Galata Rum Okulu

Sergilerle İstanbul

| Ekim 2018


Galata Rum okulu’na baktığım zaman düşündüğüm tek şey ne kadar güzel bir düşünceyi temsil ettiği. Önceden duvarları eğitim ve çağdaş nesillerin anılarıyla dolu olan bu tarihi okul şimdilerde  sergilerle ve sanatseverlerin buluşabileceği mekanlara zemin oluşturuyor ve yeni anılara kapı açıyor.

Girdiğinizde karşılaştığınız ilk sergi Olduğu Gibi . Fotoğraf karelerinin, hayattın her parçasından kopup sizinle buluştuğu holden sonra üst katta devam ediyor. Bu kareler, ne kadar birbirinden bağımsız zaman ve mekânlarda da olsada önünüzde akan bir filmi gibi ilerliyor.

Bu fotoğraflarla akan filmin ardından, hayattan seslere ulaşıyorsunuz Koro sergisine. İlk gittiğimde sergilerin birbirlerinden alakasız olduğunu düşünerek gittim öyleler de zaten ama bağlamda hepsi hayattan karelerle, seslerle ve tasvirlerle bize normların ne kadar acımasız ve gereksiz olduğunu anlatıyorlar.

Koro sergisinin geçişlerinde çevrenizdeki nesneler ve mekânsal hareketlilik öyle iyi yorumlanmış ki sesler arka planda akarken her şey birbirine bağlanmış.

Başlarında hüzün ve sorgulama hissediyorsunuz serginin, baktığınız her karede hüzün ve huzursuzlukla doluyorsunuz. Belki her gün gördüğünüz yadırgamadığınız, yanından öylesine geçip gittiğiniz ve hiç düşünmediğiniz olayların içinde buluyorsunuz kendinizi ve o sahneler ve bir sorgu odasına dönüşüyor.

  

Toplumumuzda herkesin birbirinin ahlak bekçisi olduğu bu dönemde, bu sergiler bir tokat niteliğinde aslında. Hayatımız uzun soluklu bir koro gibi ilerlerken sizin yeriniz nerede ? Akıp giden bir ara ses misiniz? Yoksa ritmi belirleyen ana seslerden misiniz? Hepimizi kendi hayatlarımızın ana sesi olabiliriz ama toplumda ki rollerimizi – seslerimizi- hep askıya mı alıyoruz, yoksa görmezden mi geliyoruz? Bu sorgulamadan sonra Necla Rüzgar’ın Çok Kalpli Varlık sergisiyle karşılaşıyorsunuz.

 Kalp midir yön veren bizlere, yoksa o salt normlara uyan akıllarımız mıdır insanları inciten.
Buna karar vermenizi sağlayan bir konsept hazırlamış Rüzgar.

 

Yılan saçlı kadın kafasının sıkça kullanıldığı Medusa’nın konsept olarak ele alındığı bir sergi olarak betimleye biliriz Çok Kalpli Varlık sergisini.

Medusanın kafası ile karşılaşarak ilerliyoruz – Medusa Yunan Mitolojjisine ait lanetli bir karakterdir, gözlerine bakanlar taşa dönüşürler- Konseptin Medusanın tasvirleriyle yorumlanması artık vicdanları katılaşmış insanlara bir gönderme olarak düşünülebilir.

Tablolarda tasvir edilen kadın partnerlerin ve uyuyan iki farklı bedende var olacak şekilde resmedilmiş kadın ve hayvan figürlerinin tablosunun karşısına Medusa’yı yerleştirmişler.

Bu vicdanlarımıza bir çağrı niteliğinde kadınlar üzerinden var olan metaforların, kuralların artık hepimizin canını yaktığını söyleyebilirim. Hayatımızın her parçasında bunlarla karşı karşıya kaldığımızda maalesef apaçık bir gerçek Rüzgâr bu hikâyelerin sesi olmuş ve bizlere bu hikâyeleri böyle tasvir etmiş .

Yaşamımızdan kareler, hayatımızdan sesler ve içimizde hepimizin bilerek sustuğu gerçekleri, bir arada veren bu üç sergi inanılmazlardı.
Toplumun katılığını, hem işitsel, hem görsel hem de sanatı katarak bu kadar güzel ifade edebilirlerdi ancak. Toplumun kurallarının üstünde bir dünyada, bizimle böylesine eserleri buluşturdukları için bütün sanatçılara teşekkürlerim sonsuz. Günün sonunda kendinize dönüp ben kimin dedirtecek sergilerle karşılaşmanız dileğiyle.

Referanslar : http://galatarumokulu.blogspot.com/

Editör : Serra Koz

Fotoğraflar: Betül Atalar , Nur Yılmaz

Grafik: Aslı Önder

Çevirmen : Zehra Nur Çolak

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?