Chema Madoz-Ars Combinatoria

Chema Madoz Fotoğraf Sergisi

| Haziran 2018


Sınırlarınızın hayal gücünüz olduğu bir dünyada sınırları aşmak.

Bu cümlenin aslında anlaşılması ve aktarılması zor. İnsanı tekrar tekrar okumaya iten, üzerinden zaman geçtikçe anlaşılan, anlaşıldıkça düşünmeye sevk eden ve bu cümleyi bana söylettiren inanılmaz bir fotoğraf sergisi: Chema Madoz Ars Combinatoria. Sıradanlık ve özentilikten tamamen uzak, insan yüreğini ortasından vurmayı başarabilen bir fotoğraf sanatçısının akıl almaz eserlerinin sergilendiği bu farklı dünya 30 Mart-27 Mayıs 2018 tarihleri arasında CerModern’de ziyaretçilerine kapılarını açtı.

Her sanat dalı ve her sergi kendine özeldir. Yepyeni bir dünya, yepyeni bir uzamdır. Aynı sergiler gibi insan kişilikleri de birbirinden özeldir. Her karakter ve her sergi uçsuz bucaksız bir deryadır. Karakterlerin farklılığı her serginin de farklı olmasını sağlar çünkü sergi, sanatçı ile ziyaretçiler arasındaki uzamdır. Her bir serginin birbirinden farklı ve özgün olması da sanatçıların farklı karakterlerinden dolayıdır.

Bazı sanatçılar tanımlara çok iyi uyar. Romantizmin hayranı olanlar, modernizim etkisinde kalanlar, sürrealizmi kendilerine yol seçenler… Her bir seçim bir şeyler getirirken bazı şeyleri de götürür, bir sınır oluşturur. Bu kapsamda bakıldığında Chema Madoz için bir kalıp, bir tanım kanımca mümkün değildir çünkü her eserinde farklı dönemlerden ve akımlardan etkiler görebiliyoruz. Genel olarak günümüz sürrealistlerinden gibi tanımlansa da yeri geldiğinde klasiklerden esinlenerek ya da popülerizmden de bir şeyler aktararak eserlerini ortaya çıkarmıştır. Klişeleşmeler ve kalıplar olmadan kendi uzamında, kendisine özgün bir dil ile aktarır. Eserlerinin anlaşılması ve aktarılması zor bir yöntem izlemektedir Chema Madoz çünkü fotoğraflarını değil, insanların duygularını ve üzerinde bıraktığı etkileri tasarlamaktadır.  Bu yüzden fotoğraflar ilk bakışta anlam taşımıyor gibi gözükse de derinlemesine incelendiğinde farklı birçok anlam çıkabilir. Ortaya çıkan sergi eserleriyle o kadar bütünleşmiştir ki akılda kalan eserler bir bütün olarak geliyor insanın aklına. Adeta bir bütünün içinden parçalar görüyorsunuz. Parçaları birleştirip bütüne varamadığınız için eserlerini algılayabilmek çok zor. Ne yazık ki genel havasının anlaşılmadığı sürece parçaların aktarılması söz konusu değil fakat hayatında belli dönemlerde tekrar tekrar kullanıldığı ve edindiği tecrübeyle kendindeki gelişimi bize aktardığı birkaç can alıcı eseri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Zamansız, mekansız çalışmalarını çok iyi aktarmayı başarıyor Madoz. İnsanların bilinçaltına dokunup kaçmayı ve onları sonsuz bir döngüye sokmayı… Çok basit günlük hayatımızda kullandığımız şeylere akıl almaz anlamlar yüklüyor. Örneğin aşağıda gördüğünüz raflar gibi. Bir rafı neden kullanır insan? Ne taşır bu raf? İstemsizce birkaç kitabı yerleştirmek istiyor insan o rafa. Daha sonra da bir kitap için ne gereklidir diye soruyor insan kendi kendine. Yazar ve fikir geliyor benim aklıma ister istemez. Bir fikir soyut olarak insanın aklında beliriyor sonra da kalem ve kâğıtlarla somutlaştırılıyor. Tekrar tekrar kontrol ediliyor ve bir noktadan sonra kitap oluşuyor. Kitaplar yan yana geliyor, düzgünce sıralanıyor, kimine göre alfabetik, kimine göre boy göz önünde bulundurularak o rafa yerleştiriliyor. Kısacası raflara o işlevi katan şey aslında fikrin aktarılması. Eğer ki aktarılmasaydı, yani o kitaplar olmasaydı, raflar işlevsizleşecekti. Belki de fikirsiz bir dünya olduğu sürece o rafın önemsizleştiğini, sabitlenemeyeceğini aktarmak istemekte…

 

Beni etkileyen eserlerden bir başkası da bu zincirler. Her insan ister istemez hayatının bir bölümünde söyler her şey birbirine bağlı diye. Bir şey yaparsınız, o başka bir şeyi etkiler, o etkilenen şey başka bir şeyi etkiler adeta bir zincir gibi. Ta ki bir problem çıkana kadar. Bazı insanlar problemlerin üzerine gidip çözmek ister, bazıları uğraşmak istemez, vazgeçerler. İşte sorun çözmek belki de bu yüzden bu kadar önemli. O kerpeteni bulup o zinciri form olarak oraya uydurmak, bir sonraki zincire geçebilmek aslında insanın doğasında var. Alttakinden üsttekine ya da üsttekinden alttakine belki bu kadar basit bir yolla geçeceksiniz. Hayatınızdaki problemleri bir el hareketi ve kerpetenle çözecek, zekânızı gösterecek, farklılığınızı ortaya koyacaksınız. İnsanın diğer canlılardan ayıran şey zekâdır. Aynı zamanda insanı insan yapan inkâr etmesidir. Öldüğünü bilerek yaşayan tek canlı insandır fakat ölümü her daim inkâr eder. Siz de çözümünüzü inkâr edeceksiniz çünkü en ufak bir el hareketi o kerpetenin açılmasını zincirin kopmasını sağlayacak. O kopan zincir ise sizin belki de geçmişiniz. İnsan geçmişine bu yüzden bu kadar çok takılı kalıyor. O kerpeteni her daim tutabilmek için fazla ileri gidemiyor, olaylara bakıp ders çıkarıyor. Sürekli geri dönüyor, bakıyor. O kerpeteni kullanmasa ilerleyemiyor, olduğu yerde kalıyor ya da vazgeçiyor. İşte sadece bir tane eser bile böyle bir izlenim yaratırken bu sergiyi saatlerce gezmemek sanki bir hakaretmiş gibi geliyor.

Beni etkileyen bir başka eser ise aşağıda gördüğünüz buzlar. İlk dikkatimi çeken şey buzların üzerindeki sayılar oldu açıkçası. Daha sonra da yarışmalar aklıma geldi. Başarının öyküsü, azim, hırs, çalışkanlık ve son olarak gurur. Birinci olduğunuz yarışmalardaki tarifsiz gurur ve heyecan. İşte zaman ve uzam arasındaki bağlantıya da bu derece farklı bir yöntemle anlatabilmek ancak Madoz’un eseri olabilirdi diyor insan sergide gezerken. Belli bir zaman geçtikten sonra ilk gün ki öneminde olmuyor yarışmanın kazananı. Hatta birçok zaman unutuluyor, isimler tarihe karışıyor. Bu yüzden birinci, ikinci ya da üçüncü fark etmeksizin ortada sadece avuçların arasından akıp giden su kalıyor. Geriye kalan tek şey kazananların anıları, o günlerde yaşadıkları hatıralar oluyor.

Son olarak sizlere bu kalemlerden yaptığım çıkarımı anlatmak istiyorum.  Bu kalemleri görünce insanın aklına ilk olarak yazma eylemi geliyor. Kalemin asıl işlevini düşününce olması gereken de bu zaten ama yanan ateşi biraz daha derinlemesine düşününce insanın aklına okur-yazar kitle ve aydınlık geleceğimi geliyor. Aydınlık bir toplum için genç nesil ve bireyler… Tabi ki okumak ve anlamak kişinin kendisini eğitmesinin en temel yolu. Günümüzde dahi okullar için “eğitim-öğretim” yuvası deniliyor. Neden “eğitim” kelimesinin önce kullanıldığı ise ortada. Kişinin eğitimi söz konusu olmadan bir şey öğrenmek ne yazık ki mümkün değil. Yanan alevler ise eğitimin ve öğretimin aydınlık yolunu simgeliyor olabilir. Bu eser hakkında tabi ki böyle bir düşünceye kapılmak çok olağan fakat ben bunu ilk gördüğümde aklıma gelen yorum bu olmamıştı.

“(…) Giderek daha da çok, fazlalıklardan kurtulup bakışımı nesneye sabitler haldeyim: nesne daha çok grafik nitelik kazanıyor ve çoğu zaman hala tanınabiliyor olsa da, özünü kaybediyor…” Chema Madoz

Serginin kataloğunu elime aldığımda okuduğum bu cümle çok dikkatimi çekmişti. Chema Madoz’a ait olan bu cümle sergiyi dolaşırken aklımdan çıkmış, okumama rağmen anlamamıştım. Ta ki bu eseri görene kadar! Bana hissettirdiği şey okul hayatında adı yazılarım oldu. Yazı yazmak, doğru kelimeleri yan yana koymak birçok insana zor geliyor, çekinip yazmak istemezler. Bazıları ise yazıp içlerinden geçen her şeyi olduğu gibi aktarmak isterler. Yazdıkça yazarlar, yeni kalemlerle yeni kâğıtlarla… İnsanları aydınlatabilmek, farkındalık kazandırabilmek için ama her zaman her şeyi yazıp insanların dikkatini çekmek doğru olmuyor. Bazı koşullar insanları ceza almaya ve çile çekmeye sürüklüyor. Politik oyunların çokça döndüğü ülkelerde “açık fikirli” yazarlar, köşe yazarları, gazeteciler kalemleri bitirene kadar yazıyorlar ve kendilerini o ateşe doğru atıyorlar. Sırf halkı bilinçlendirmek, biraz da olsun gözlerini açabilmek için hiçbir kısıtlamayı göz önünde bulundurmadan yazabilen yürekten yazarlarımız cezalar çekiyor, suçlanıyorlar. Belki onlar için görünmez de olsa bir kısıtlama olmalı diye düşünüyor insan.

İşte benim bu fotoğrafta gördüğüm tek şey bu. Bir şeyler yazıp insanları bilinçlendirmek tabi ki çok değerli fakat insanın kendini kaptırıp o kalemi sonuna kadar kullanması bazen halkı bilinçlendirmek ve aydınlatmak yerine onları da kendiyle birlikte ateşe sürükleyebiliyor. Bu yüzden bazen yazarların kısa süreliğine de olsa kalemini orada bırakması ve o ateşi izlemesi gerekiyor. Belki alevin yönüne göre tekrar yazmak belki de durup alevin yönünü değiştirmek gerekiyor. Kim bilir belki yanı başında başka kalemleri vardır. Ateşi harmanlamak için başka düşüncelerimizi kullanması, dur deyip soluklanması gerek. Belki de tüm kalemleri yakıp küllerinden tekrar doğmak gerek.

Belki de benim de artık kalemi bırakıp biraz uzaktan bakmam gerek.

 

Not: Tüm görseller “http://www.chemamadoz.com/a.html” ve“https://www.cermodern.org/” internet sitelerinden alınmıştır.

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?