Filtre

Filter

| Eylül 2020


Sanat eserleri üzerine tartışılan birçok şey var; peki ya öncesi, üretim aşamasının en başı ne? Bunun arka planında neler oluyor?

Biz neyi nasıl anlamalıyız, sanatçı neyden esinlenmiş, ne anlatmak istemişleri yaşarken gözden kaçırdığımız büyük bir resim var aslında. 

Her üretici ruh, kendi eserini üretirken bir şey anlatmayı amaçlamaz. Eserlere derinlik katan onun size hissettirdikleri yani algısıdır aslında. 

Peki bu nasıl oluşur? Öncelikle sanatçı kavramını yakından ele almalıyız. Çok yanlış anlaşılan ve herkesin üzerinde fikir beyan ettiği bir ön ad haline dönüşmüş bir kavram. Ancak yanlış anlaşılan ilk şey sanatçılardan beklentilerimiz olamaz. Bu net tanım ile başlayalım. Çoğu sanatçı bir şey anlatmak istemiyor, kendini temsil eden bir şey bırakmak istiyor. Kendi ruhî doyumuna eserleri ile ulaşıyor ve bunu bize de yaşatmak için bizlerle paylaşıyor. Bizim için oluşturulmuş perspektifler düşünün. Kaldırım taşlarını düşünün. Necip Fazıl’ın birkaç sihirli cümlesi ile ruh kazandırdığı serseri kaldırım taşlarını düşünün.

 Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur…

Ne senin anladığın kadar, kaldırımları…

 

Ama bizler etiket toplumu olarak her işe bir etiket takmak istiyoruz. Ne duydum ne hissetimleri yaşama peşinde değiliz. Adı ne? Ne anlatmak istemiş? Bir eser herkese bambaşka bir kapı açar, bakmasını bilene. Ama biz her şeye o kadar hızlı ulaşmaya alışmışız. Bir esere bakarken dahi bir başkasından bekliyoruz ne düşünmemiz gerektiğini söylemesini. Bakışımızı değiştirmekten ödümüz kopuyor. Farklı olanı söyleyenin ağzını tutuyoruz. Sanat mı? Sanat, düşünmeyi bırak; alan sağlanmayan, kimsenin düzgün kıymet vermediği bir boşluğa dönüşüyor hepimiz için.

 

“Sanat”ın gerçek benliği nedir? “Sanat eseri” nedir? Bu sorunun cevabını beklentilerimiz, koşullanmalarımız kendi kültürel normlarımız ve daha bir sürü etken etkileyecek. Doğru bir cevap aramak saçma çünkü doğru bir cevap yok bunun için. Ama dikkat edilecek birçok şey var. 

Herkes kendi biriktirdiklerinin perdesinden bakar. Bir sanatçının eserleri ve oluşturduğu parçalar ise kendi gönül perdesinden bizlere yansıyanlardır. Bazen bazı tablolar alıp götürür insanı bambaşka diyarlara, birkaç satır insanın içini ısıtır ve küçük bir dinleti sana aslını hissettirir.  

Sanat, insana kapılar açar ve sizi kendi filtrelerinizin dışına çıkarır. Bu yüzden çok düşünmek istemeyen, soru sorulmasını sevmeyen insanlar; sanatın açtığı kapıları kapatmak için delicesine uğraşır. Bu dünyada değerlerimiz, sadece kazandığımız paradan ve sahip olduklarımızdan oluşamaz. Asıl değerimiz, filtremizin güzelliği ile ortaya çıkar.  

Bir filtre zamanla bakarak, okuyarak, duyarak ve dokunarak bütün algımız, deneyimlerimiz ile ilmek ilmek dokunur ve bu bizim hayatımızın filtresi haline gelir. Bu, öyle sağa sola kaydırarak seçebileceğimiz ya da birilerinin bizim için oluşturmasına izin verebileceğimiz kadar basit bir filtre değil. Hayata bakışımız, birikimlerimiz ile şekillenir. Sorguladıkça, merak ettikçe başkalarının perspektiflerinden bakmayı anladıkça bir uyanışın içine gireriz. Öyleyse sanatla kalırsak, hür kalırız… Hadi hür olalım.

 

 

Grafik Tasarım & Graphic Designs: Saliha Nur Yılmaz

Fotoğraflar: Saliha Nur Yılmaz

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?