Esintili Bir Mavi Durgun Bir Eflatun

Notalar üstünde taşındı tüm renkler

| Haziran 2018


Olimpos’un liri duyuluyordu uzaktan… Bir defne ağacının dallarına değen güneş değildi, daha yüce daha eşsiz bir varlıktı. Güneşin, sanatın, müziğin, bilimin tanrısı Apollon kudretli ellerini doluyordu defne ağacına. Apollon eline altın sarısı okunu aldı, ince zekâsının izlerini taşıyan çehresi aydınlandı aniden. Bu dünya tek düze, bu insan bir birine eş gri yalanlara inanmış kurban. Gördükleri aynı, duydukları aynı, ürettikleri aynı. Çattı kaşlarını, ne çok, ne de az,  birkaç düzine oku fırlattı dünyanın dört bir yanına. Karıştı insanoğluna Appolon’un güneşinden kopan oklar. Herkes farklı olmalıydı… O, farklılığın önemli olduğu bir dünya istiyordu. Kayan birer yıldız gibi süzülen oklar değiştirdi insanı…

Şimdi gözlerinizi kapatın ve en sevdiğiniz şarkıyı açın… Hafif esintili maviler, durgun eflatunlar beliriyor mu karşınızda? Şarkıda ki bazı kelimeler ağzınızda tatlı, acı ya da ekşi bir tat bırakıyor mu? Bu anlamsız gelen durumdan en az birini yaşıyor iseniz siz de Apollon’un neşeli armağanına layık olmuşsunuz demektir. Bizler bu karmaşık duruma en uygun olan yunan kökenli ve algı birleşimi anlamına gelen “Sinestezi” adını takmışız. Tıpta ise bu durum, bir duyunun uyarımı sırasında, başka bir duyunun da otomatik olarak tetiklenmesiyle açıklanmıştır. Yani işitme duyusuyla, görme duyusu ya da tatma gibi duyuların bir arada harekete geçmesiyle oluşan ve çok az insanda görülebilen olağanüstü bir yetenek. Ben de bu yazımda bu muazzam hediyeyle doğmuş bir sanatçıyı tanıtacağım sizlere…

Melissa McCracken Kansas City’de hayatını huzurlu ve kendinde hiçbir farklılık hissetmeden sürdürüyordu. Müziğin kulağına değdiği günden beri, beyninin bir köşesinde ona eşlik eden, spontane gibi görünen renk dizileriyle yaşıyordu. Belki bunu eğlenceli buluyor ama bunun herkesde olduğunu düşünüp kimseyle paylaşmıyordu. Ta ki 16 yaşına gelene dek… Melissa bir gün telefonuna melodi seçmeye çalışırken turuncu bir melodi bulur. Bunun mavi renkli telefonuyla mükemmel bir uyum sağlayacağını düşünür. Heyecanla arkadaşına turuncu melodiyle telefonun renginin birbirini tamamlayacaklarını söyler. Arkadaşı defalarca ona ne demek istediğini sorar. İşte o gün Melissa müziğin ve renklerin sadece onun için dans ettiğini anlar. Onda sinestezinin bir türü olan “kromestezi” vardır. Yani dinlediği her müzik onda farklı armonideki renklerden senaryolar çıkarıyordur.

Sanki yalnızca kendinin anlayabileceği ve kendini anlatabileceği bir dil vardır müzikle arasında. Renklerde onun aracı oluyordur bu minik yolculukta. Anıları renklerle özdeşleştirdiği için geçmişindeki şarkıları resmetmeye karar verir. Abisiyle birlikte dinlemekten çok zevk aldığı Jimi Hendrix ‘in Little Wing şarkısı ile bu dili başka insanlara da iletmeye başlar. Birçok türden ve sanatçıdan parçaları soyut çalışmalarında resmeder.

Melissa gitarların melodilerini altın renkli, piyanonunkini mermer rengi gördüğünü, funk gibi ritmi yüksek müzik türlerinde canlı renkleri örtüştüğünü söylüyor. O renklerini notalarda taşıyor ve resimlerini bu hastalıktan habersiz hayatları sürdüren birçok insana farkındalık yaratmak ve ilham olmak için sergiliyor.

Kimbilir belki de bu sayede duydukları turuncu renkte kare saksafonla, limon sarısı daire bir çellonun valsinden korkmaktan vazgeçer de eşlik etmeye başlar insanlar…

Appollon da yeşil oval liriyle katılır belki bu senfoniye…

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?