance figure can give the impression that they are locked in a trade with one another. Just as two partners who are firmly tied to each other in Latin dance…

 

Dans Kuleleri Daniel Libeskind, Seul, Güney Kore / Dance Towers Daniel Libeskind, Seoul, South Korea

Henüz gerçekleşmemiş olmasına rağmen, Studio Libeskind, 2012’de Seul yakınlarındaki büyük bir iş bölgesi gelişimi için bu gökdelen üçlüsünü planladı. Bir podyumda birbirine yakın yerleştirilmiş düzgün vücutlu cam formları, geleneksel Koreli Seung-Moo dansçıları tarafından giyilen kostümlerin kılıflarına dayanıyor.

Although not yet realized, Studio Libeskind planned this skyscraper trio for a large business district development near Seoul in 2012. The curvaceous glass forms placed close to each other on a podium are based on the sheaths of costumes worn by traditional Korean Seung-Moo dancers.

 

Dans Kuleleri Zaha Hadid, Dubai, Birleşik Arap Emirlikleri / Dance Towers Zaha Hadid, Dubai, United Arab Emirates

Zaha Hadid 2007’de bir proje için bir dizi “dans eden kuleleri” önerdi. Eğik dikey çizgilerle vurgulanan metalik cepheleri eğilip bükülerek üç binanın farklı noktalarda birbirine değmesine ve hareket halindeyken donmuş gibi görünmesine olanak sağlamıştır. Dansın son pozu olarak da düşünülebilir aslında…

In 2007, Zaha Hadid proposed a series of “dancing towers” for a project. Tilting and twisting the metallic facades highlighted by skewed vertical lines which allowed three buildings to touch each other at different points and to appear frozen on the move. In fact, it can be considered as the last pose of a dance…

 

Lyon Satolas Havaalanı / Lyon–Saint-Exupéry Airport

1989 Calatrava tasarımlı ve ilk olarak dans eden erkek yapı eskizleri ile planları yapılmış bir binadır. Binanın dış cephesi kanatlarını açmış uçmaya hazırlanan bir kuşu andırmaktadır. Yani insanların ilk bakışta düşündüğü ve binayı benzettiği figür böyle fakat Calatrava tasarımı yaparken bir kuşu hiç düşünmediğini belirtmiş. Daha çok insan gözünden veya insan vücudundan ilham alarak tasarlamış. Genel bakıştaki hissettirdiklerinin yanında binanın simetrik V şeklindeki tasarımı ve malzemelerin belli bir ritimde kullanılması ülke için heyecan verici bir ana kapı haline gelmeyi başarmasındaki diğer etkilerden sanırım. Hem de dans edebiliyor işte, daha ne olsun?

In 1989, Calatrava designed the building and planned first with sketches of dancing man’s structure . The exterior of the building resembles a bird that has opened its wings and is ready to fly. In other words, it is the figure that people think at first glance, but he specified he never thought of a bird while designing. He was more inspired by the human eye or the human body. Along with how it feels when first seen, the symmetrical V-shaped design of the building as well as the use of materials in a certain rhythm are the main effects of turning the building into a exciting main gate for the country. Besides, it can dance, what more can there be?

 

İlham almanın asla sınırı yoktur. Hele ki ilham aldığı disiplinle -dans- aynı dili konuşuyorsa başka bir disiplin -mimarlık-, bu ikilinin birleşmesinin sonucu sanat eseri olarak adlandırılmaktan kurtulamaz. Dans ilham aldığı kadar çevresinden, ilham da verebilir. Örneklerden görüleceği üzere, birçok tasarımcıya farklı açılardan her daim ilham vermeyi de zaten başarabilmiş. Sonuç olarak asıl dikkat edilen olgu hareket kavramıdır ve bu hareketin bir boşlukta nasıl tanımlanması gerektiğine karar verilebilmektir. Dansçının oluşturduğu hareket mimarlıkta formu da belirleyebilir, dolaşımı da. Harekete geçirecek ilhamı aldıktan sonra o kalemin nasıl hareket edeceğinin pek bir önemi de kalmaz aslında. Harekete geçilmiştir sonuçta…

There is no border for inspiration. If a discipline speaks the same language as the discipline it is inspired by, the end result of these two cannot avoid being called a work of art. As much as dance gets inspiration from the surrounding, it can give even more. As can be seen from the examples, it has already been able to inspire many designers from different angles. Eventually, the main consideration is the concept of motion and to decide how to define this movement in a space. The movement created by the dancer can determine not only the form in architecture but also the circulation. After taking inspiration to act, it doesn’t matter how you move. It has already started anyway…

 

KAYNAKÇA/REFERENCES

Howarth, Dan, and Dan Howarth. “Five ‘Dancing’ Architecture Projects That Command an Audience.” Dezeen, 3 May 2018, www.dezeen.com/2018/05/03/dancing-buildings-architecture-roundup-big-frank-gehry-zaha-hadid-daniel-libeskind-shop/.

Kırkan, Sinem. Dans Hareketi Verilerinin Sayısal Ortamda Forma Dönüştürülmesi. 2015.

Laban, Rudolf von. Choreutics. Edited by Lisa Ullmann, Macdonald & Evans, 1966.

Yazıcı, Nazlıcan. “Binaları İnsanlaştıran Mimar: Frank Gehry.” Arsız Sanat, 20 May 2017, arsizsanat.com

Zeytün, Betül Uç. “Mimari Tasarımda Biyomorfik Yaklaşımlar.” Yakındoğu Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Kas. 2014, docs.neu.edu.tr/library/6342673372.pdf.

 

Grafiker/ Graphic Designer: Şule Dilara Kipel

Çevirmen/ Translator: Asena Erbaşı

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?