IAED 30.Yıl

Onur Özkaya Röportajı

| Kasım 2017


1987 yılında kurulan Bilkent Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı bölümü 2017 yılının ekim ayında bölümün 30.yıl etkinliklerine ev sahipliği yaptı. Başta Tijen Sonkan Türkkan olmak üzere öğretim üyelerinin katkılarıyla gerçekleştirilen üç günlük programa sektörden oldukça değerli isimler konuşmacı olarak katıldı. Pafta ailesi olarak sizler için bu isimlerle röportaj yaptık.

Onur Özkaya:

Bilkent IAED(2006) ve Architectural Association Londra’da(2008) akademik eğitimini tamamladı. Eğitiminin ardından 2 sene Foster+Partners (Londra) farklı ölçeklerde projelerde çalışarak; dijital üretim, fabrikasyon ve endüstriyel tasarım üzerinde uzmanlaşmıştır. Uluslararası tasarım yarışmalarında ödül kazanan mimari ve mobilya tasarım projeleri, Japonya, İtalya, Yunanistan, Güney Kore ve İngiltere’de çeşitli sergilerde ve yayınlarda yer aldı. 2011 yılından itibaren İngiltere’de farklı eğitim kurumlarında aktif olarak ders vermekte, kendi stüdyosu altında mimarlık, iç mekan, mobilya ve endüstriyel ürünler gibi alanlarda proje ve tasarım araştırmalarını sürdürmektedir.

 

  1. İç mimarlık bölümüne isteyerek/araştırarak mı girdiniz?

Hem isteyerek hem yarı araştırma yaparak. Ben 2000 yılında Ankara’da başka bir üniversitede inşaat mühendisliğini kazandım. Ankara’ya kayıt için geldiğimde yaz tatilinde, şans eseri birkaç tane arkadaşım hem Bilkent iç mimari yetenek sınavına hazırlanıyordu, hem de iç mimariden yaz okulunda ders alıyorlardı. Bir gün kampüsü ziyaret ettiğimde, yaptıkları model ve çizimleri görünce (detay ve teknik çizim) direkt kararımı değiştirdim ve yetenek sınavı için kayıt oldum son gün. Yetenek sınavından sonra sonuçlar açıklandı ve bolüme kayıt hakkı kazandığımı duyunca inşaat mühendisliği bölüm kaydımı sildirip, direkt Bilkent iç mimarlık bölümüne kayıt yaptırdım ve İngilizce hazırlığa başladım.

  1. Üniversite hayatınız boyunca hep doğru yolda olduğunuzu mu hissettiniz yoksa şüpheye düştüğünüz ya da umutsuzluğa kapıldığınız anlar oldu mu?

Umutsuzluk ya da bir şüphe olmasa da yaptığımız işi (okul, meslek vs.) her zaman sorgulamak bence sağlıklı bir şey ki mimarlık ve tasarım kariyerinde çok kritik. IAED’de ilk senemde zorlanmak değil de müfredattaki bazı zorunlu sosyal derslerin (Türkçe, Tarih, İngilizce vs.) bölümle alakasını anlamamıştım ama tabii ki bu, sistemden kaynaklanan bir durum. Teknik, mimari çizim ve geometri (basic design) stüdyolarının çoğu projesi halen aklımda, bence çok ilginç ve eğlenceliydi. Son sınıflarda aldığım seçmeli dersler de çok yararlı olmuştu (current issues, environmental, computer presentation vs.) eskiden internet kaynaklı yayınlar çok zor bulunduğu için, çağdaş ve modern mimariyle ilgili örnekleri bu derslerde tartışma ve araştırma fırsatı buluyordum.

  1. Öğrencilik yıllarınız ile ilgili geriye dönüp baktığınızda nasıl hissediyorsunuz?

Son 10 senedeki teknolojik gelişmeler çok hızlı oldu. Özellikle dijital fabrikasyon ve üretim açısından olanaklar arttı ve daha büyük ölçekte çalışmak neredeyse bütün okullarda uluslararası bir eğitim/öğretim aracı haline geldi ki bu benim için çok önemli. Teknolojik gelişmeler sadece yaptığımız metot ya da teknikleri daha verimli hale getirmedi, tasarım ve proje geliştirmede yaratıcı ve yenilikçi çözümler de getirdi. Artık stüdyo derslerinde, arazi ve alan çalışması için gittiğimiz bölgelerde yanımıza drone alıp, problemli arazileri 3 boyutlu tarayıp direkt topografik ve coğrafik detay çıkarma gibi yöntemler var elimizde. Bu modelleri dijital ortamda farklı simülasyonlara sokarak (rüzgâr, ısı, vs.) çok hızlı ve verimli bir biçimde ilginç veriler çıkarabiliyoruz. Bu gelişmeler varken daha ilkel metotları da aynı zamanda kullanıyoruz ama şu anki teknolojik fırsatlar bence bugünün öğrencilerine çok daha ilginç bir eğitim ortamı ve araştırma zemini hazırlıyor. Ben genel olarak, mimari ve tasarımın;  bilim, teknoloji ve sanatla çok sıkı bir biçimde işlemesi gerektiğine inanıyorum.

  1. Hak ettiğiniz değeri gördüğünüzü düşünüyor musunuz?

İstatistiklere göre, tüm dünyada inşa edilen projelerin, sadece 5%’i mimarlar tarafından tasarlanmış. Bu ölçekte bakınca, 95%’ine hâkim olamayan bir meslek, maalesef bütün dünyada beklenti ve değerini halen görememekte. Fakat dünyada örnek diyebileceğimiz modern ve çağdaş mimari projelere baktığımızda, hepsi çok kapsamlı uzman mimar, mühendis ve tasarım ekipleri tarafından geliştirildi. Sadece tasarım açısından da bakarsak, dünyanın en değerli ve büyük firması olan Apple’ın en büyük karakteri “tasarım” odaklı bir kurum olmasıdır. Tasarımın aslında hem ekonomik hem sosyal değer açısından ne kadar önemli bir pozisyona geldiği de çok pozitif bir sonuç. Çağdaş mimari ve tasarım sadece barınak yada fonksiyonel olmaktan öte daha kompleks, sosyal ve yaşam modellerini üretmek durumunda. Ekolojik etkenleri de kattığımızda, mimari ve tasarım alanı çok önemli bir pozisyonda.

  1. Neden meslek hayatınızı yurt dışında devam ettirmeyi seçtiniz? Şu anda bulunduğunuz konumdan memnun musunuz? Meslek hayatına yurt dışında devam etmek isteyen öğrenciler için ne gibi önerileriniz var?

Ben çok spesifik olarak yurtdışı ya da İngiltere planları yapmadım açıkçası. Ama uzmanlaşmak ya da ilgimi çeken alanların üstüne gittim daha çok ve sonuçta önce AA (Architectural Association London) daha sonra da Londra’daki hem iş hayatına hem akademik hayata kaydırdı beni. 2004-2005 arasında daha çok geometri, strüktürel ve malzeme bilimi üstüne konular çok ilgimi çekiyordu mimari projeler ve araştırmalarda. AA zamanında bu konuların üstüne çok giden bir okuldu ve takip ettiğim yayınlar, projeler ve üzerine odaklandığım konular beni oraya yönlendirdi. AA ve Londra’nın daha kozmopolit bir öğrenci ve akademik kadroya sahip olması da çok önemliydi. Benim kendi öğrencilerime de tek tavsiyem ilgilerini çeken alanlara yönelmeleri olur her zaman, coğrafik konum buna göre değişebilir. Genel olarak tasarım ya da mimari öğrencisinin bir amacı olmalı ve buna odaklanması çok kritik bence. Bir öğrenci olarak, yolun sonunda ne olduğunu bilmek neredeyse imkânsız tabii ama büyük bir amaç olduktan sonra, yapılan bütün araştırma, deney ve çalışmaların sonuçta önemli bir noktaya ulaşmasına inanmak ve bunu motivasyona çevirebilmek önemli. Ufak bir çizimdeki mekânsal fikri gerçekten hayata geçirebilmek 5-10 sene alabilir ama bu süre içinde öğrenilenler çok daha ilginç sonuçlar doğurabilir. Çok basit bir örnek, ben 3. Sınıfta katmanlı yüzeyler kullanmıştım çizimlerimde. Bu katmanlı çizimler en son ürettirdiğim ve ödül alan mobilya projem “cellular table”ın ana fikir ve diyagramlarını oluşturdu. Bu projeyi hem üç boyutlu yazıcı hem de electroforming ile ürettik, 10-15 sene önce hiç farkında olmadığımız ve yaygın olmayan iki teknolojinin katkısıyla bu ilk çalışmalar direkt projenin ana prensiplerini oluşturmuş oldu.

  1. Piyasaya atılmanın öğrencilikten sonra ne gibi zorlukları oldu?

Benim için akademik ve pratik ortam hep bir arada oldu ve eğitmenlikte de ikisini bir arada tutmaya çok çalışıyorum. IAED’de verdiğim sunuşta “project driven research” (Proje bazlı araştırma) biraz bununla ilgiliydi. IAED’de lisans öğrencisiyken, 2 ve 3. sınıflarda zorunlu staj yapıyorduk, halen aynı program var mı bilmiyorum ama ben ve benim dönemimdeki birçok öğrenci bundan çok faydalandı. Yaz ayları hem alan, şantiye hem de ofis gibi ortamlarda mimari ve inşaat sektörünü erkenden görmek bir şekilde yavaş yavaş da olsa hazırlıyordu. Bunların dışında, ben ve benim zamanımdaki birkaç arkadaşım da değişik firmalarda yazın gönüllü olarak staj yapardık (İstanbul, Ankara, İzmir vs.), bu tecrübeler hem okul hem mezuniyet sonrasında biraz da olsa yön verdi diyebilirim. Spesifik olarak tecrübelerimi anlatırsam, İstanbul’da değişik ölçeklerde birçok ofis ve şantiye alanında çalışma fırsatım oldu. Projeler her ne kadar ilginç lokasyonlarda ve yaratıcı fikirlerle başlasalar da, ekonomik ve teknolojik eksiklikler nedeniyle sonuçlarda büyük değişiklikler olabiliyordu. Londra’da Foster+Partners’da da yaklaşık 2 sene çalıştığımda çok farklı ülkelerdeki projelerde çalışma fırsatı buldum ve benzer problemlerin farklı bölgelerde de olduğunu gördüm. Ama sonuçta spesifik olarak uzman bir mimari ya da tasarım prensipleri geliştirerek neredeyse dünyada bütün bölgelerde aynı kalite ve sonuçları doğurmak da zor ama mümkün.

  1. Bir sanat dalı olmasına rağmen iç mimarlık/mimarlık oldukça stresli bir meslek, stres atmak ve rahatlamak için neler yapıyorsunuz?

Ben elimden geldiğince stresi önlemeye çalışıyorum. Stres hem sağlık hem sosyal boyutta çok tehlikeli bence, stres yerine bunu adrenaline çevirmek daha uygun. Daha çok bana haz veren işleri yapmaya çalışıyorum, böylece yaptığım projeler ya da araştırmalar ne kadar uzun bir zaman dilimine yayılsa da strese neden olmamalı bence. Genel olarak bütün dünyada mimari ve inşaat sektörü zor bir dal, birçok etken olduğu için elimizden geldiği kadarıyla planlı, organize ve verimli çalışarak stresi önlemeye çalışıyoruz.

  1. Mesleki veya kişisel gelişiminiz adına yararlı olduğunu düşündüğünüz bir hobiniz var mı?

Mimarlıkla beraber mekanik ve otomotiv tutkum var küçüklüğümden beri, bence biraz bağlantılı, iki dalda da fizik, mühendislik bilgisi ve tasarım çok ön planda.

 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?