Gökyüzü Bekçileri

Guards in the Sky

| Kasım 2020


“Benim resimlerim hiçbir şey anlatmayan görsel imgelerdir. Akla gizemi getirirler. Doğrusunu isterseniz benim resimlerimi gören biri, kendi kendine şu basit soruyu sorar: ‘Bunun manası ne?’ O resmin bir manası yoktur. Çünkü zaten gizem de aslında hiçbir şeydir, bilinmeyendir.” Sürrealist ressam Rene Magritte’e ait bu sözler… Kesin bir anlam taşımadan sadece resimlerine bakana özgü sırlar taşır Magritte’in tabloları. Doğruların sınırlarının, gerçekliğin etrafımızı sardığı ve hayal kurmanın çok geçmişte kaldığı bu dönemde bir kaçış noktasıdır özellikle bulutlardan oluşan çalışmaları… Tıpkı çocukluğumuzdaki gibi bazen gri mavi, bazen masalsı beyazlıkta bulutlara bakıp hayaller kurmayı,  çocuksu bir tebessümle oynadığımız tahmin oyunlarına götürür bizi.

“My paintings are visible images which conceal nothing… They evoke mystery and indeed when one sees one of my pictures, ne asks oneself this simple question “What does that mean?” It does not mean anything, because mystery means nothing either, it is unknowable.”  These words belong to surrealist artist Rene Magritte. Magritte’s paintings have secrets that are unique to the observer without carrying any meaning. It takes us away to the times in our childhood when we were looking to the clouds which were gray-blue or white as a fairy tale, and guessing games we used to play with smiles on our faces.

 

Baksana tam şurada kocaman bir fil var. Biraz yukarıda uzun saçlı bir kız… Nazlı nazlı süzülen bir yelkenli, sepetinde taze çiçekleri ile bir bisiklet… Bulutların süzülüşüne dalıp gidişimin, bulutları bir şeylere benzetişimin yalnızca bana özel bir oyun olduğunu düşündüm uzunca bir zaman.

Look! There is an enormous elephant right there. A little above, a girl with long hair… A spoiled sailboat floating, a bicycle with fresh flowers in its basket… When I was lost in thoughts looking at the flowing clouds, perceiving clouds as objects, I thought for a long time that it is a special game for me.

 

Oysa ilk değildim bu oyunu oynayan. Aynı gökyüzünün altında ve günümüzden yüzyıllar öncesinde başlamıştı bu oyun.  Nethuns*, Tiber ve Arno nehirleriyle Etruria bölgesini kucaklarken oyun oynuyor gibi görünmüyordu Etrüsk halkı. Ani adını verdikleri gök tanrısı onlara gelecekten görüntüler gösteriyordu. Yakında bir savaş olacak dedi büyücü kadın, bir adama benzeyen bulutu göstererek.

Whereas, I was not the first one playing this game. This game has started centuries ago, under the very same sky. Etruscan people was not looking as they were playing a game while rivers Nethuns, Tiber and Arno were embracing the Etruria region.

 

 

Bulutlar gök tanrısının habercileriydi. Bu haberciler şekillerini değiştirerek geçmiş, şimdi ve gelecek hakkındaki kehanetleri gösteriyorlardı. Çözümünü bulamadıkları her sorunun yanıtını bulutlardan alan Etrüsk halkı, yıllarca gökyüzüne bekçilik etti. Daha sonrasında ritüelleri, aer  (hava) ve manteia (kehanet)  birleşiminden oluşan “Aeromanlık” adını aldı.

Clouds were the messengers of God. Those messengers were showing prophecies about the present, past and the future by changing their forms. Etruscan people who found all the answers from the clouds that they couldn’t find, guarded the sky for years. After a while, their ritual is named as “aeromancy” coming from the words aḗr (air) and manteia (prophecy).

Tanrıların habercisi bulutlar rüzgârla sanki canlanıyor, doğayla bütünleşiyor ve hatta göçmen kuşlara eşlik ediyorlardı. Kilometrelerce uzağa yolculuk yapıyorlardı. Geçen saatlerin ardından durmaya karar verdiler. Yeni duraklarında şenlik var gibiydi. İnsanlar onları göstererek gülüyorlardı. Kendileri de bu heyecana ayak uydurmaya karar verdiler. Önce gri sonra koyu gri renge dönüp kahkaha atmaya başladılar. O kadar çok güldüler ki gözyaşları aktı yeryüzüne… Mutluluk gözyaşlarını gören halk bu kez dans etmeye başladı. Çok şanslı olacağız dedi içlerinden biri: “Yun” bizimle.

Clouds, the messengers of the God, were coming alive with the wind, integrating with the nature and even accompanying migratory birds. Travelling miles away. After hours, they decided to stop. It seems like there was a festival in their new stop. People were smiling while pointing them. They decided to keep up with the excitement. They started laughing out loud and changing colors to gray and then dark gray. They laughed so hard that their tears have fallen onto earth… After seeing the tears of happiness, people started dancing. One said that they will be in so much luck: “Yun” is with us.

Bulutların Yin ve Yang ya da diğer adlarıyla karanlık ve aydınlık tarafın birleşiminden oluştuğu ve dünyayla cennetin arasında bağ kurduğu öğretilirdi Çin kültüründe. Bulut şanstı, bolluktu, mutluluktu. Aynı zamanda duygularını yansıtmakta bir ilhamdı. Çin’de duyguların doğayla ifade edildiği ve Nihai Tao’yı simgelediklerine inandıkları doğa tabloları önemlidir ve bulutlar bu tabloların eksik olmayan sembollerindendir. Doğa tablolarında, bulutların gizemli şekilleri bazen bir efsanenin kanıtı olarak gösterilir. Efsaneye göre, Penglai adlı adada sihirli mantarlar vardı. Penglai’de mantarları yiyerek ölümsüz olan insanlar yaşardı. Adanın nerede olduğu ise bilinmezdi. Çin’in ünlü Sarı Dağı’nın zirvesini karşılayan bulut denizleri Penglai’ye benzetildi. Ressam, yaptığı tablosunda bulut denizlerini çizerken Penglai’ye ve orada yaşayan ölümsüz halkın varlığına atıf yapıyordu.

In Chinese culture, it is taught that clouds are made of Yin and Yang, in other words, combination of the dark and the bright side and a bridge between the world and heaven. Clouds meant luck, abundance, happiness. Expressing feelings was also an inspiration. In China, paintings where the feelings are expressed by the nature and which are believed to symbolize the Ultimate Tao are very important and clouds are one of the main symbols of these paintings. In nature paintings, mysterious shapes of the clouds are sometimes shown as a proof of a legend. According to the legend, there were magical mushrooms in the island called Penglai. People who become immortal by eating those mushrooms were living Penglai. The location of the island was unknown. Sea of clouds welcoming the peak of Mountain Huangshan was compared to Penglai. The painter was referring to the Penglai and the existence of the immortal people living there while drawing seas of clouds in the painting.

Kar taneleri gibi her biri birbirinden farklı bulutlar, yalnızca doğa resimlerinde değil ruhun ilhamla konuştuğu her dalda karşımıza çıkıyor hem de çok uzaklaşmadan. Bu kez Çin’in Sarı Dağı’nın gölgesinde büyümüş Ma Yansong adlı yetenekli bir mimara esin kaynağı olmaya devam ediyorlar.

Clouds differing from each other just like snowflakes emerge not only in nature paintings but every field where soul meets inspiration, it does not even get too far. This time, they continue being the inspiration source to a talented architect named Ma Yansong who grow up under the shadow of China’s Mountain Huangshan.

 

Dağlara tırmanarak ve gölde yüzerek doğanın tadını doyasıya çıkardığı bir çocukluk geçirdiğini söyleyen Yansong, zaman geçtikçe etrafını saran gökdelenlerin geçmişine yani doğaya ait olan bağını kopardığını fark etti. Modernleşme adını almış kibrit kutularında uyuyup uyanan insanları görürken kalıplaşmış yapıların arasında kapana kısılmış hissetti. Kendine şunları söyledi: “Tıpkı küresel bir salgın gibi kübik mimari dünyayı ele geçiriyor. Birbirini taklit eden şehircilik anlayışlarıyla mutlu olduğumuza inandırılıyoruz. Çocukluğumuzdan, doğadan ve gökyüzünden ayrı bırakılarak bu nasıl mümkün olabilir ki? Bizi mutlu etmek yerine sermaye gücünün sembolü olmak ve alan verimi için yeniden yapılanmamış mıydı bunca şehir?  Bir düşünsene tıpkı birer lepistes balığı gibi minik akvaryumlarımızda hayatlarımızı geçiriyoruz. Yüzmeye zorunlu tutulduğumuz bu akvaryumda huzurlu muyuz? Denizden uzakta kalmadan yine akvaryumda kalmayı başarabilir miyiz? Bir diğer ifadeyle modern hayatın tek şartı binaların doğayla insan arasına set çekmesi mi yoksa doğayla binaları ayırmak yerine birleştirmenin bir yolu var mı?” (Yansong)

Saying that he had a childhood enjoying nature by climbing up mountains, swimming in lakes, Yansong realized that skyscrapers surrounding his environment severed the ties between him and nature. Seeing people who sleep and wake up in matchboxes named modernization, he felt trapped between stereotyped buildings. He said himself that: “Just like a universal pandemic, cubic architecture is taking over the world. We are made believe that we will be happy in this understanding of urbanism which imitates the other. How can it be possible when we are left apart from our childhood, nature and sky? Aren’t those cities re-developed to be symbols of the capital market instead of making us happy? Think that we spend our lives in small aquariums just like guppies. Are we happy in these aquariums where are forced to swim? Can we live in aquariums without leaving the ocean? In other words, does modern life require having a barrier between nature and humans or there is a way to connect buildings and nature instead of separating them?” (Yansong)

Duyguların ilham olduğu Çin doğa resimlerini incelerken Yansong sorusunun yanıtını buldu. İnsan üretimiyle doğa çarpıcı bir şekilde ifade edilmişti. Yansong, gerçeklik adını almış modernleşme anlayışını reddederek doğaya set çeken değil uyum sağlayan eserler ortaya koymaya karar verdi. İlk olarak güneş ışığı ve rüzgâr dinamiklerinden yararlanarak Mississauga, Kanada’da Absolute Towers’ı tasarladı.

Analyzing Chinese nature paintings inspired by emotions, Yansong found the answer to his question. Yansong denied the understanding of modernism assumed to be realism and decided to create pieces that adapt the nature instead of having a barrier. First, he designed Absolute Towers in Canada, Mississauga by benefitting from sunlight wind dynamics.

Ardından Çin’de Huangshan Mountain Village’ı tasarladı. Tasarımında bulundukları bölgedeki dağ çizgileri kopyalayıp binanın yapısında yansıttı.

Then, he designed Huangshan Mountail Village in China. In his design, copied the lines of the mountain and projected it to the building.

Tasarımları birbirinden farklı olduğu için eleştiri toplayan ve tıpatıp aynı tasarımları yapması için baskı gören Yansong, bu görüşleri gülümseyerek karşıladı ve onlara: “Doğada tekrar olmaz” diye yanıt verdi.

Yansong’un en sevdiğim eseri ise hoş bir hikâyeye sahip. Bizleri gökyüzünün ötesine götüren Star Wars’ın yaratıcısı George Lucas tarafından yaptırılan müze, bir bulut şeklinde. Yansong’un eseri müze, sanki Lucas’ın kaleminin başladığı noktayı vurguluyor. Yıldızlara ulaşmak isterken karşılaştığı beyaz bulutlara gönderme yapıyor. Birçok sanat eserine yer veren müze hayal gücünüzü klasik müze anlayışıyla sınırlandırmıyor. Bir bulutla gezintiye çıkma fırsatı sunuyor.

My favorite piece of his has a nice story. George Lucas, the creator of Star Wars which brings us beyond the stars, had a museum shaped like clouds. The museum of the Yansong as if emphasizing the point where Lucas’ pen began. Referring to the white clouds that he encountered while trying to reach the stars. The museum with lots of artworks does not limit your imagination with the classical museum understanding. Provides the opportunity to take a stroll on a cloud.

 

Bulutlara olan bağımızı gösteriyor. Kimi zaman mimaride kimi zaman mitolojide kimi zaman da geçmişte bulutlar karşımıza çıkıyor. Gelecekte de kendimizden anlamlar bulmak için bulutlara bakmaya, bulutlardan ilham almaya, tahmin oyunları oynamaya, yolculuklara çıkmaya devam etmemiz dileğiyle…

It shows our ties with clouds. Sometimes in architecture, sometimes in mythology, sometimes in the past, we come across clouds. Hope to keep looking for the clouds to find meaning, to be inspired by them, playing guessing games, traveling…

Editör: Saliha Nur Yılmaz

Grafiker:Saray Edanur Erdoğan

Çevirmen:Simay Aybüke Larçin

Kaynakça:

Yansong, Ma. “Urban Architecture Inspired by Mountains, Clouds and Volcanoes.” TED, www.ted.com/talks/ma_yansong_urban_architecture_inspired_by_mountains_clouds_and_volcanoes.

“Meteoromancy.” Occult World, occult-world.com/meteoromancy/.

ZoZo, Madam. “Chinese Symbols: Thank Your Lucky Clouds!” Duende by Madam ZoZo, 15 Oct. 2020, duendebymadamzozo.com/chinese-symbols-lucky-clouds/.

“Nature Symbolism in Chinese Art.” Chinese Symbolism of Natural Elements, www.chinasage.info/symbols/nature.htm.

*Etrüsk mitolojisinde su tanrısı.

*Ebedi gerçeklik

 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?