Dürtülere Geri Dönüş

İnsanlığımızın evrimi bir döngüden mi ibaret?

| Şubat 2017


Beatriz Colomina ve Mark Wigley’in üzerinde durduğu “Human is the designing animal. (İnsan, tasarlayan bir hayvandır.)”  yargısıyla boğuşmaktayım birkaç gündür. Normal üstü bir zeka dahilinde tasarlanmış olan kahve bardağımdan yine kıvrak bir aklın ürünü olan öğütülmüş kahvemi yudumlarken kafamın içinden yüzlerce olasılık geçiyor. Paraya ve kariyere olan hırsımız, insanlara olan hislerimiz ve içimizde saklamaktan bile aciz olduğumuz egomuz önümüzde apaçık dururken, hayvanlardan bir adım önde olmamızı sağlayan esas şeyin yaratıcılığımız olduğunu fark eder gibiyim.

Bahadır Baruter – İstiklal Caddesi

Bahadır Baruter’in “İstiklal Caddesi” geliyor aklıma. İstiklal’e toplanmış binlerce insanın tasarımla savaşı adeta. Üzerlerinde bunca uğraşılmış, düşünülmüş ve tasarlanmış binaların ortasında kalakalmışız. Belki de hayvanlar gibi grup halinde yaşamaya başladık sadece. Belki de tasarladıkça yalnız kalamadık, bir karmaşanın ortasına attık kendimizi; veya çok yalnız kaldık, bunca kalabalık içinde bir tane bile dostumuz olmadı. Gökdelenler tasarladık ancak güven tasarlayamadık kırılgan ruhları yatıştırmak için. Kalabalıklar içinde sevdiğimiz insanlar tasarlayamadık kendimize belki de, bize o şans verilmedi sadece. Bazı ihtiyaçlarımız için aşırı tasarladık, bazılarından koşar adım kaçtık belki de.

İhtiyaçlarımızı elde etme karşısında duyduğumuz isteğin, bizi tasarıma ittiği apaçık. Bu yüzden hayvanlar gibi çıplak gezmiyor, çiğ et yemiyor ve ilkel dürtülerimizi mümkün olduğunca engellemeye çalışıyoruz. Tasarımlarımız geliştikçe ilerliyor muyuz peki bu hayatta kalma savaşında?

Evet çıplak gezmiyoruz. Ancak günümüz moda anlayışı sayesinde çıplak gezmeyi tercih eder hale gelebiliyoruz, “moderniteye katılmış bir başarı daha” olarak görüyoruz gösterdiğimiz her deri parçamızı. Soyundukça hayvanlaşıyoruz belki de, tasarımlarımız geliştikçe sadeliğe ve azlığa susuzluğumuz artıyor belki de.

Evet çiğ et yemiyoruz. Ancak oldukça lüks bir Fransız restoranında, kandan neredeyse görünmeyen bir avuç ete bir memurun aylık maaşını ödediğimiz için oldukça minnettarız. Bizim tasarım açlığımızın bir sonucu olan ateşte eti pişirmeyi öğrendik, binlerce farklı pişirme tekniği tasarladık zihinlerimizde ve bunları yine bizim tasarımımız olan çelik tezgahlı gastronomi okullarında öğrendik. Ardından tüm bu tasarımlarımız bizi o eti çiğ yemeye geri götürdü.

Evet ilkel dürtülerimizi mümkün olduğunca engellemeye çalışıyoruz. Tasarımın zeka ile birleştiği kusursuz toplantı odalarında geleceklerimizi tartışıyor, bizi sivilleştiren özel tasarım takım elbiselerimizle “yeşil kağıt” transferlerini yönetiyoruz. Şehirler kuruyor, şehirler yok ediyoruz. Tasarımlarımızla insanları yönetiyor, insanları bombalıyoruz. Bombalanan her mimari tasarım, yerini doğa ananın tasarımı olan ıssız topraklara bırakıyor. Yani günün sonunda yine kıyafetlerinden ve ihtiyaçlarından sıyrılmış hayvanlara dönüşüyoruz belki de.

Aslında tasarımlarımız bizi oldukça öne taşıyor, dünyadaki en ayrıcalıklı varlık olmanın keyfini yaşıyoruz, bu dünya bize aitmiş gibi tüketiyoruz “bizim tasarımımız olmayan” her kaynağı. Suları sanki yarınımız yokmuşçasına açık bırakıyoruz tasarım musluklarımızda, güneşe küfürler edip duruyoruz bizi ısıtan bir mekanizma olduğu için, ağaçların boğazlarını sıkıyoruz “Bize oksijen üretme!” dercesine. Yeni bir tasarım yapmak isterken yeşilliğin o kusursuz tasarımını yok ediyoruz, mimariyi doğal yollarla üretilen doğal yapı elemanlarıyla taçlandırmaya çalışıyoruz her defasında. Ancak her zaman, içi tasarlamak için alev alev yanan o düşünceli hayvanlara dönüşüyoruz belki de.

Bizim sorunumuz düşünmek değildi belki de. Bizim sorunumuz tasarlamak değildi belki de. Bizim sorunumuz duygularımız değildi belki de. Bizim sorunumuz, biz ne düşünürsek düşünelim, ne tasarlarsak tasarlayalım, ne hissedersek hissedelim, içimizde yaşayan ilkel hayvan dürtülerine geri dönmekti belki. Marine edilmiş ve 35 farklı sosla şenlendirilmiş bir etten kanlı olana geri dönmek sadece bilinçaltımızın bize empoze ettiği bir algı belki de.

Belki de tasarımlarımız bitti.

Belki de doğayı özledik.

Belki de sadece bir şeyler tasarladık, hayvandık.

 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?