Gölgelerin Gerçekleri

Reality of Shadows

| Nisan 2020


“Bizlere benziyorlar! Çünkü başlangıçta ateşin (ışığının) karşılarındaki duvara yansıttığı kendi gölgelerinden ve öteki şeylerin gölgelerinden başka bir şey görmüyorlar, anlıyor musun?” (Plato, Devlet, s.172) Gerçek olarak benimsediklerimizin yalnızca gölgeler olduğunu başka bir şey görmeden nasıl anlayabiliriz? Sadece gölgeler dünyasının içindekileri kullanarak onların gerçek olmadığını kanıtlamamız mümkün mü? Çoğu insan yaşamları boyunca gerçekliği sorgulamadan yalnızca ona sunulanları kabul ederek yaşamaya devam eder. Sorgulayabilenler ise o dünyanın içinden sıyrılıp başka diyarlara erişebilmeyi göze alanlardır.Yaşadığımız dünyada gerçeğe ulaşmak için onlarca bilginin arasından doğru olanı yakalamak oldukça zor. Ardı ardına sıralanan haberlerle kendimizi dibini göremediğimiz bulanık bir denizde buluyoruz. Suyu berraklaştırıp hakikati görmek için ellerimizi daldırdığımızda bir de ellerimize bulaşan kirden arınmak zorunda kalıyoruz. Sanal dünyada gerçeği ararken bulunduğumuz yerdeki varoluşumuz zedeleniyor. Gördüklerimizin gerçekliğini bulmak için bize sunulanın ötesine geçmeli, onu farklı yerlerde de keşfetmeye çalışmalıyız.

“Like ourselves, I replied; and they see only their own shadows, or the shadows of one another, which the fire throws on the opposite wall of the cave?” (Plato, The Republic, p.172) Without seeing anything else, how can we understand that the ones we accept real are only shadows? Is it possible to prove that they are not real by only using what is in the world of shadows? Most people accept what they are given instead of questioning the reality. The ones who question are the ones who dare to escape the reality and reach out to different worlds. To reach out the reality, it is hard to find the correct one out of so much information. With the information that comes after another, we find ourselves in a blurry ocean which we cannot see the bottom. When we dip our hands to make it clear and see the truth again, we also have to get rid of the dirt smeared on our hands. While we are looking for the truth in the virtual world, our existence in the real world is getting harmed. In order to find the reality of what we see, we have to go one step further of what we are given and try to discover it in different places.

 

Gerçek ve yalanın birbirine karıştığı bulanık bir denizde dibe inmek için bize verilenlerden fazlası gerekli. Derinde bulduklarımız, yüzeyden gördüklerimizden çok daha acı veya çok daha güzel olabilir. Gerçeğe ulaşmak için çıktığımız yolda bizi en çok alışkanlıklarımızdan kopmak zorlar. “Bulunduğu yerden zorla çekip alsalar, güneşin ışığını görene kadar bırakmadan zahmetli ve dik yokuştan yukarı çıkarsalar bu sürüklenmeye karşı acı duyup isteksiz olmayacak mıdır?” (Plato, Devlet, s.173) Plato’nun bu sözlerinde bu yolun ne kadar zor olduğunu ve karanlığa alışan gözlerimizin ışığı kabul etmekte zorlanacağını anlayabiliriz. Bu zorluklara rağmen gerçeğe ulaşmak için cesaretini ve olgunluğunu gösterebilen her kim ise o uyananlar arasında olacaktır. Bizler arasından bu vasıfları taşıyanlara büyük bir erdem bahşederim ben. Sahte ışık yerine gerçek karanlığı tercih edebilmenin erdemini. Düşünen, soran ve ulaşan yegâne insanlardır onlar. Sıradan olmaktan vazgeçip tüm sahteliklere tek tek yüz çevirebilenlerdir. Verilenden fazlasını elde edip dünyanın asıl gerçeğini bulanlardır.

In order to reach the bottom of an ocean that contains the mix of truth and lie, we need more than what we are given. What we found in the bottom might be bitter or better than we have on the surface. The hardest part of this road to reach the truth is breaking off our habits. “And suppose once more, that he is reluctantly dragged up a steep and rugged ascent, and held fast until he’s forced into the presence of the sun himself, is he not likely to be pained and irritated?” (Plato, The Republic, p.173) From these words, we can understand how hard this road can be and that our eyes, which are accustomed to the darkness, will have difficulty accepting the light. People who have the courage and maturity to seek the reality despite these hardships will be one of those who are awakened. I will grand virtue to the people who have these qualifications. The virtue of preferring the real darkness instead of fake light. Among them, I will see some people who got the supreme quality of being a decent human. They are the only ones who think, question and reach; the ones who abandon commonness and turn against all the falseness and the ones who gain more than they are given to find the reality of life.

 

Her gün bizi karşılayan dünya ne kadar gerçek? Bu soruyu sorduğumda büyük bir sorumluluk yüklenmiş oluyorum. Sorma cesaretini gösterebildiysem cevapları aramakla da mükellefimdir.  Bu soruyu sormama sebep olandan başlamalıyım aramaya. Beni bu soruyu sormaya yönelten neydi? Dünyamın gerçekliğinden kuşku duymama yol açan hakikatten bir parça görmüş olmam mıydı? Tam tersine gerçeklikten en uzak olan parçaya denk gelip şüpheyle dolmuş da olabilirdim. Her ikisi de mümkündü. Her gün onlarca olayla karşılaşan ben, hepsinden bir gerçeklik payı çıkarabilirdim. Sahte haberlerden sahte anılar ve fikirler yaratabilirdim. Peki onlar mı benim gerçekliğim olacaktı? Gerçek olmayanlardan bir gerçeklik oluşturabilmek mümkün müydü? Eğer olsaydı bu soruyu sormama gerek kalmazdı. Etrafımda varlığın özünden çok gölgelerin olduğunu fark ettim. Kaynağı bulmak için ilk önce sahte olanları elemeliydim. Dünyada sahte olan neydi? İçindeyken kendimizi diğer dünyadan soyutladığımız sanal dünya, doğruluğu onaylanmadan binlerce haber ve olayla dolup taşan sosyal medya, kendilerini olduklarından farklı gösteren milyonlarca yüz… Bunlar gerçekliği gölgeleyen gölgelerdi. Plato “başlangıçta en rahat fark ettiği şeyler gölgeler olacaktır” der. (Devlet, s.173) Ben de ilk onları fark ediyorum. Sonra zihnim, onların gerçek olduğu algısını yıkmaya başlıyor. Her saniye dünyaya yayılan haberlerin çoğunun yalan ya da eksik olduğunu görüyorum. İnsanların anlık duygularla bu haberleri hızlıca tüketip kendilerinde kalıcı bir etki bırakamadıklarını fark ediyorum. O an takılması söylenen maskeyi yüzlerine takıp gösterişli bir baloya gidiyorlar. Tek emelleri orada bulunduklarını göstermek olduğundan yazılmış olmak için yazılan haberleri okumuş olmak için okuyan insanlara dönüşüyorlar. Bir de sanal dünyaya kendilerini kaptırıp gerçekliği o olarak tanımlayacak hale gelenleri görüyorum. Ben kendi dünyamın gerçekliğinden bile şüphe duyarken onlar nasıl kendilerini orada kısıtlayabiliyorlar diye düşünüyorum. Hissetmediklerini yazıyorlar, yaşamadıklarını paylaşıyorlar. Kandırmak ve kandırılmak istemekten başka nedir bu? Cevabı bulamıyorum.

How real is the world that welcomes us every day? When I ask this question, I am given a big amount of responsibility. If I have the courage to ask the question, I am also responsible for searching for answers. I should start with the ones that caused me to ask this question. What caused me to ask this? Was it that I have seen a piece of reality that helps me doubted the reality of my world? Just the opposite, I might have come across the pieces which are the most distant from the reality and full of suspicion. Both were possible. As a person who encounters dozens of incidents, I might have deduced a piece of reality from all. I might have created fake memories and ideas out of fake news. Then would they be my reality? Is it possible to make a reality out of unreal things? If it were, there would be no need to ask this question. I have realized that I am surrounded by the shadows instead of the essence of being. In order to find the source, I had to eliminate the fake ones. What is fake in this world? Virtual life in which we isolate ourselves when we are inside, social media filled with news not confirmed as accurate, millions of faces that show themselves differently than they really are… These are the shadows that shadow the reality. Plato says that “And first he will see the shadows best” (Plato, The Republic, p.173). I also realize those first. Then my consciousness starts destroying the perception that they are real. Every second I see that the news spreading all over the world is mistaken or deficient. I realize that humans rapidly consume the news and it does not have a permanent effect on themselves. They wear the mask that they are asked to wear and go to prom. They turn into people who read just to be read the things that are written just to be written because their only aim is to show up just to show off. I also see people who describe reality as the virtual world in which they are wrapped. I question how they can limit themselves like this when I even doubt the reality of my life. They write what they don’t feel and they share what they did not experience. What is this other than to fool and wanting to be fooled? I cannot find the answer.

 

Sahte yüzlerini ortaya çıkarmak için aralarına girdiğimde kendimi yüzüme takılan maskelerin esiri olmaktan zor kurtarıyorum. Gerçeği aramak için gözlerimi yormak istemesem ben de onlardan biri olabilirim. Ama ben hakikatten başkasını arzulamıyorum. Tüm bedenimi bu yolda feda etmem gerekse bile kendimi cahil bir mutlu olmaktansa bilge bir mutsuz olarak tanımlamayı yeğlerim. “Şimdi kalkıp da biri ona ilk ikametgâhını, o zamanki bilgilerini ve onunla birlikte tutsak edilmiş olanları hatırlatacak olsa, yerini değiştirmiş olduğundan ötürü bunu mutlulukla karşılayıp ötekilere üzülmeyecek mi?”(Plato, Devlet, s.173)  Ben de onlara üzülmeye başlıyorum. Gerçeğe erişmeye başladıkça onun kötü olma ihtimali korkutmuyor beni. Neyin yalan neyin gerçek olduğunun ayırt etmememi sağlayacak nitelikleri kazanmış oluyorum. Zincirlerimden kurtulabildiğim için ve pes etmediğim için gurur duyuyorum. Özgür hissediyorum.

When I entered between them to reveal their fake faces, I hardly save myself from being captured by the masks. If I didn’t want to tire my eyes to look for the reality, I might turn into one of them. But I desire nothing but the truth. Even if I have to sacrifice my whole being, I prefer to be described as wise and unhappy than to be ignorant and happy. “And when he remembered his old habitation, and the wisdom of the den and his fellow-prisoners, do you not suppose that he would felicitate himself on the change, and pity them?”(Plato, The Republic, p.173). I start to pity them. While approaching the reality, the possibility that it might be bad does not scare me. I gain the features which will help me to differentiate the truth and lie. I am proud to be able to get rid of my chains and not to give up. I feel free.

 

Dünyamız yalanla yaşamaya alışmış insanlar ve gerçekliği perdeleyen gölgelerle dolu. Gerçek olana ulaşıp özgür olmak istiyorsak ilk hedefimiz zincirlerimizi fark etmek olmalı. Onlardan kurtulup gölgelerin ardına bakmaya başlarsak yeni dünyaların ve doğru olanın kapısını aralamış oluruz. Uyananlar arasına girme cesaretini gösterdiğimizde gerçek olana erişebiliriz. Onu bulduğumuzda ise gözlerimizle gerçek ışığın çiğ hazzını tadabiliriz.

Our world is full of people who got used to living with lies and shadows shadowing the truth. If we want to reach the reality and be free, our first aim should be realizing our chains. If we can get rid of them and start to look behind the shadows, we will open the door of the new worlds and the reality. When we have the courage of joining the awakened ones, we can reach the reality. And if we find it, we can taste the pleasure of real light with our eyes.

 

 

Editör/Editor: Nur Yılmaz

Grafik Tasarımcı/ Graphic Designer: Saray Edanur Erdoğan

Çevirmen/Translator: Simay Aybüke Larçin

 

Kaynakça

Platon. Devlet. (Çev. S. EyüboğluM. A. Cimcoz). Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. 2019

 

 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?