Dekonstrüktivizm 101: Bernard Tschumi

Parc de la Villette

| Mayıs 2019


Mimarinin doğuşu insanoğlunun ihtiyaçlarından ötürü olsa da insanlarda ki yaratma açlığı bu olguya bambaşka bir boyut ve anlam kazandırdı. Aynı zamanda mekân anlayışı yıllar içerisinde birçok farklı üslup ile evirilerek bizlere ulaştı.

Uzun yıllar boyunca mekân anlatısın da amaç farklı ve eşsiz olana ulaşmak oldu. Bu durumunun akabinde estetik ve güzellik kaygısı oluştu. Daha sonra oluşan mekân üsluplarında amaç; güzellik ve estetik kaygısıyla devinim içerisinde olan ve yaşayan mekanlar oluşturmak oldu. Ancak bir noktada mekân kavramının biçemi; estetik ve güzelliği kısıtlayarak uygulayan, köşeli ve kalıplaşmış yapılar da sıkışıp kaldı. İzimler bu noktada hayatımıza girdi. İzimler felsefe ve edebiyatın besleyip büyüttüğü, mimari ve güzel sanatların somutlaştırarak hayatımıza soktuğu, fikir dünyasının meşru çocuklarıdır.

Bu ay Mimarlık tarihinin asi çocuğu Dekonstrüktivizm ile 101’de sizlerleyim.

Even if the architecture was born because of the needs of the humankind, peoples hunger for creation gave this subject an utterly different aspect and meaning. Meanwhile seeking for a place evolved throughout the years with various touches and reached us.

Throughout the long years, the aim of the place narrations was reaching to unknown and unique. Subsequently, this situation formed the aesthetics and beauty concern. The aim of the later formed place styles was creating residences which are in motion with beauty and aesthetic concern and living places. However, at a point, the style of the space concept stucked into moulded constructions which apply aesthetics and beauty with limits. “-ism”s entered in our lives at that point. “-ism”s are the legitimate children of the world of ideas which was upbrought by philosophy and literature and materialized and entered in life by architecture and fine arts.

This month I am here with Deconstructivism 101: The Rebel Child of Architecture History.

 

 

Athletics Center, University of Cincinnati
Cincinnati, 2001-2006

Dekonstrüktivizm’in yaratıcı ve isim babası Derrida, kendi metodunu bir mimari tasarım olarak ileri sürmez.  Felsefe ve mimarlık arasındaki bağ, Philip Johnson, Mark Wigley ve Peter Eisenman tarafından kurulmuştur. Aslında Dekonstrüktivizm; modern dünyanın belirsizlik, yıkıcılık ve yabancılaşma gibi kavramlarını içeren fenomolojinin (görüngü bilim) işaret ettiği tesadüfi dünyayı dışlamak yerine bütün olumsuzluklarıyla kabul eden bir ‘modernizm’dir. Dekonstrüktivizm ya da yapı bozum, 1980’lerin sonlarında ortaya çıkan postmodern mimari akımdır.

Dekonstrüktivizm yapıyı tek bir parça olarak ele almaz parçalara ayırır. Bu parçalama işlemleri mimari tasarımda, formların fragmantizmi (temel formları parçalama anlamında kullanılmaktadır) olarak yaygın uygulama biçimi bulmuştur. Mekân, biçim ve perspektiflerin bilindik öğretilerinden sıyrılan bir yorumlamayı oluşturur Mimari’de.

Dekonstrüktivist mimari, daraltılmış kavramsal ve terimsel boyutlardan uzaklaşarak yapının kör noktalarının aydınlatılmasını sağlamıştır.

Dekonstrüktivist mimaride mekân, dört duvardan ibaret biçim ve kalıp prangalarından kurtulmuştur. Dolayısıyla bu tip bir yapı yorumunda, mimarlığın geleneksel kalıplar içerisinden çıktığını ve kendi karmaşası içerisinde bir denge kurduğunu söylemek yanlış olmaz. Dekonstrüktivizm ’in radikal formu, kilit taşlar ile oluşur.  Hepsi birbirinden bağımsız, parçalanmış ve karmaşık olsa da yapı yükselirken hepsi belli bir şema içerisinde hayat bulurlar. Materyalin kırılışını ve ince ayrıntılar ile işlenen yapının aykırılığını, mekânın anlatısında görebilirsiniz. Bu karmaşıklık temelde yapının saflığını da ortaya açıkça koyar, yıkılacak gibi duran ve dengenizi şaşırtan Dekonstrüktivist yapı bütün sağlamlığı ile karşınızda durur…

Yine de eğer, bu yapılar malzemeleri ve formalarından dolayı izleyici ve kullanıcısında güvensizlik uyandırıyorsa, bu dayanıksız olduklarından değildir. Çünkü yapılar son derece sağlamdır. Fakat alışılmışın dışında bir şekilde düzenlenmiş bizim geleneksel anlayışımızı değiştirmiştir.

 

The creator and eponym of the deconstructivism Derrida don’t even bring his method forward as an architectural design at all. Yet, the connection between philosophy and architecture was formed by Philip Johnson, Mark Wigley and Peter Eisenman. Actually, deconstructivism is modernism which accepts the coincidential world which was showing in the phenomenology including words like modern worlds uncertainty, vandalism, alienage with all of its negative sides. Deconstructivism or structure-breaking is a post-modern architectural flow which appeared in the late 1980s.

Deconstructivism doesn’t handle the matter as a complete but separate into pieces. This separation process finds itself a frequent application as a shape fragmentism (used as tearing the basic forms apart) Space, generates a criticism which eluded from the known doctrines of style and perspective in the architecture.

Deconstructivist architecture by moving the narrowed cognitive and terminological dimensions away made moulds blind spots enlighted.

The space in the deconstructivist architecture freed from the bonds of cut and shape compose only of four walls. Thus it wouldn’t be wrong to say that in this type of a structure remark architecture has left the traditional shapes and maintained a balance in its own intricacy. The radical form of deconstructivism is created with keystones.  All independent from each other, even if teared apart or complex while the construction rises they all spring into life in a definite schema. You can see the breakage of the material and the opposition of the structure which processed with fine details in the constructions narrative. This complexity actually makes the structures purity appears clearly. Standing there as if it is about to fall apart and shaking your, the deconstructivist structure is standing there with all of its strength and durableness.

Nevertheless, if these structures arouse the feeling of unsafeness, it is not because they are undurable. Because the constructures are extremely durable. But forming in a not accustomed organization has changed our conventional point of view.

 

 

(MoPop (Seattle, Amerika, 2000) Frank Gehry)

 

Bu sağlam duruşunun arkasında denge kavramı ile iç içe geçmiş geleneksel mimari olguları var. Bu denge kavramının Dekonstrüktivizm ile yıkılması, geleneksek mimari anlatısını takip eden mimarların keşfettiği hatalar sonucunda ortaya çıkan yeni teknikler sayesinde gerçekleşiyor. Yani bu asi çocuğa Mimari’de hayat veren insanlar aslında geleneksel ve kuralcı mimari’nin sıkı takipçileri.

Dekonstrüktivist mimarlar aslında gelenekseli terk etmemiştir. Aksine, gelenekselin ortasında yerleşerek mimarinin her zaman etkilendiğini göstermiştir bu mimarlar gelenekselin içine iyice yerleşip ve iç mantığına sadık kalarak, zamanla daha güçlü bir şekilde gelenekselin içindeki bazı sorunları keşfetmişlerdir

Dekonstrüktivizm’in ilk profesyonel anlamda mimari metodunun tanıtımı New York Modern sanatlar müzesinde ki bir sergi ile yapıldı. (Modern Sanatlar Müzesi’nin, 1988’de, Philip Johnson ve Mark Wigley tarafından düzenlediği New York Dekonstrüktivist Mimarlığı sergisi) Sergiden sonra akımın mimari metodolojisi ile alakalı birçok soru, cevabını bulmuş oldu.

Modern Sanatlar Müzesi’nin New York sergisi; Frank Gehry, Daniel Libeskind, Rem Koolhaas, Peter Eisenman, Zaha Hadid, Coop Himmelb(l)au ve Bernard Tschumi tarafından yapılan çalışmaları sergilemiştir.

Dekonstrüktivizm’in öncülerinden Bernard Tschumi bu akımın ilk yapılarını veren Mimar’dır. 1982 yılına ait Parc de la Villette mimari tasarım yarışmasında özellikle Jacques Derrida ve Peter Eisenman’in tasarımları ile Bernard Tschumi’nin ödül alan tasarımı, Dekonstrüktivizm akımına önemli etkileri olmuştur.

Paris’in en büyük kent parkı için Tschumi’nin tasarımının seçilmesinde ki en önemli sebep, dönemine göre bu kent park’ın modern ve yenilikçi bir üslup ile yorumlanmasıdır.

 

Behind this strong standing, there are traditional architectural facts which concentric are with balance. Falling this concept of balance with deconstructivism, came into existence thanks to the new techniques which was formed by dense tradition follower architects’ by their exploring the mistakes. Thus the ones bringing this rebel kid to life in the architecture is the strict followers of traditional and rule-based architecture.

Deconstructivist architects in the core didn’t leave the tradition behind. In contrast, by settling to the centre of tradition it shows that architecture always be effected. These architects settled fully into the centre of tradition and, by staying loyal to the inner sense, explored some errors in the traditional strongly in time.

Desconstrucitivsm’s first professional architectural description was made with an exhibition in the New York Modern Arts Museum. (“The exhibition of New York Deconstructivist Architecture” which was organized by Philip Johnson and Mark Wigley in the Modern Arts Museum in 1988) After the exhibition, a lot of questions on the architectural methodology of this flow found the answer.

New York Exhibition of Modern Arts Museum exhibited artworks from Frank Gehry, Daniel Libeskind, Rem Koolhaas, Peter Eisenman, Zaha Hadid, Coop Himmelb(l)au and Bernard Tschumi.

Bernard Tschumi is one of the first architects who gave the first examples of this flow. The designs of Jacques Derrida and Peter Eisenman which belongs to the Parc de la Vilette in 1982 and Bernard Tschumi’s awarded design had important impacts on the deconstructivism flow.

The most crucial reason of Tschumi’s designs winning for the greatest city park of Paris is his remarking this city park with a modern and new style.

Parc de la Villette
Paris, 1982-1998

Bu yarışmada 470’den fazla yarışmacı arasından seçilen bu tasarım Mimari’deki Dekonstrüktivist yorumunun temelini atar.

Parc de la Vilette projesinin temeli 1960’lara dayanıyor. Bu proje (Parisi güzelleştirelim) yenileme çalışmaları ile başlamış. Büyük alanlarda yenileme ve geri dönüşüm yapılmış ve kent parkı projesi için büyük bir alan ayrılmış. Parc de la Vilette’in organizasyon prensibi 3 öge etrafında şekillendi; Tschumi bunları noktalar, çizgiler ve yüzeyler olarak sınıflandırdı. 55 hektarlık bu büyük alan, grid (ızgara) oluşturan 35 noktayla düzenlendi. Bu noktalara Tschumi ‘follies’ yani ‘süs olarak yapılmış bina’ adını verdi.

Bernard Tschumı için mimari de var olan mekân ve biçim ilişkisi onun için her zaman yetersiz kalmış. Bu yüzden kendi dönemin içerisinde Dekonstrüktivizm’in temellerini yavaş yavaş işlemiş… Mimarlık dünyası biçim-işlev ilişkisinin anlaşmazlıklar tanımladığını keşfetmiş ve sonraki dönemde bu uzlaşmazlıkların nasıl giderileceği arayışı içine girdi. Modernistlerde Brütalistler’e kadar her nesil, biçimle işlevi nasıl bir araya getireceği sorguladı. Tschumi biçim işlevi izler deyişini fazla ciddiye almıştır. Biçimle işlevin nasıl bir araya getirileceğini düşünmedi. Onları kendi halinde bırakmayı önerdi. Bu durum da Dekonstrüktivist düşüncenin mimari’de bulunan metodolojisinin gelişmesini sağladı.

Tschumi’nin oluşturduğu projede ki Dekonstrüktivist yapılara bakacak olursak; Şehir ile etkileşimi ve dinamiği yüksek tutmak istediği için geleneksel mimari kuramından uzaklaşıyor ve alanı, kendi biçemi ile tasarruf ediyor.

Planladığı sistem ile yapılar, şehir ile örtüşüyor. Buda şehir ve parkın sürekli etkileşim halinde olmasını sağlıyor. Yapılar gündelik hayat ile entegre hale geliyor.

 

In this contest being chosen among more than 470 contestants, this design makes a base for the deconstructivist remark.

The project of Parc de la Vilette based upon the 1960s. This project has begun with the renewal actions in Paris. There is a vast area separated for the renewal and recycling for the city park project. Organisation principle of the Parc de la Vilette was shaped around 3 main subjects; Tschumi classified those as dots, lines and surfaces. 55 Hectares great area held and separated in 35 dots which form grids. Tschumi names this points “follies” which means residences for embellishing.

Place and shape relationship which was already present in the architecture was always inadequate for him. Therefore he embedded deconstructivism bases slowly in his own era. He discovered that the relationship of shape and function is described with obscurities and later on searched how to overcome these obscurities. Every lineage from modernists to brutalists questioned how to bring shape and function together. Tschumi took seriously the proverb form follows function. He didn’t think how to bring form and function together. He suggested leaving them by themselves be. This condition provides deconstructivist thinkings architectural methodology to develop.

When examining the deconstructivist construction project which Tschumi formed; He moves away from the traditional architecture notion, as he wants to keep the dynamics and intercourse with the city high, and made savings in his own style.

The system he planned and the constructions match with the city. And this makes city and parc always communicated. It integrates with daily life.

Park’ın içerisinde atölyeler, spor salonu, oyun alanları, etkinlik alanları; Bilim ve Teknoloji Müzesi’ne ek olarak sergiler, konser alanları, geniş oyun alanları (yazları açık hava sinemasına dönüştürülüyor) sürekli ziyaretçi alabilecek  şekilde tasarlanmış. Yani sürekli devinim haline olan bir alandan bahsediyoruz. Hiç boş kalmayan bu geniş alanların ve atölyelerin yanı sıra  Thusucmi’nin park’ın içerisine yerleştirdiği tema parkları ile ziyaretçilere keşfedecek, düşünecek yeni mekanlar sağlıyor.

 

The park in addition to ateliers, gyms, playing grounds, activity grounds and Science and Technology Museum also includes extra exhibitions, concert grounds, and free time activity grounds -which turns into open cinema halls in summer- and designed to always accept guests. I mean we talk about a place which is always in motion. As well as the never-empty wide grounds and ateliers, the theme parks which Tschumi placed in the park gives visitors new places which they can explore and thing.

Alésia Museum and Archaeological Park
Alésia, 2003-2012

Dekonstrüktivizmin takipçileri “biçim işlevi takip eder”, “biçimin saflığı” ve “malzemelere dürüstlük” gibi prensipleri daraltıcı modernizm “kuralları” olarak görür ve mimariyi bu kavramlardan uzaklaşmayı amaçlar. Kalıplardan sıyrılmış bir mekân anlatısı sunarlar bizlere.

Yapılarını her zaman belli bir işlev üzerine oluşturmak için yola çıkmazlar. Amaç yapıyı kurallara ve kalıplara bağlı kalmadan hayat ile entegre etmektir. Dekonstrüktivizm’de diğer sanatçıların  oluşturdukları eserlere bakacak olursak;  Frank Gehry ve Zaha Hadid’in mimari yorumları, Dekonstrüktivizm ile hemen hemen paralel gitmiş olsa da bazı post-modernizim esintilerini aralarında görebilirsiniz.

Deconstructivism followers see the principles like “shape follows the function”, “purity of shape” and “honesty with the materials” narrow modernism “rules” and aim to take architecture away from this notions. They serve us a space narrative eluded from the mould.

They don’t always hit the road for placing their construction to a determined function. The aim is to integrate the construction with life without sticking to rules and moulds. If we look through the artworks of other deconstructivism artists, to Frank Gehry and Zaha Hadid’s versions, even if it goes parallel to the deconstructivism, it is seen that they have some post-modernism breezes among them.

 

(Haydar Aliyev Kültür Merkezi – Bakü, Azerbaycan (2012) -Zaha Hadid)

 

 

(Louis Vuitton Foundation Sanat Müzesi (Paris, Fransa, 2014)- Frank Gehry)

 

(Walt Disney Konser Salonu (L.A. California, ABD, 2001)- Frank Gehry)

 

Lou Ruvo Center for Brain Health in Las Vegas- Frank Gehry

 

 

REFERANSLAR

 

Abdi Güzer, “Derleyenin Sunuşu: 1970 Sonrasında Mimarlık”, 70 Sonrası Mimarlık Tartışmalar, Mimarlar Derneği Yayınları, İstanbul, 1996, s. 7-8.

Nur Esin, “Mimariye Değişik Bir Bakış: Dekonstrüktivist Mimari”, Mimari Akımlar II, der. 0. Tunataş, Yem Yayın, İstanbul, 1996, s. 49.

http://www.restoraturk.com/index.php/mimarlik/214-mimarligin-uc-noktalari-konstruktivizm-post-modernizm-dekonstruktivizm

http://arsizsanat.com/binalari-insanlastiran-mimar-frank-gehry/

https://www.kilsanblog.com/mimarlik-farkli-ilginc-yapilar/guggenheim-muzesi-bilbao/

https://www.arkitektuel.com/guggenheim-bilbao-muzesi/

Parc de la Vilette

http://www.mimdap.org/?p=4149

 

Grafik: Nur Yılmaz

 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?