Dört Köşeli Üçgen

The Four-Cornered Triangle

| Kasım 2020


Bir Yerli Olmak 

   ‘’Nerelisin? ve ‘’Neresindensin?’’, içinde yaşadığımız alanların zamanla bizde oluşturduğu ve kendiliğinden davranışlarımızı üzerine kurduğumuz iki basit sorudur. Dönüp dolaşıp aynı köşede buluşulan ortak adreslerdir. Köşelerin birleşmesiyle oluşan bütün, bulunduğumuz alanı tanımlar. Bu ortak alanın oluşmasında etkili faktörlerden biri olan kendiliğindenlik hali, biçimlerle oynayabilme özgürlüğümüzle doğrudan ilişkilidir. Bir başka deyişle, dört köşeli bir üçgen yaratmak mümkündür ve bu köşelerin sınırlandırdığı bir ortaklık ilişkisi dahilinde bütünü sınırlarından özgür kılar.  

“To Be from Somewhere” 

“Where are you from?” and “Where about?” are two simple questions on which we build our by-itself actions, created by the spaces we live in. They are the common addresses with the corners of coming full circle to. The whole, formed by the unity of the corners, defines the space we are in. The state of being by oneself, effective in the creation of this common space, is directly related to our freedom of playing with shapes. In other words, it is possible to create a four-cornered triangle and this frees the whole from its limits within a partnership. 

 

“ Biçimin Olanakları’’ 

    Biçim sınırlandırır ve hiçbir form olduğu haliyle tek başına işlevsel değildir. Biçimin olanak fikri, sahip olunan formu kendi düzeninde kabul eder ve böylece değerlendirir. Birbirinden farklı biçimler birbirleriyle örtüşebilir veya kesişebilir. Bununla birlikte, biçimler kendi bütünlüklerini bozan herhangi farklı bir biçimle karşı karşıya geldiğinde başarısız bir ortaklık ilişkisine sahip olmaları muhtemeldir. O halde bir üçgen, bir dikdörtgenin içinde pek tabii işlev bulabilir fakat bu iki formun girişiklik hali -başarısız sayılmaması adına- nasıl değerlendirilmelidir? Köşelerle sınırlandırılmış iki formun hareket ve birleşmeleri gerçekte estetik olarak bir bütünlüğe asla erişmeyebilir. Bu duruma verilebilecek en basit örnek; bir nesneye farklı bağlamlarda yüklediğimiz farklı anlamlardır. Örneğin bir nesne olarak kitabı çembersel formda düşünemezken dört köşeli halini yadırgamayız. Bunu imgeleştirecek olursak, bazı soyut duyguları somut bileşenlerle eşleştiririz. Girişik duygular veya düşünceler için, çoğunlukla basit formları ve bağdaşıklıkları seçeriz ki bize anımsattıkları en az karmaşıklık düzeyinde en çok ilişkilendirmeye sahip olsunlar. Dolayısıyla, köşelerle belirlenmeden de sınır oluşturulabilir fakat alışılagelmişin dışında kalması mutlaktır ve nesnenin/ estetik formun zamandaki yeri birtakım normları aşıp kendini gösterebilmesiyle algılanır.  

“The Possibilities of Shape” 

Shape limits and no form is functional on its own. The idea of the possibility of shape accepts the existing form in its own order and thus interprets. Different shapes can overlap and intersect. Nevertheless, when shapes meet others that damage their wholeness, it is possible for them to have an unsuccessful partnership. Therefore, a triangle can function in a tetragon all very fine but how –in order for it not be regarded as unsuccessful should this state of intricateness be evaluated? The movements and unity of two forms limited by corners may never reach a wholeness. The simplest illustrations to this are the different meanings we attribute to an object in different contexts. For instance, we do not find a book in tetragon shape odd but we cannot easily imagine a circular one. Reimagining, we associate some abstract emotions with tangible components. For intricate emotions and thoughts, we mostly choose simple forms and correlations so that they remind us of a maximum level of the association at a minimum level of complication. Thereby, limits can be set without the determination of corners but it is essential for them to stay out of the usual and the place of the object/aesthetic form in time can only be perceived when it exceeds the norms and shows its face.  

 

“ Çanlar Kaç Derecede Çalar? ’’ 

   Biçimin zamandaki yeriyalnızca özgünlüğüyle değil uyumluluğuyla da doğrudan ilgilidir. Çok yüzeyli olan biçim, içindeki formları koruyarak estetik bir görünüm edinebilir; böylece ilk çan çalar. Peki bu görünüm sınırlandırmayla mı kazanılmalı yoksa sonsuzlaştırmayla mı? Sonsuz sınırlı bir çember mi sonsuz sınırsız bir çember mi? Sınırlandırmak için dört köşeli üçgenimizi çembere hangi açıyla yerleştirmeliyiz ki çan, zamanda bizim için de bir sonsuzluk yaratarak  çalsın? Bütünlük, dışlama eylemleri ile yaratılıp sürdürülebilir. Öyle ki, çemberin dışına eklenen bir dört köşe de bütüne dahil olabilir. Çanların temsil ettiği zamanda iz bırakma eyleminibir sese sahip olmakla da ilişkilendirebiliriz: doğru yerleştirmede ses çıkarıp kendini duyurabilmek... Bu dört köşe, çemberin içine öyle bir açıyla konumlanmalı ki, bulunulan yer ait hissettirsin ve sesini duyurabilsin. Biçim ve bütün arasında bulunduğu gibi biz insanlar için de geçerli bir kural sayabiliriz bunu.  

“At What Angle the Bell Tolls? 

The place of shape in time is directly related to not only its originality but also its compatibility. The multi-surfaced shape can acquire an aesthetic appearance by preserving the forms within itself, thus the first bell tolls. So, should this appearance be acquired by limiting or perpetuating? A circle with infinitely many limits or an infinite circle with no limits? With what angle should we place our four-cornered triangle in the circle so that the bell will toll for us, too, creating an eternity in time? Wholeness can be created with exclusion such that a tetragon added outside the circle can become a part of the whole. The act of leaving one’s mark, which is represented by the tolling bells, can also be associated with having a voice: To be able to make oneself heard at the right place…  One should be positioned in the circle with such an angle that the place would provide a sense of belonging and one can make oneself heard. Aside from being between shape and whole, we could also regard this as a valid rule for people. 

 

 

Çemberin İçinde Dört Köşeli Bir Üçgen’’ 

       Bütünü kavrarken bir uyuma sahip olup olmadığına da önem veririz. Köşelerin birleşmesiyle oluşturulan bütün, bir dörtgenin sınırlarını tanımlar. Bu dörtgeni sınırlarının birinden özgür kılarsak yine bir dört köşemiz olur, fakat o artık bir üçgendir. Bütüne ses çıkarabilmesi için bir açıklık tanıyıp bütünün sahip olduğu uyumu bozmayız böylece. Bu dört köşeli üçgeni bir çemberin içine yerleştirdiğimizde ise, ‘’Neresindensin?’’ sorusuna verebileceğimiz sonsuz bir alana sahip oluruz. Bir yere ait olup o yerli olmamak… Sahip olunan yegâne özgürlük budur ve zamanda böylece bir izimiz kalır.  

“A Four-Cornered Triangle in the Circle” 

When we perceive a whole, we also care if it has harmony. The whole, formed by the unity of corners, defines the limits of a tetragon. If we free this tetragon from one of its limits, we would still have four corners but it would now be a triangle. This way, we allow it an open door for it to raise its voice without breaking the harmony of the whole. When we place this dour-cornered triangle inside a circle, we would have an endless space that we could use as an answer to the question: “Where about?” To belong to somewhere without being from it… That is the sole freedom to be hold and it is how we can leave our mark in time.

 

Yazar/ Author: Şebnem SEZGİN

Editör/ Editor: Deniz KARAYTUĞ

Çevirmen/ Translator: Deniz KARAYTUĞ 

Grafik Tasarımcı/ Graphic Designer: Saray Edanur ERDOĞAN

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?