Güç Hepimizle Olsun

May the Force be with "Us All"

| Mart 2018


Bir kızı ve bir oğlu olan Colin Stokes, babalığın en sevdiği aktivitelerinden biri olarak çocuklarıyla film izlerken bu filmlerin kızlar ve oğlanlar üzerindeki etkisini ve onlara neler öğretildiğini sorgulamaya başlıyor. Kızı 4 yaşındayken birlikte izledikleri Oz Büyücüsü filmini günümüz filmleri ile kıyaslıyor ve şiddet artışı ve kadın karakter sayısındaki azlığın özellikle altını çiziyor. Medyadaki bu iki istatistiğin, toplumdaki cinsiyetçiliğin bu hale gelmesinin bir kanıtı değil midir sizce?

Video Amerika’da her beş kadından birinin hayatlarının bir kısmında cinsel saldırıya uğradığını söylüyor. Türkiye’de de bildiğiniz gibi durum pek parlak sayılmaz. Suçlu kim derseniz deyin ama bir şeylerin ters gittiği belli.

“Kim bu erkekler? Ne öğreniyorlar? Ne öğrenmiyorlar? Erkek kahramanın işi, kötü karakteri şiddetle yenip, sonra da ödülü olan, arkadaşsız ve konuşmayan kadını toplamak mı? Bunu mu öğreniyoruz?”

Stokes bunları düşünmeye, kızına Yıldız Savaşları’nı gösterirken başlıyor. Ama artık 3 yaşında bir de oğlu da var. Acaba oğlu ve diğer çocuklar cesaret, sadakat ve azim temalarını görebiliyor mu yoksa doğuştan gelen sihri ile kâinatı kurtaran ve ödül olarak prensesten öpücük alan erkeklerin olduğu bir dünya mı görüyor? Anlatıcımızın kızı ise bu sefer kendine uygun bir kadın karakter göremiyor haliyle. O da Obi-Wan Kenobi’yi seçiyor, yıllar önce Oz Büyücüsü’nden Glinda’yı seçtiği gibi. Peki, ”Ortak noktaları ne bu iki karakterin? Bence bu filmlerdeki iki karakter herkesten daha fazla bilgili ve bu bilgiyi başkalarıyla paylaşmayı seviyorlar ve başkalarının potansiyellerine ulaşmasına yardım ediyorlar. Evet, onlar birer lider.” Babası kızının seçimden memnun. Çünkü kızı cinsiyet sınırlarına takılmadan kişiliği örnek almış. Fakat kızların da yol gösterici ya da örnek alınabilir olduğunu gösteren filmler neden bu kadar az? Stroke bunlar üzerine düşünürken, izlediği filmlere Bechdel testini uygulamaya başlıyor ve ailelere çocuklarına bu testi geçen filmleri izletmeyi tavsiye ediyor. Alison Bechdel’in 1985’te çizdiği karikatür ile bir şaka olarak ortaya çıkan ve bu testin, çok az film tarafından geçildiğini görmek de bir şaka olmalı dedirtiyor ama maalesef değil.

İşte test:

1.Hikâyede birden fazla kadın karakter var mı?

2.Kadın karakterler karşılıklı konuşuyor mu?

3.Hoşlandıkları erkekler dışında bir konu hakkında mı konuşuyorlar?

Test belki komik, sonuçlarsa bir o kadar trajik. Bu testi sadece çocuk filmlerinde değil tüm filmlerde deneyin. Beğendiğiniz filmler bu testi geçemeyince ataerkilliğin göze batmayacak kadar normalleştiğini fark ediyorsunuz.” Lord of the Rings” gibi muhteşem kalitede bir yapımın ve ya “500 Day of Summer” gibi kadın başrolün adını alan filmler dahil, birçok yapımın testi geçemediğini göreceksiniz.

Bir diğer gerçek de bazı filmlerin Hermione Granger, Katniss Everdeen gibi “güçlü” kadın karakterler içermesi ama fazlaca şiddet ve savaş odaklı olması. Böylece verdikleri mesaj da şu oluyor: Yeterince iyi bir savaşçı değilsen kahraman olamazsın. “Filmler kötü karakteri yenmeye ve ödülünü almaya çok ama çok odaklı ve başka ilişkilere ve başka yolculuklara pek yer yok. “ diyor Stroke. Disney prenseslerinden de istisnalar görmek mümkünse de onlarda da hedef kitlenin sadece kızlar olarak seçildiğini belirtiyor. “Kız çocuklarına ataerkilliği nasıl yeneceklerini öğretmede çok iyi bir iş çıkarıyorlar, ama erkek çocuklarına ataerkilliği nasıl yeneceklerini gösteremiyorlar. Onların bir örneği yok.”

Etrafımızda şiddet kullanmayan, birçok kız ile aynı takımda olan ve onlarla kendinin dengi olarak iletişim kuran erkekler de var. Fakat buna rağmen çocuklar üzerinde etkisi yadsınamaz olan filmler ve yanlış öğretiler çocukların limitlerini görmeden kendilerini sınırlamalarına, yanlış iletişim kurmalarına ya da en kötüsü hiç kurmamalarına neden olabiliyor. Erkek çocuklarının sağlıklı ve yeterli bireyler olarak hayata uyum sağlamaları için “kehanetle gelecek bir görevde tek başına savaşmak”’tan başka bir yol gösteren, kadın kahramanları da benimsemelerini sağlayan ve “Onların takımında olmak istiyorum” demelerine yardım eden bir erkeklik tanımının öğretilmesi şart.

“Erkek dediğin güçlü olacak, ailesine bakacak,  kadın dediğin oturmasını kalkmasını bilecek, çok konuşmayacak” diyen tutum herkesi, her hareketi kalıplara sokmak, sınırlamak istiyor. Cinsiyet kalıpları, duygusal kalıplar, davranış kalıpları… Kimisi bu kalıplara direnirken kimisi de var olan düzenin içinde akıntıya kapılıp gidiyor. Bu akıntıya kapılan gerçek benlikleri toplumun dayatılanları içinde boğuluyor, yüzeye ise sadece korkular çıkıyor.

Aşağılanma korkusuyla sorunlarında yardım istemeye çekinen erkekler, üzerlerine yüklenen misyonu başaramadıkları duygusuyla toplum tarafından kırılgan ve güvensiz hale getiriliyorlar. “Sözde erkekliğin” ağır yükü altında ezilerek topluma karşı güven ve sorumluluk duygularından yoksun kalan kimileri ise günümüzün katil ve tecavüzcüleri oluyorlar. Kendi başarısızlıklarının, aynı bağnaz kafa yapısındaki insanlar ve hatta kendileri tarafından aşağı görülmenin acısını daha da aşağı gördükleri birilerinden çıkarıyorlar. Onlardan nefret ediyoruz, onları kınıyoruz. Ne var ki, onları sadece boş ifadelerle kınamak yerine belki de onları bu noktaya getiren toplum tutumunu ve hatta bu tutumdaki payımızı göz önünde bulundurmalıyız. Aksi takdirde sadece yinelenen bir süreci eleştiren bireyler oluruz.

Eğer bu süreçte aktif bir müdahalede bulunmak istiyorsak bizi şekillendiren etkenlerin farkına varmalı ve hatta onları biz şekillendirmeliyiz. Kişiliğimizi derinden etkileyen medya, çevre ve eğitim bizi yanlış idollere de yönlendirebilir, bizim için çözüm de teşkil edebilir. Nasıl empoze edildiğine bağlı olarak feminizm kavramını ötekileştirici ya da birleştirici bir fenomen olarak benimseyebiliriz. Şuna bir netlik kazandırmalıyız ki birlik hiyerarşi ile gelmez. Ancak feminizm kadınlara hitap eden bir algı olmaktan çıkar ve herkesin benimsediği bir olguya dönüşürse birlikte kesin bir çözüme ulaşırız.

Erkeklere ve kadınlara üstlerine yığılan ağır yükleri tek başına kaldırmak zorunda olmadıkları öğretilmeli. Erkeklerin hayatın yükünü birlikte sırtlayabilecekleri bir kadın figürüne; kızların da yapamazsın denilenleri başarıp ne kadar güçlü olabildiklerini görmeye ve hayatla yüzleşirken önlerinde değil, yanlarında duracak baba ve abi gibi erkek figürlerine ihtiyaçları var. Yükün “eşit” dağıldığından ve gelecek nesillere bu dengenin doğru öğretildiğinden emin olmalıyız.

 “Onlara, gerçek bir erkeğin kız kardeşlerine güvenen, saygı duyan biri olduğunu;  kadınlarla aynı takımda bulunduğunu ve kadınların kötü adamlara nasıl karşı geldiğini göstermeliyiz. Dorothy filmde nasıl kazanıyor? Herkesle arkadaş olarak ve bir lider olarak. Ben çocuklarımı böyle bir dünyada yetiştirmeyi tercih ederim.”

 

Kaynakça:

https://www.ted.com/talks/colin_stokes_how_movies_teach_manhood?language=tr

http://www.unwomen.org/en/news/stories/2014/9/emma-watson-gender-equality-is-your-issue-too

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?