Dünya Kadınlar Günü

8 Mart

| Mart 2018


Üzgünüm. Çok üzgünüm. Neden mi? Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar günü nedeniyle  güzel şeylerden bahsetmek isterdim fakat kadına şiddet, ölüm ve tecavüz haberlerinin her geçen gün daha da artarak devam etmesi bu isteğime engel oluyor. Maalesef, ülkemizin önde gelen isimleri dahi ERKEK EGEMENLİĞİNDE bir yaşamı, mesleğe sahip olunsa bile çalışmamayı tercih ettiğini ulusal bir kanalda çıkıp rahatlıkla söyleyebiliyor, böyle bir ortamda kadına şiddet oranının her geçen yıl artmasına şaşmamak gerek. Anlaşılması güç değil, ne yazık ki bu konuda bir algı oluştutulmaya çalışılıyor. Kadının ve erkeğin birtakım görevleri oluğundan bahsediliyor, aslında ‘GÖREV’ diye bahsedilen dayatmalar cinsiyet ayrımı olmaksızın ortak yapılması gereken şeyler olduğu anlaşılmıyor. Birlikteliklerin hizmet ve görev dağılımına göre değil, sevgi ve saygı üzerine kurulması gerekiyor. Çünkü demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Medeni kanunun 1926 yılında kabul edilmesiyle birlikte kadın-erkek eşitliği sağlanmış oldu ve bundan 80 küsür yıl önce kadın erkek eşitliği sağlandı. Geçmişten bu güne, iş hayatında başarılı birçok kadın: mimar, mühendis, doktor, bilim insanı, sanatçı var. Çünkü kadınlar her şeyi başarabilir ve başarıyorlar da. Gelin bağımsızlığımızın ayaklar altına alınmasına izin vermeyelim, dik durmaya devam edelim. Kabul etmeyelim bize empoze edilmeye çalışılan bu hastalıklı düşünceleri.

ÇÜNKÜ

Kadın, çiçek değil, ev kuşu değil, kenar süsü değil, kuluçka makinesi değil. Kadınlar üreten, çalışan, kendi başına var olan, katma değer yaratabilen varlıklardır.

”İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?”

 – MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Türk kadını böyle bir muameleyi kabul etmeyecektir. 

Ataerkil düzende kadın olmak kadar erkek olmak da zordur. Çünkü bize doğduğumuzdan itibaren öğretilen yargılar vardır. Pembenin kız rengi olduğu, mavinin ise erkek rengi olduğu toplum tarafından bir tabu haline getilirmiştir.  Erkek çocukları arabalarla oynarken kız çocukları ise barbie bebekleriyle oynar. Bu ilerleyen yaşlarında da devam eder. Erkekler ağlamaz derler, kız gibi oynama derler, adam gibi yap derler. Böyle olmak zorunda değildir, erkekler de bir filmde ağlayabilir, güçsüz hissedebilir, futbol izlemekten hoşlanmayabilir. Toplumda bizlere öğretilen bir takım yargılar olduğu için bunları dışarıya vurmaktan kaçınırlar. Bu yargıları yıkmak zor görünse de imkansız değildir. Çok basit olduğunu düşündüğünüz kelimler bile aslında insanları ve toplumu farkında olarak veya olmayarak çok etkiler.

 

 

 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?