Her Neysen

Whoever You Are

| Nisan 2019


 

Fotoğraflar çekiliyoruz, anı olarak biriktiriyoruz ama bu o kadar iyi bir şey mi? Bakalım.

We take photos and we keep them as souvenirs, but is this really good for us? Let’s find out.

Dedelerimizin, ninelerimizin fotoğraflarına bakmak istersek kuvvetle muhtemeldir ki bir iki fotoğraftan başka bir şey bulamayız. Anne babamızın fotoğraflarında ise  özel günlerde çekilmiş fotoğraflar çoğunluktadır. Daha yakın tarihte bunun yerini kasetler aldı. Onlar da yerini taşınabilir kameralara bıraktı. Günümüzde ise her anı kaydetmek yetmez oldu. Artık başkalarının da görmesi gerek.  Başkası görmeyecekse o anın yaşanmaya değer bir tarafı yokmuş gibi. Garip.

 If we were to search for our grandparent’s photographs, it’s likely that we could get our hands on only a few them. Our parents probably have photos that are mostly taken on special days or events. Not that long ago, tapes came into play and recently, portable cameras took their place. Today, it is not enough anymore to record every moment of our lives. Now, we feel the need to show what we’ve recorded to other people. It’s almost like our lives are not worth living if other people don’t see how we live. It’s weird.

Diğer bir garip durum ise: Hayatımızın en değerli anlarını değil her anını kaydetmek denen hastalığın  hayal gücümüzü öldürmesi. O anın kaydedildiğini ve daha sonra tekrar izleyebileceğimizi  bilmek bizi rahatlatmıyor, tembelleştiriyor. Telefonun hafızası kadar artık hatıralarımız. O gün kötüyse  hep kötü kalıyor hafızalarda.  Zaman tedavi edemiyor artık bizi. Diyebilirsiniz ki o an güzelse ve kaydetmişsek bu bizim için iyi değil midir? İyidir elbet. Fakat sürekli bakmamak şartıyla çünkü o ana her an erişebilmek değerini azaltıyor, monotonlaştırıyor. Şöyle bir şey sanki bu: Şu an yirmili yaşlarda olduğunuzu ve  otuzlu yaşlarınıza bir mektup yazdığını farz edelim. Bunu değerli yapacak şey onu yıllar sonra bulmak olacaktır. Yoksa o mektubu her an göz önünde bir yerde bulundurmak seni otuzlu yaşlarında mutlu etmez çünkü zaten biliyorsundur. Yapman gereken onu saklamak ve o an geldiğinde okumaktır ya da en azından uzun süreli aralıklarla okumaktır. Bu da öyle bir şey sanki.

There is something else: This epidemic of trying to record every moment of our lives has killed our imagination. Knowing a specific moment in our lives is recorded and we can watch it later doesn’t relax us, it makes us lazy. Our memory is now limited to the memory of our cell phones. If we had a bad day in the past, that day always stays bad in our memories. Time can’t heal us anymore. You may ask “Then isn’t it all fine and dandy if we had a good day and recorded it?” Of course, it’s a good thing, but only under the condition that we don’t watch the video very often because having such easy access to our memories devalues and monotonizes them. Imagine that you are in your twenties now, and you are writing a letter to your thirty-year-old self. This letter will be valuable when you find it many years later. The letter won’t be as valuable if you always keep sight of it until you’re at the age of thirty because you are already well aware of its existence. What you need to do is to keep it, but only read it when the right time comes or read it only once in a long while. In a way, this is similar to the devaluation of our memories.

Öte yandan her gününü kaydeden insanın zamanın değerini en iyi bilen olması gerekirken her an yaşlandığını en iyi idrak etmiş olan olması beklenirken;  zamanın değerini unutması ve zamanını dizilerle, filmlerle başkalarının ne yaptıklarını takip ederek geçirmesi açıklanabilir bir durum değildi benim için . Sonra hatırladım ki:

I expected people who record every moment of their lives to be the ones who know the importance of life best, I assumed they would be the ones to know that every day, they are getting old, but I was left perplexed by the fact that these same people seemed to forget the value of life, and they spent their time watching TV series or films and following what other people do on social media. Then I remembered:

İnsan zaten nisyan (unutma) kökünden gelir derler. Yani kendini unutan insanın zamanı da unutması gayet normaldir aslında.

The word “human (insan)” in Turkish comes from the word “forget (nisyan)”. So, it’s actually pretty natural for humans who forget themselves to forget time.

Her neyse…

Whatever…

 

Editör/ Editor: Serra Koz

Editör Yardımcısı/ Assistant Editor: Beyza Koz

Grafiker/ Graphic Designer: Deniz Vadi Töngür

Çeviri/ Translator: Gökçe Laçin Bilgin

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?