Faust Coffee and Antique Shop

Bahçeli'de Goethe'nin Faust'u, kıpkırmızı...

| Haziran 2018


Modern zamanların hayali içindeyiz hepimiz… Çağı yakalamak, çağın bir parçası olmak. Çağın parçası olmak ne demek? Eskinin getirdiği kimliği bırakıp, kendimize yeni bir kimlik yaratmak mı? Yoksa basit bir şekilde, evden çok uzaklaşıp kaybolmak mı?

Kaybolanlar için, başka bir şey ararken denk gelenler için veya yolunu %100 bilerek gelenler için, Faust Coffee & Antique Shop. Bahçeli’de, 13. sokakta bulunan bir kafe ve içerideki her şey satılık! Masalar dışında tabii… Mekanın sahibi Keramettin Bey, veya siz ona kısaca Kerem diyin, bunu böyle söylüyormuş. Buğra Bey’le oturuyoruz, bize Faust’un hikayesini anlatıyor. Ekibimizden Eylül, Bahçeli’de oturuyor, çok keyifli bir mekanda akşamları ödev yaptığından bahsetti, bizi sürekli bu mekana götürmek istediğini söyledi. Bölüm yoğunluğu ve dergi koşuşturmacası içinde, bir gün gerçekten gelebildik Faust’a. İlk dikkatimi çeken, kıpkırmızı duvarları oldu. İnsanı gerçekten mekana bağlıyor, konsantrasyon başka bir yere kayamıyor, bu atmosfer çok yoğun. Buğra Bey, bilişim işleriyle ilgileniyor. Modern zamanların sohbetine dalıyoruz. Bilişim sektöründeki gözlemlerinden bahsederken, insanlara sağlanacak faydanın, daha kısa zamanda, daha çok iş olduğunu paylaşıyor bizle. Peki kazanılan vakitte ne yapılacak? İşte burada loop’a düşüyoruz, hedefimizden uzaklaşıyoruz. Modern hayatın bir ilüzyonu diyebiliriz.

Faust Coffee ise, geçmişe yolculuk. Guatemala Cold Brew’i yudumlarken, The Smiths eşlik ediyor arkadan. Klasik şekilde dizayn edilmiş diyebiliriz. Kerem Bey, kendine çok sadık. Modernleşmek uçmak kaçmaksa, geçmişe bağlı kalmak, sadakattir, gibi bir aura yaratıyor burası. Zaten sanatçıların ilhamını beslesin, yazarlar gelsin yazı yazsın gibi bir bakış açısıyla yola çıkılmış. Zihinlerin esneyeceği bir yer. Antikacı gibi dekor edilen mekanda, gerçekten antika eşyalar mevcut. İçerideki kitaplık, müthiş bir hazine. Bütün dillerden, geçmişin bütün seslerinden, dünyanın dört bir yanından kitaplar. Düzenden çok dağınıklığı hedeflediğini söylüyor Kerem Bey. ‘Evi kafe gibi, kafeyi ev gibi yaptık’ diyor üstüne. ‘Ait olmayı’ arayanlar için gerçekten ev gibi bir yer burası. Bir koleksiyoner olan Kerem Bey, Faust’ta eski fotoğraf arşivi bulunduruyor. Geçmişte, nüfus bu kadar yoğun değilken, her selamın bir hatrı olduğu, insanların daha çok ‘az ve öz’ üstüne durduğu zamanlardan kalma fotoğraflar. Aile fotoğrafları yanında, sevgililerini savaşa uğurlayan, az ve öz ilişkiler üzerine göz yaşı dökülen sahneler de var… Kendine bu yüzden ‘Çöpçü’ diyormuş Kerem Bey, başarılı bir koleksiyoner olarak, madem kendine sadakatten ve samimiyetten bahsediyoruz. Koleksiyoner olmanın gerektirdiği yoğunluğa sahip bir insan kendisi. Kartpostallar da mevcut, 1900 ve öncesine ait. Şimdi düşünüyorum, hepimiz yazılı t-shirtler giyiyoruz. Mesajların çokluğu, onları anlamsızlaştırıyor mu? Bu yazıda çağımızı bu kadar sorgulamak yerine, yaşamayı tercih ediyoruz tabii ki, belki bir sonraki yazı bar felsefeleri üzerine olur…

Gel gelelim Faust’un anlamına. Faust, 16. yüzyılda yaşadığına inanılan bir büyücü. Biraz mitolojik bir karakter, biraz da edebiyat ürünü. Hayatını felsefe, din, tıp gibi bir çok şeye adayan Faust’un, Tanrı’ya inanmadığı ve daha çok bilgi sahibi olabilmek için ruhunu şeytana sattığı söylenir. Yaşadığı sürece doğaüstü güçlere sahip olma karşılığında, ölünce ruhunu şeytana teslim edecektir… Bir çok sanat eserine esin kaynağı olan Faust efsanesi, özveriden kaçınmayan bilim adamları ve gözü pek kahramanlarla özdeşleşmiştir. Bu yapıtların en ünlüleri Christopher Marlowe’un 1604’te yayımlanan The Tragical History of Dr. Faustus adlı oyunu, Alman yazar Johann Wolfgang von Goethe’nin (1749-1832) Faust adlı yapıtı ve Thomas Mann’ın 1947’de yayımlanan Doktor Faustus adlı romanıdır. Bunu bildikten sonra, kırmızı renginin yoğun kullanımı, Faust’taki şeytanı hatırlatıyor insana. Ancak biz bunu ‘romantik’ zamanlara ait olarak da yorumlayabiliriz… Kasanın hemen altında insanoğlu ve şeytanın ilişkisini anlatan altın renginden bir kabartma var.

İç ve dış tasarım, birbiriyle uyum içinde. Sizi mekanda ilk olarak, eski, turuncu ve oldukça şirin bir minivan karşılıyor! Aslında depo olarak kullanılan bu minivan, mekanda yaratılmak istenen enerji için biçilmiş kaftan. Mekanın girişindeki aksta ise, rahatça dışarısı izlenebilecek ahşap masalar, bir bistro düzeni oluşturuyor. Yerde ise siyah beyaz karolar var. Üstünde yine romantik sayılabilecek bir mobilya seçimi, giyotin pencereler, pirinç kapı penceresi. Kapıda ise koruyucu olarak ‘aslan’ tokmağı. İçeride ise, kitaplığın çevrelediği yeşil deri koltuk ve loş bir ortam. Gel, kitabını al, tüm gün oku… Kenarda bir plakçalar ve yanında eski plaklar. Ortam geçmişe ait olmasına rağmen, çok kendine has bir şekilde çünkü aslında hem hayatın içinde, kalabalığın tam ortasında, hem de bir o kadar izole ve insanı kendi düşünce ve duygularına ait, saf bir dünyaya yolculuğa çıkarıyor. Bir yere bakıp, bir yeri hatırlıyorsunuz içeride. Ruh halinize göre. Kimi melankolik olmayı sever, kimi ise bir yaz gününde açılmış neşeli bir şarkıya hasret duyar. Burası kendinizin en güzel halinizi özleyebileceğiniz ve bulabileceğiniz bir yer. Veya tam dersi, geçmişe dönmek de bir kaçıştır. ‘Sanat kültürel bir mirastır’ ve burada ‘çöpçülük’ten doğan bir kültür bolluğu mevcut. Entellektüel kapasitesi çok geniş bir yer.

‘Masalar dışında her şey satılık’ mottosuyla ilerleyen mekanda, deri taburelerden tutun, duvarlardaki tablolara kadar her şey bir antique shop düzeyinde satılık. Fabrikasyon olayı da yok burada. Ezel Hanım yapıyor pastaları, Kerem Bey’in eşi. Burada 7 çeşit filtre kahve, 12 çeşit çay ve 4 çeşit pasta bulunuyor. Organik malzemelerin kullanıldığını söylesem hiçbirimiz şaşırmayız gibi.

‘Burayı açtığınızda ne hissettiniz?’ diye soruyorum Kerem Bey’e, ‘Bütün emekleriniz sonuç verdiğinde’. 15 Eylül’ü 16 Eylül’e bağlayan gecede, sabaha karşı 3.30’da bitmiş işler. ‘Açtın ya’ demiş kendine, tatlı bir yorgunluk… Gayet kibar bir tutuma sahip olan garsonlar zaten mekanın arkasındaki ideolojik adımlar hakkında büyük ipuçları veriyor. İlk başlarda yakın çevreden edilen ricalar, biri birine soruyor, biri mekanın başında duruyor, biri gidiyor eve uyuyor. Bu mekanın bana hissettirdiği en büyük duygu, niteliğin nicelikten önce geldiği. Çok boş muhabbet yapmak istemiyorum burada. Uzun zamandır kendime söz verdiğim ama vakit bulamadığım için okuyamadığım güzel kitapları burada eskitmek veya bir kalem alıp içimi dökme isteği veriyor burası bana. Ya da herhangi bir arkadaş buluşması yapmak yerine özel insanlarla buluşmak, geçmişi yad etmek…

Umarız ki yakında Faust 2 gibi süprizler çıkar karşımıza! Bu sefer bir şarap evi olur, ne dersiniz? Daha yoğun felsefeler yapmaya başlayabiliriz o zaman…

 

 

REFERANS

https://eksisozluk.com/faust-coffee-and-antique-shop–5483532

http://www.filozof.net/Turkce/edebiyat/dunya-edebiyati/44811-faust-kimin-eseridir-kim-yazmistir-hakkinda-bilgi.html

 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?