Dünyanın Ötesinde Mimari

Geleceğin Dünyasına Bir Bakış

| Nisan 2018


Mimarlığın temel amacı insanların en temel ihtiyaçlarından biri olan barınma ihtiyacını karşılamaktır. Bu ihtiyacın büyük bir bölümünü şimdiye kadar dünyayı kullanarak, yapılarımızı dünyanın üzerine inşa ederek karşıladık. Fakat biz her zaman meraklı canlılardık ve bir gün bu merakımızı dünyanın ötesine, uzaya diktik. Her ne kadar bu merak çok eski zamanlara dayansa da gerçekten uzaya gidebileceğimizi 20. yüzyılın ortalarında anladık. 2. dünya savaşındaki Alman roket teknolojisi bize uzaya gidebilecek bir aracın yapılabileceğini gösterdi. Ve uzaya gidebileceğimizi anlamamız bizim aklımızda çeşitli soruların oluşmasına sebep oldu. Bana sorarsanız bu soruların en önemlisi uzayda bir yada birden fazla insanın belirli bir sürede nasıl rahat bir şekilde kalabileceği sorusudur. Bildiğimiz üzere uzaydaki koşullar Dünyadaki koşullardan çok farklıdır. Uzayda 5 yıldızlı bir otel kurmak yada çadırla kamp yapmak biraz imkansız. Uzay da kalmak için bunlardan daha fazla özelleşmiş yapılara ihtiyacımız var. Tabii ki de o dönemin bilim insanları bu sorunun farkındaydılar ve bizim uzayda rahat bir şekilde kalabileceğimiz mekanlar üzerine oldukça kafa yordular.

Uzayda bir yapı tasarlarken karşılaşacağımız iki büyük sorun var; uzay koşullarının Dünyadakinden çok farklı olması ve uzaya bir şey göndermenin maliyeti. Maliyet sorunu yüzünden ne yazık ki geniş, ferah bir yapının yapılması pek olası değil. Bu sebepten dolayı bu yapılar az hacim (daha doğrusu kütle) kaplayan yapılar olmak zorundalar. Örneğin ISS (Uluslar arası uzay istasyonu) de kalan astronotlar içeride hareket ederken en fazla iki kişi yan yana yürürlerse rahat edebilirler. Oldukça dar ve uzun bir yapısı var. Dünyadaki bir yapıda böyle bir geçiş yolu tasarlamak pek mantıklı değilken maliyet sebeplerinden dolayı uzay için bu oldukça mantıklı. Bu dar alanlar sadece geçiş yolları için geçerli değil. Mesela yattıkları yerlerin içine sadece bir kişi ve kişisel eşyaları sığabilir. Evet hacim oldukça az fakat var olan bu hacmin olası her noktasına fonksiyonel bir işlev atanmış durumda. Zeminde çalışmak için yer var, duvarda tuvalet var, tavanda bilgisayar var gibi.

Bir diğer sıkıntı da yer çekimin olmayışı (gerçi uzayın bu özelliği bir dezavantajdan çok bir avantaja dönüştürülmüş durumda). Biz dünyaya bir yapı tasarladığımız zaman bu binanın ayakta kalıp kalamayacağını, depreme dayanıp dayanamayacağını düşünmek zorundayız. Uzay için tasarlanan bir yapıda buna pek kafa yormamıza gerek yok. Çünkü yer çekimi yok. Ama bu yapıların uzaya çok yüksek bir ivme ve kuvvetle yollandığı için oldukça dayanıklı olmaları ve uzay koşullarında güvenli olmaları gerekmekte. Yer çekimin olmayışı aynı zamanda yaşayış biçiminde de farlılıklar oluşturmakta. Uzayda tam olarak ayakta durduğumuzu yattığımızı hissedemeyiz. Normalde duvar olarak gördüğümüz yüzeyi doksan derece kendi etrafımızda döndükten sonra zemin olarak görürüz ve bu fakrı beynimiz anlayamaz. Çünkü dünyada olduğu gibi yer çekiminden kaynaklanan bir referans noktasından bahsedemeyiz. Bu negatif bir şeymiş gibi görülebilir ama aslında dünyada çalışmak için kullanmanın güç olduğu tavanı bile oldukça fonksiyonel bir yüzeye dönüştürmemize olanak sağlamakta. Örneğin bir odanın duvarlarında zemininde tavanında birbirlerine bakan küçük yatak odalarının olduğunu düşünelim. Bunu dünyada yapmak pek akıllıca değilken uzay koşulları için oldukça mantıklı.

Uzay koşulları için dikkat etmemiz gereken çok konu var. Örneğin yapıyı uzaya gönderirken sürtünmeden çıkan ısıya karşı dayanıklı olması gerekmekte. Aynı zamanda uzaydaki radyasyona, küçük meteor çarpmalarına da dayanmalı. Buda uzaydaki yapılar için yeni materyaller üretilmesine yol açmıştır ve bu sorunlar bu materyaller ile giderilmiştir. İlginç bir şekilde bu materyaller sadece uzaydaki yapılarda kullanılmıyor. Özellikle Frank Gehry bu yeni materyallerle dünyaya farklı yapılar kazandırmıştır.

Bu söylediklerimize bir örnek olan ISS den biraz daha bahsetmek gerekli. ISS tasarımdaki bir deneydir. Amacı mürettebatı için bir barınma ve çalışma ortamı, ileri ki çalışmalar için bir uzay üssü, deney ve gözlem aracı olmaktır. ISS de modular bir sistem vardır. Farklı ülkelerin inşa ettiği bu modüller uzayda birleşerek kompleks bir yapı oluşturmuştur. Amerikan, Japon ve Avrupa modülleri 4 temel prensibe sahiptir: Modular olma, sürdürülebilirlik, yeniden ayarlanabilme ve erişilebilirlik. ISS bizim uzun bir süre uzayda kalabileceğimizin ve mimarlığın modern çağda sadece dünyada kalmayıp daha geniş ufuklara yelken açtığının bir göstergesidir.

Ve ISS i daha çok merak edenler için bir video…

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?