Duygu ve Mekan

Mekan Tasarımının İnsanların Duyguları Üzerindeki Etkisi

| Kasım 2016


İnsanının hayatında unutamadığı, sürekli başa sarıp tekrar tekrar üzerinden geçtiği, hatırladıkça mutlu olduğu bir sürü anısı vardır. Yaşadığımız akıl almaz mutluluklar, çok sevdiğimiz bir yakını kaybettiğimizde hissettiğimiz o dayanılmaz acı, doğum günlerinde pastanın üzerindeki mumları üflerken aklımızın bir köşesinde beliren umutlarımız ve ilkokulda öğretmenimiz bizi takdir ettiğinde hissettiğimiz gurur, terfi aldığımızda hissettiğimiz haz. Bu tarz anılarımızı tekrar keşfetmek bize birçok zaman mutluluk verir. Bazen bizleri üzse bile yine de düşünmemizi, ders çıkarmamızı ve hayata daha farklı gözlerle bakmamızı sağlar. Bu anıları hatırlamak için önce neler yaptığımızı hiç düşündünüz mü? O an ki duygularımızı, hareketlerimizi hemen hatırlayabilir miyiz? Bir şeyi hatırlamak için beynimiz bize ne gibi oyunlar oynuyor?

Genellikle insan beyninin mekânları akıllarında canlandırmaktır. Önce bir kafenin girişini, sonra sandalyelerini, uygun masanın neresi olabileceğini, ardından hangi sandalyeye oturduğunu hatırlar. Daha sonra arkadaşlarıyla neler konuştuğunu, hangi esprilerin onu kahkahalara boğduğunu ya da aklı dağılıp karşıdan gelen insanlara bakarken neler düşündüğünü hatırlar. Her ne kadar uzun gözükse de mekânı aklımızda canlandırmak çok kısa bir zamanda olur.

İşte bu gibi durumlar göz önünde bulundurulduğunda aslında mimarların, iç mimarların, peyzaj mimarlarının insan hayatı için ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz çünkü bir mekânı şekillendirmekten çok, insanların anılarını şekillendiriyorlar. Hem akıllıca bir dokunuşu gösterebilmeli hem de bunu sanki olağan bir şeymiş gibi aktarabilmelidirler.

Peki, insanların anılarını şekillendirmek ne demek? Düşünün ki küçük bir odadasınız, aydınlatması yeterince iyi değil, pencereler yeterince büyük değil, oda için seçilmiş renkler biraz koyu, mobilya seçimleri ise genellikle oymalı ahşap gibi malzemelerden seçilmiş. Büyük bir giriş kapısı var fakat çok ağır bir malzemeden üretilmiş ve kapıyı açmak yeterince zor. Üstüne üstlük oda en fazla 2 kişiyi alabilecek bir konumda ve tavan olması gerekenden biraz daha alçak. İşte böyle bir odada olduğunuzu hayal edebilirseniz, keşke hayal etmeseydim diyebilirsiniz. Yeterince iç karartıcı gibi duran bu oda daha anlatmaya başladığım ilk andan itibaren motivasyonunuzda bir düşüş oluşturmuş olabilir. Bu problemin çözümü de yine bizlerde, yani tasarımcılarda!

Şimdi aynı odayı tekrar düşünmenizi rica ediyorum sizden. Küçük bir farkla tabi ki: Ortada bir masa (yine ahşap ve oymalı ağır bir mobilya olabilir) üzerinde gümüş tabaklarda servis edilmiş enfes bir akşam yemeği ve hemen ortada bir tane mum. Yine aynı ışık, her yer loş fakat bu sefer ki duygu tanımınız büyük ihtimalle romantik olacaktır. Belki arkadan bir de müzik sesleri gelmeli, ne dersiniz? İşte böyle bir odada geçireceğiniz romantik birkaç saati unutma şansınız pek yoktur. Aksine sürekli aklınızda tekrar edip sanki o anı yeniden yaşarmışçasına üzerinden bir daha geçersiniz.

Kısaca tasarım olayına sadece “Bak ne kadar farklı bir tasarımmış, alsam salonumun köşesinde ne kadar güzel durur, değil mi?” diye yaklaşmamak lazım. Bir tasarımcı sadece mekânları tasarlamaz, aslında insanların duygularına, anılarına, hayallerine de bir yerde yön verir. Bu yüzdendir ki bir tasarımcı olma yolu engebeli, tümsekli ve hiçbir zaman bitmeyen bir yoldur.

Editör: Serra Koz

Editör Yardımcısı: Beyza Koz

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?