Çoğunluğu Öldürmek

Killing The Rest

| Eylül 2020


Sahip olduğumuz en insani özelliğimiz vicdanımızdır. Kendi muhakememizi yapabildiğimiz bir alan olmasıyla bu özelliğimiz bizlere bireysellik kazandırır. Haliyle, bireysellikten doğan vicdan dürtüsü her bireyi kendi vicdanından sorumlu tutar. Bu sorumluluk kişinin başkalarını etkileyen davranışlarının hesabını kendine verebilmesiyle gerçekleşir. Juvenalis’in de ifade ettiği gibi, “İlk ceza odur ki, hiçbir suçlu / Kendi yargıçlığından kurtulamaz.” Bu gerekliliğinden dolayı vicdan dürtüsünün her bireyi iyiye ve doğruya yönlendireceğine inanırız. Bu inanç, kendi yargıçlığımızın yanlış bir durum karşısında rahatımızı bozması, içimize korku salmasından kaynaklanır. Ne yazık ki durum inanmak istediğimizden çok farklı ve göz ardı edilemeyecek kadar hayatımızın içinde. Her dönem her alanda süregelen; son dönemlerde özellikle artan cinsiyetçilik ve ırkçılık bizlere bunu bir kere daha kanıtlamış durumda.

Our conscience is the most human trait we have. This feature gives us individuality by being an area where we can make our own judgment. As a matter of fact, the impulse of conscience arising from individuality holds each person responsible for his own conscience. This responsibility takes place when a person can take account of his behavior that affects others. As Juvenalis stated, “This is his first punishment, that by the verdict of his own heart no guilty man is acquitted.” Because of this necessity, we believe that the impulse of conscience will lead each individual to good and right. This belief is caused by our own judgment to disturb us in the face of a wrong situation, bringing fear into us. Unfortunately, the situation is very different from what we want to believe and is in our lives that cannot be ignored. Continuing in every field of every semester, especially in recent times, sexism and racism have proved this to us once again.

Vicdan dürtüsünün idealize ettiğim gibi olmadığı, birçok belirleyici duygu ve düşünceden sonra ancak bir bireyde vicdan dürtüsünden bahsedilebileceğini anlamak elbette sarsıcı oldu. Sarsıcı durumların en önemli özellikleri ise gerçekleri daha iyi anlamamızı ve onlara daha sıkı sarılmamızı sağlamalarıdır. Bu gerçekler iyi ve kötü olarak ayrılabilir. Bu tür ayrımlar insanlara yol gösterir; onların davranışlarını belirgin bir biçimde şekillendirir. Keşke bu davranışlar için üzerine düşünülmüş, doğru ve yanlış kavramlarının süzgecinden geçirilmiş diyebilsek… Davranışlarımızın oranlamalarında eğilim genellikle katılımın fazla olduğu tarafta oluyor. Bu oranlamalarda düşünen insan sayısı ne yazık ki oldukça az. Bahsi geçen konu üzerinde düşünülmeden, ilk etapta vicdan yargıcımızı hiçe sayarak birçok davranışta bulunmuş olunuyor böylece. Bu tür durumlarda herkesin bir bildiği var da bireyin kendisinin yok.

The impulse of conscience is not as I idealize, but after many decisive emotions and thoughts, one can only talk about the impulse of conscience in an individual Understanding, of course, was shocking. The most important features of shocking situations are that they allow us to better understand the facts and hold them more firmly. These facts can be divided into good and evil. Such distinctions lead people, markedly shaping their behavior. I wish we could say that these behaviors were thought over, filtered through the concepts of right and wrong… In the proportions of our behavior, the trend is often on the side where participation is too high. Unfortunately, the number of people who think in these proportions is very small. Without consideration on the subject, many acts have been made by disrespecting our conscience in the first place. In these situations, everyone knows something, but the individual doesn’t.

Harper Lee “Bülbülü Öldürmek” adlı eserinde çoğunluğa karşı dik durabilmeyi, doğruyu savunabilmeyi hedeflemiş birini anlatıyor. Bu davranışına saygı duyan neredeyse kimse olmamasıyla anlıyoruz çoğunluğa karşı gelebilmenin herkesin harcı olmadığını. Siyahilere yapılan ırkçılık ve eşitsizliği konu edinmiş bu kitap bizlere bazı davranış ve düşüncelerin, bireylerin fikri olmaksızın, alışagelmiş olduğunu hatırlatır nitelikte. Kendinden olmayanı aşağılama ve hor görme bunun en bariz örneklerinden biridir. Vicdan sahibi bireyler bu alışagelmişliği sorgular; yaşanan ayrımcılıklara mantıklı cevaplar arar. Aranan cevaplar bulunamayınca insanlar birbirlerinden ayrılırlar. Düşüncelerine kalbini katanlar ve katmayanlar; belki de kalbi olanlar ve olmayanlar şeklinde ayrılırlar en sonunda. Murathan Mungan’ın da ifade ettiği gibi, “Ya vicdan ya hiç / Bu kadar yalın, bu kadar basit. ”

Harper Lee, “To Kill a Mockingbird”, describes someone who’s aiming to stand up against the majority, defend the truth. With almost no one respecting his behavior, we understand that not everyone can handle standing up to the majority. This book, which is about racism and inequality of black people, reminds us that some behavior and thoughts are customary, without the idea of individuals. Humiliation and contempt of those who are not the same as the person are the most obvious examples of this. Individuals with a conscience question this customarily; seek logical answers to the discrimination. When the answers are not found, people are separated from each other. Those who add their heart to their thoughts and do not add it, perhaps those who have a heart and do not have it at last. As Murathan Mungan said, “It’s either conscience or nothing. It’s that easy, that simple.”

Editör/ Editor: Şule Kipel

Çevirmen/Translator: Furkan Sülümen

Grafiker/Graphic Designer: Vadi Töngür

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?